- Çevre, hayvan hakları, insan hakları vb. konuda yapılmış birçok belgesel film, hedef saptırma amacını başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.
İLHAM BAKIR
Popüler kültürü, daha çok duygusal ve içgüdüsel gereksinimlere dayalı itkileri harekete geçirmek üzerine kurgulanmış; bir akli analizden ziyade duygu tabanlı yığınsal ortaklık temelinde biçim verilen ve özünde kitleleri bir alışveriş- satınalma ilişkisine yönlendiren, bunun zeminini hazırlayan bir süreç olarak tanımlamak mümkündür. Popüler kültür, bir ortam ya da plantasyon olarak da adlandırılabilir. Popüler kültür ortamında değişim değeri olan nesnel bir mal olmadığı için ancak kültürel eylemler veya değişen tutum davranışlar üzerinden tartışabilmek mümkündür.
Popüler kültürün neye ve kime hizmet ettiğini anlayabilmek için kendisine dert edindiği alanlara bakmakta fayda var. İnsanları eğlendirmek ve onlarda eğlendiklerine dair bir sanı oluşturmak, bireyi bir yığınsallık içinde öne çıkarırken onu var eden toplumsallığından soyutlayarak önce kendi gerçekliğinden, sonra toplumsal gerçeklikten koparmak, günlük yaşamın temel sorunlarının sebep ve sonuçlarından uzak tutmak, en sonunda bütün davranış kalıplarının, tüketim ve yaşama alışkanlıklarının bir merkezden belirlendiği robotik bir forma ulaştırmak, popüler kültürün temel uğraş ve eylem süreçlerini oluşturur. Hiç şüphesiz popüler kültür ile endüstrileşme arasında çok doğrudan organik bir bağ söz konusudur. Doğuş aşamasında çok yoğun emek gücüne ihtiyaç duyan endüstri, yoğun emek sömürüsü sonucu oluşan birikimle yaratılan teknolojik üretim sonucunda kitlesel düzeyde bir işsizlik ortaya çıkmış, bu işsizliğin yarattığı huzursuzluklar ulusal ve uluslararası kapitalizmi ciddi bir şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. İşte popüler kültür dediğimiz süreç tam da bu dönemin ihtiyaçları için var edilmiştir. Düşünmeyen, sorgulamayan, sorunların kaynağının farkına varamayan, sorunlarını ve çözüm sürecini öteleyen, bir yığın gerçekliği yaratarak hem kapitalist üretim ilişkisinin ucuz emek ihtiyacını karşılamak hem de tüketim alışkanlıklarını istediği gibi şekillendirerek kârı maksimalize etmek, popüler kültürün en temel işlevleri olarak ortaya çıkmaktadır.
Tüm bu ilişkiler ağı içerisinde şüphesiz yığınları etkileme ve onların iktidara karşı muhalefet etme potansiyelini boşaltmak gücü bakımından tv, sinema gibi görsel iletişim araçları çok etkili bir biçimde kullanılmıştır. Bu sektörler temel isteklendirme ve etkileme güçlerini, geniş kitleler üzerinde eğlendirme üzerinden şekillendirirken, yığınlara göre eğitimli ve belirli bir bilgi birikimi sağlamış daha dar bir çevre üzerinde ise daha entelektüel bir bağlam oluşturarak manipülasyon gerçekleştirebilmektedir. Büyük yığınları çok basit araçlarla, ucuz tv programları veya sinema filmleri ile oyalamak mümkünken görece bilgi ve entelektüel birikime sahip kesimi oyalamak ve onlarda muhalefet ettikleri, itiraz ettikleri hissini uyandıracak daha incelikli sanatsal araçlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu araçlar içerisinde “sanatsal film” diye tabir edilen sinema filmleri ve belgesel filmler önemli bir yer tutmaktadır. Anlayabilmek için belirli bir birikim ve entelektüel çaba gerektiren sanatsal sinema filmleri ve belgesel filmler, bu kesimler açısından hem iktidara belli bir düzeyde muhalefet etme sanısını oluştururken bir yandan da geniş yığınlardan farklı oldukları üstün oldukları tatminini yaratmaktadır. Özellikle belgesel film izliyor olmak, bu kesimlerin günlük sohbetinin önemli bir övünç kaynağını oluşturmaktadır. Belgesel film izleyen bu elit entelektüel kesimler toplumsal sorunların farkında oldukları, bunların çözüm yolları ile ilgili kafa patlattıkları ve hatta bunlarla ilgili sivil toplum kuruluşu-dernek organizasyonları vb. yapılarla sürece müdahale ettikleri yanılsamasını da yaşamaktadırlar. Çevre eylemleri, hayvan haklarını savunma gibi sosyal sorumluluk etkinlikleri bu belgesel entelektüelizminin önemli yansımalarıdır. Ne bu etkinliklerde ne de bu etkinliği yapma bilincini geliştiren belgesel filmlerde çevre tahribatı, hayvan kıyımı, insanların barınma ve yerleşim hakkı gibi sorunların kapitalizmin üretim ilişkilerinden kaynaklandığına dair bir tespit bir analiz görmek mümkündür. Buradaki entelektüel çaba en fazla bir şirketi, bir kurumu, bir yöneticiyi sorumlu tutma, böylece kapitalizmin büyük tahribat fotoğrafını gizleme çabasından başka bir şey değildir. Çevre, hayvan hakları, insan hakları vb. konuda yapılmış birçok belgesel filmin amacı ve ortaya koyduğu analiz ve yaklaşımın, bu hedef saptırma amacını başarılı bir şekilde gerçekleştirdiğini söylemek mümkündür.
Hakiki olan ile hakikatin, tüketim toplumunun ihtiyaçları için yönlendirilmiş formu arasındaki farkın ortadan kalktığı bir simülatif toplum gerçekliğinde bir kaydedici, nesnel olanı belgeleyen olarak kameranın gerçeği olduğu gibi yansıttığı, yansıtması gerektiği söylemi hakikati algılama biçimi olarak belgesel sinema üretme peşinde bir sinemacı için herhangi bir karşılığı olmayan bir manipülatif argümandır. Bu argümanın sahipleri, bizlerin gerçeği, onların kameralarını kurdukları yerden görmemizi isteyen, yeniden kurguladıkları gerçeğin yegâne algılayış biçiminin kendi kameralarıyla çerçeveledikleri içinde kalan sınır olduğu algısını bizde yaratmaktır. Yani hakikatin, hakikat olmayan biçiminin yönlendirilmiş gerçekliğin bize hakikatmiş algılatılması çabasıdır.
Gerçekliği kendine konu edinen her çalışma, her sanatsal üretim bir yeniden sunumdur. Belgesel sinema da ele aldığı gerçeği yeniden üretir. Burada belgesel sinemanın gerçeklikle kurduğu ilişki, gerçekliği yeniden kurgulayışı, belgesel sinemayı yapanın nerede durduğu ve nereden baktığıyla çok doğrudan orantılıdır. Kameranın arkasındaki gözün neyi gördüğünden ziyade nasıl gördüğü, gerçeklikle kurulan ilişkiyi belirleyen yeniden üretim biçimidir. Fransız düşünür ve psikanalist Pontalis “Ne olursa olsun görmeliyiz. Yalnızca görmek değil, yokluğun neden olduğu hüzünleri dindirmek; sevdiğimiz, bize kimliğimizi yansıtan nesnelerin görüş alanımız içinde olduğundan emin olmak için görmeliyiz” der.