- Kürdistan’ın, şartlara bağlı, müzakere sonucu ya da etkin tüm güçler ile diyalog neticesinde başlattığı sürece itiraz edenler, sorumluluktan kaçıyor.
SELİM FERAT
İlk kurşunla başlarken Kürdistan, sert birçok kayaya çarpacağını biliyordu.
Aradan on yıllar geçti.
Bugüne geliyorum:
Amedspor’un golcüsü Diagne, "Şimdi kendimi sadece Amedspor oyuncusu gibi hissetmiyorum. Kendimi bu ailenin içinde hissediyorum. Hatta bazen kendimi Kürt gibi hissetmeye başladım” dedi.
1984’te minareden devrim bildirgesi okuyan silahlı mücadelenin ilkleri döneminde olsaydı, Amedspor’un golcüsü kendisini zindanda bulurdu.
Siyaset kumara benzemez, ancak devrimci mücadelenin kullanacağı kartı yoksa karşıtını mücadele sahnesine davet etme yeteneğinden yoksun kalır.
Türkiye’nin adına 'Terörsüz Türkiye' dediği denklemde, devlet terörü yoksa atın çöpe.
Mehmet Uçum, Kürdistan ismini "geçmişte coğrafik bir bölgenin adı" olarak kanıksatmak istiyorsa bu hem devleti, hem de kendisini uçuruma götürecek kadar körlük olur.
Asıl konuya dönersek:
Barışın olduğunu, ezilenlerin adresinden bilmek gerekiyor.
Diyarbekir’de yaşayanlar, barışın geldiği sinyalini verince gelmiş olur barış.
'Geçiş süreci, süreç, entegrasyon süreci, barış süreci' gibi kavramların içini doldurmak, tarafların tarihi tangosunun her evresinde alacağınız notların toplamından çıkar.
Kürdistan’daki özgürlük ve kurtuluş mücadelesini yürüten kadroların, adı ne olursa olsun gelecek süreçten sorumlu olduklarını;
Minareden silahlı mücadelenin başladığına dair bildirgeyi okuyanların, Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de sözünün toplumlar nezdinde geçmediği o günden bu yana neredeyse yarım asır geçti.
O zamanlar Kürdistan’ın politik sahnede etkisini 10 üzerinden artı 5 olarak kabul edersek, şimdiki Kürdistan kartının etkisini artı 8-9 oranında varsaymak mümkün.
Ulaşılması gereken, kaderini belirlemek üzere, yaşamak için ömrün sonuna dek durmaksızın mücadele eden, politikleşen bir halk olmaktı.
Şimdilerde geldiğimiz durak bu.
Tezim: Kürdistan’ın, şartlara bağlı, müzakere sonucu ya da etkin tüm güçler ile diyalog neticesinde başlattığı sürece itiraz edenlerin sorumluluktan kaçtığıdır.
Kalem, yazdığının bedelini taşıyacak kudretten yoksunsa sahibi kırmalı kalemi.
Böylece:
Rojava kantonlarının dünyaya yayılmasını.
Afrika, Latin Amerika kıtalarına etik örnek öncü Komutan Mazlum Ebdî’nin Rojava merkezli Ortadoğu Cumhuriyetleri’nin sembolü olmasını diliyordum.
Dünyanın bilinen güçleri devreye girdi ve Halep Katliamı’ndan sonra keskin bir virajdan geçti Rojava.
Mazlum Ebdî’nin Kürtlerin öncülüğündeki QSD'nin lağvedildiğini duyurmasını, kendisinin de ulaşılması gereken hedefin uzağında olduğunu bildiğinden hareket ediyorum.
Böyle bitmeyecek tarih.
Bu da keskin bir viraj; sadece Rojava için değil, Suriye’de Ankara’ya bağlı Saray rejimi için de öyle.
Adına "doğruya ulaşmak için atılmış yanlış bir adım";
Adına, oyunu kurallarına göre oynayan, ne istediğini bilen dava insanlarının sorumlulukla hareket etmesi;
Adına, kurtuluş ve özgürlük için seçilen başka bir yol diyebilirsiniz.
Bunu "devrimin mirası ve değerlerinden vazgeçmek" olarak nitelerseniz ya son 12 yılı hiç takip etmemiş ya da Rojava kazanımlarının nasıl güçlü bir kart olarak tarih sahnesine çıktığını görmemiş olursunuz.
“Bir adım ileri, iki adım geri”ye (Lenin) denk düşen bir süreç.
İçinde gerilim, çatışma, müzakere var, önemlisi süregelen ve devam edecek bir halk mücadelesi var.