- Soğuk Savaş sırasında sıklıkla Almanya'da radikal muhaliflere söylenen "Geh doch rüber!/Karşıya geçsene!" cümlesi, aniden tarih çöplüğünden çıkarıldı.
SELİM FERAT
Federal Almanya’nın kuruluşundan (1949) bu yana ilk kez "Anayasayı Koruma Teşkilatı" tarafından "kesinleşmiş aşırı sağcı" bir parti (AfD), Almanya’nın bir eyaletinde (Saksonya-Anhalt) en güçlü siyasi temsil hakkına sahip oldu.
İşçilerin yüzde 60’ının AfD’ye oy vermesi, sınıfsal tercih muhakemesine darbe olarak not edilecek, beklenmedik bir gelişmeydi.
Hristiyan Demokrat Partisi’nin (CDU) 20 puan kaybederek yüzde 17,2‘ye gerilemesi, devlet politikasının el frenine basması için sürpriz bir gelişme oldu.
Adı geçen eyalette, DDR’in Federal Almanya’ya zorunlu katılmasından bu yana, 2006’da seçime katılımın en düşük oranı 44,4 iken, AfD’nin oyların yüzde 43,8’ini aldığı son seçimde bu oran rekor düzeye, yüzde 77,8’e ulaştı.
Burjuva rasyonellerinin bitiş noktasına gelmediği Almanya’da aşırı sağ bir partinin, "faşizme" yakın portrelerle sahnenin üst köşesinde yer alması, Almanya içinde ve dışında skandal gelişme olarak değerlendirildi.
İki dünya savaşını başlatan Almanya’nın muhtemelen üçüncü bir vakaya yol açabileceği varsayımı, Almanya’daki mevcut hükümet için bir alarm niteliğindeydi.
Alman Şansölyesi Merz, bu gelişmeyi "tarihi bir dönüm noktası" olarak nitelendirdikten sonra devletin diliyle konuştu: "Ülkemizdeki herkese şu güvenceyi veriyorum: Kurumlarımız dirençli ve sağlamdır. Anayasa bu düzeni koruyup güvence altına almaktadır ve benim başkanlığımdaki Federal Hükümet, Anayasa'nın hayata geçirilmesini sağlayacaktır".
Bu cümlelerin yaşamdaki tercümesi: "Almanya, beklenmedik virajlarda kaza yapmayacak ekonomik güce sahip bir ülkedir ve radikal güçleri törpüleyerek sisteme entegre edecek kapasitemiz var."
Bir yerde "denkleştirme-ayar demokrasisi", ancak az grileşmiş, biraz da kirlenmiş Almanya’daki toplumsal arenada, radikal sağa meyilli iradeye keskin viraj Berlin’de alındı:
Sol Parti Berlin'deki Eyalet Meclisi seçimlerini, sansasyonel bir başarıya imza atarak (yüzde 25,7 oyla) kazandı.
Burjuva diktatörlüğüne karşı proletaryaya dayanan bir parti olmamasına rağmen sol görüşler yelpazesi karışımından oluşan taraftarlarıyla Die Linke’nin (Sol Parti) kazanmasının değeri ne olabilir sorusu daha sorulmadan Bild gazetesinden Der Spiegel dergisine dek, Sol Parti’nin seçimlerden beklenenin iki misli fazla oy alarak, "Almanya’nın Vitrini" Berlin’de hükümet kurma yetkisine sahip bu partiyi kriminalize etmeyi yeğlediler.
Soğuk Savaş sırasında "Geh doch rüber!" (karşıya geçsene!), sıklıkla Almanya'da radikal muhaliflere söylenen bu cümle, aniden tarih çöplüğünden çıkarıldı.
Nedeni, Almanya’nın başkentinde, "halk partileri" CDU ve SPD’yi geride bırakan sol görüşlü bir partinin ve göçmen bir ailenin kızı Elif Eralp’in bu partinin Belediye Başkanı adayı olarak seçimi kazanmasıydı.
Böylece iki kutuplu bir tehlike: "Sol ve Göçmen" Almanya’da siyasal depremin gündemi oldu.
Elif Eralp’e karşı siyasi "linç” kampanyası başlatıldı.
Nitekim SPD ve Yeşiller Partisi ile yapılan koalisyon görüşmelerinden önce de Sol Parti’ye "antisemitizm” ayarı verilmeye çalışıldı, hedef bu partinin "Anayasa’ya bağlılığını” diplomatik tünelde deklare etmek ve devletin garantörlük ettiği çerçevede tutmak.
Federal SPD yönetimi Instagram'da yaptığı paylaşımda, "Antisemitik sloganların toplumumuzda da siyasetimizde de yeri yoktur. Sol Parti bu konuda sınanacaktır; saflarında antisemitizme ve klan tipi suç örgütlerine kesinlikle en ufak bir yer bile vermemelidir" diyor.
Almanya’da "kontrollü demokrasi”nin kısa hikayelerinden biri bu. Sol tehlikeye karşı muhafazakar, tutucu, sağcı Bild ile Almanya'nın en önemli ve Avrupa'nın en yüksek tirajlı haber dergisi Der SPIEGEL’i bir araya getiren sihir de: antikomünizm.