- Max Weber, insanların neden başkalarının yönetimine boyun eğmeye istekli oldukları sorusunu yoğun bir şekilde inceler.
SELİM FERAT
Tahakküm edenler, neden egemenler?
Egemen olmak için etkenler neler?
Egemen olanlar, insana tahakküm edenler, hangi sosyal zemine dayanıyorlar.
Egemen olmak isteyen herkes tahakküm edebilir mi?
Bu soruların cevabını bir sosyologdan aktarıyorum:
Teorisine başvurduğum sosyolog, insanların neden başkalarının yönetimine boyun eğmeye istekli oldukları sorusunu yoğun bir şekilde incelemiş.
Üç ideal egemenlik türünü tanımlamış.
* Geleneksel Egemenlik: Alışkanlıktan kaynaklanan itaat (örneğin, kalıtsal monarşiler).
* Karizmatik egemenlik: Bir liderin, özel ve kişisel karizmasına dayalı itaat.
* Rasyonel (veya yasal-biçimsel) egemenlik: Sabit, kişisel olmayan kurallara, yasalara ve biçimsel niteliklere dayalı itaat. Bürokratik devletin temeli.
Birinci tür, Osmanlı’ya dayalı kalıtsallığa işaret ediyor.
İkincisi, medya ve tahakküm araçları üzerinden "kültleştirilen“, güç ve medya tahakkümüyle oluşan, sosyal karizmasız egemen "karizma“.
Üçüncüsü ise bir partiye, bir kişiye dayanan, ikinci derecede kadroların tahakkümüyle inşa edilen temeller üzerinde yükselen "bürokratik devlet“.
Başvurduğum sosyolog, Karl Marx’ın burjuva eşdeğeri olarak tanımlanan, modern sosyolojinin babası olarak kabul edilen Max Weber. İki gün önce, ölümünün üstünden 106 yıl geçmiş oluyor (14.06.1920).
Karl Marx’a göre insan bilincini ekonomik koşullar belirliyor (tarihsel materyalizm).
Max Weber, fikirler, dinin ve değerlerin (bilincin) ekonomik koşulları ve kapitalizmi şekillendirdiğini savundu.
Almanya’da sosyal tarihte derin izler bırakan etkin sosyolog ve ekonomist Weber, insan eylemini merkeze koydu.
Weber’e göre; "Bir eylem, eylemi gerçekleştiren kişi ona öznel bir anlam yüklediğinde ve bu eylem diğer insanların davranışlarıyla (örneğin, etkileşim, iletişim) ilişkili olduğunda "sosyal"dir.
Weber, bunu "sosyal eylem“ olarak adlandırır.
Weber’e göre; sosyoloji "insanların eylemlerine yükledikleri güdüleri, niyetleri ve anlamı araştırmalıdır.“
Sadece anlamak yeterli değil.
Sosyoloji, "nedensel“ olarak, niyetlerin ve güdülerin nedenlerini ve sonuçlarını ortaya çıkarmalıdır.
Max Weber, sosyolojiyi, "sosyal eylemi yorumlayıcı bir şekilde anlamayı ve böylece seyrini ve etkilerini nedensel olarak açıklamayı amaçlayan" bir bilim olarak tanımladı.
Weber’i etkili kılan kuramlardan biri, "yorumlayıcı sosyoloji“ olarak bilinen alanı kurmasıydı.
Asıl amaçlarından biri, modern Batı toplumunun ortaya çıkışına açıklık getirmekti.
Sosyal Eylem Teorisine göre, dört eylem türü insanın sosyal yönelimlerini belirliyordu:
* Araçsal (amaç odaklı)
* Değer-rasyonel (inançlarla yönlendirilen)
* Duygusal (duygularla yönlendirilen)
* Geleneksel (alışkanlıkla yönlendirilen).
Weber’in etkili başka bir teorisi, ekonominin kültürel kökenlerini inceleyen "Protestan Ahlakı“ eserinde saklı.
Ona göre; özellikle Kalvinist Protestanlığın, dünyevi başarıyı ve sıkı çalışmayı ilahi hak işaretleri olarak değerlendiren bir zihniyet geliştirdi.
"Dünyevi çilecilik", kârların sadece tüketilmesine değil, yeniden yatırılmasına da yol açan, modern kapitalizmin ortaya çıkışının ardındaki önemli bir itici güçtü.
Weber, iki temel etik duruşu birbirinden ayırdı:
* İnanç etiği: Sonuçları ne olursa olsun yalnızca ahlaki ilkelere göre hareket etmek.
* Sorumluluk etiği: Öngörülebilir sonuçlara ve kişinin kendi eylemlerinden sorumlu olmasına odaklanan eylem.
Türkiye’deki egemen erkte, kurulduğundan beri bu iki etikle ilgili hiçbir emareye dair iz bulmak mümkün değil.
Son çeyrek yüzyıla bakarsanız, tahakküm edenler, kendilerinin sonunu getirebilecek kadar, etik ilkeden yoksun; ne inançlı ne de sorumlu.