- Arda Güler’in kollarına "Futbol Genelkurmay Başkanı" apoleti yerleştirildi. O genç yaş çocuğu Arda Güler, bu baskı ve yükün altından nasıl kalkacaktı?
SELİM FERAT
Kaliforniya’nın Santa Clara kentinde yenilen, Arda Güler değil Erdoğan oldu.
Neden mi?
Hiçbir spor dalı futbol kadar ekonomi, siyaset, kültür ve medya, toplumsal alanlar arasındaki ilişkiyi anlamak açısından eşsiz uygunluk içermez.
Erdoğan’ın talimatıyla, Türk Milli takımı için yapılan video aktarımında: "Mübarek bu topraklar, göğsümüzde ay yıldız var; geldik buraları inletmeye, sorun bizi tarihlere."
Bununla bitmiyor iş.
Erdoğan sahaya iniyor; Türk tankları savaş alanında;
Türk jetleri dünyaya meydan okuyor;
Erdoğan’ın metalik bakışları Hitler’in sert bakışlarına meydan okuyacak oranda hümanist.
Savaş mevzileri, Türk milli takımına, bir milyonluk "kahraman" bir ordunun bile kazanma şansının olmadığı bir dünyada tarihin dayanılmaz yükünü taşımakla mükellef kılıyor.
O genç yaş cocuğu, afacan, becerikli Arda Güler bu baskı ve yükün altından nasıl kalkacaktı merak ediyordum.
Sosyal toplumun karmaşasının "mikrokozmusu" olan Türk futboluna, sorunlar ve çatışmalar yüklendi.
Sadece spor olması gereken Türk sporuna, Kürtler ve Kürdistan mevzilerine saldıran siyasi start verilmiş oldu ve yetenekli futbolcu Arda Güler’in kollarına "Futbol Genelkurmay Başkanı" apoleti yerleştirildi.
Spor sosyolojisi ile siyaset sosyolojisinin bu kadar akrabalaştığı ülke sadece Türkiye değil.
26 Haziran 1969'da Meksika şehrinde oynanan üçüncü ve belirleyici maçta, Mauricio "Pipo" Rodríguez, uzatma dakikalarında El Salvador için galibiyet golünü atarak skoru 3-2'ye getirdi ve Honduras'ı eledi. Kısa süre sonra isyanlar çıktı ve ölümler yaşandı. İki ülke arasında savaş çıktı…
Paraguay’a sadece bir golle yenilen Türkiye, Dünya Kupası'na veda etti.
Arda Güler’i "çok üzgünüz, utanç duyuyoruz…özür dileriz" açıklamasına mecbur eden nedenler, sadece futbol oyunuyla sınırlı değildi.
Politik beklentiler;
Yüzyılı aşkındır neredeyse sürekli teyakkuzda olan Türkiye’de egemenlerin topluma yüklediği sorumluluklar, dayanılması zor baskılar ve beklentiler, bu son maçta Arda Güler’in yükü olmuştu.
İsviçre’de yayınlanan Cicerio dergisi son sayılarından birinde: "Türkiye gibi bazı ülkelerde, bireysel oyuncuları gol yemeye ikna etmek için komplo kurmaya bile gerek yoktur. İçeriden gelen bilgilere göre, bir kulüp başkanı, çok para kazanmak veya rakip bir kulübe zarar vermek anlamına geliyorsa, mağlubiyet emri verebilir".
Bu defasında, Kulüp Başkanı değil, Türk Reisi, başta Kürdistan‘a karşı üste durmak için milli takımın yenilgisine yol açacak bir video yayınlatarak, mağlubiyeti "garantiledi".
Futbol özünde sadece bir oyundur, ancak siyaset ve toplumu etkileyecek özelliklere de sahip olabilir.
Amedspor’un yükselmesini, yükselen Kürdistan’la ilintilendirebilirsiniz.
Yükselen Amedspor’un yükselen Kürt toplumu üzerindeki etkisi yadırganamaz ölçüdeydi.
"Dünya Kupası'na gidiyoruz" ile "göğsümüzde ay yıldız var, kupayı alacağız" forması arasında büyük fark var.
Arda Güler’in yenilgisinden sonra, siyasette neler olacak?
Bunu sadece futbolun etkisine bağlamıyorum.
Futbol ile ilgili siyaset, Erdoğan’ın geleceğiyle ilgili siyasete yüklenirse ne olabilir?
Trump, Macaristan’a elçi göndererek, Orban’ın yeniden seçilmesini sağlamak istemişti.
Orban hezimete uğradı.
Trump, Türkiye’ye gelerek Erdoğan’ın gelecek seçimlerde kazanması için sinyal verecek (?).
Son birkaç aylık gelişmeler, toplum için "bardağı taşıran" olarak tarih yapabilir.
Seçimde, hangi koalisyon kurulursa kurulsun, her şeyin farkına varan topluluklar, sandığa gittiklerinde, Erdoğan’ın beklentisinin tam tersi, çok daha üst düzeyde bir veto yoluyla çeyrek yüzyıla yakındır karartılan bir tünelin sonunu getirebilir.