Cep delik cepken delik; kevgir misin kardeşlik 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

21 Ekim 2021 Perşembe - 23:00

  • Tezkereye evet demeden önce seçmene bu sorunun cevabını verin. “Parlamenter sistem” yetmez. Parlamenter rejimde savaşı durdurmak ve çözümü gerçekleştirmek gerekir.

Anlatan anlatıyor. Anlatılan liranın “macerası”. Bütçe konuşulurken hatırlayalım:

Çözüm süreci sırasında, yani 2014 yılında vatandaşın 100 lirasının gerçek alım gücü, enflasyon-kur sarmalında henüz 66 lira 10 kuruşmuş.

Çözüm süreci bitmiş, aynı yüz liranın gerçek alım gücü 2016 yılında 56 lira 10 kuruşa inmiş.

Derken 2018 yılında 40 lira 10 kuruşa gerilemiş.

2020’ye geldiğimizde facia: Yüz liranın gerçek alım gücü 32 lira 16 kuruş halini almış.

Ama, o da şimdilik; daha önce elinizdeki yüz lirayla artık sadece 27 lira 54 kuruşluk mal alabiliyorsunuz.  

Ekonomi deyince köşelerde ve ekranlarda “ekonomist” dediğimiz uzmanlar konuşuyor. Ana tezleri şöyle:
“Ülkede kurumlar ölmüş, güven bitmiş, makro-mikro göstergeler tepetakla olmuş, Merkez Bankası bağımsızlığını yitirmiş, kuvvetler ayrılığı çökmüş, tek adam rejimi kurulmuş, o nedenle ekonomi de sizlere ömür yıkılıp gitmiş.”

Çare de “güçlendirilmiş parlamenter sistemdeymiş.”

Elbette faşist rejime son vermek temel mesele. Ancak yerine gelecek olan sistemde ekonomik kriz nasıl aşılacak?

Bu sorunun cevabı tek başına “demokrasi” değildir. Böyle derseniz size “Çin’de demokrasinin zerresi yok, ama bu ülke ABD’yi tahtından indirmek üzere” derler. Soru “demokrasi gelince ekonomik krizden nasıl çıkılacak” sorusudur.

Ekonomi neden Krizde?

Ekonomik kriz ekonomik hatalar yüzünden patlamadı. Ülke zenginliğinin nerelere gittiğine bakacaksın? İnşaat bile sonuçta verimsiz olsa da ekonomik bir faaliyettir. Ama ülke zenginliğini asıl yutan “kara delikler” başkadır.

En büyük kara delik  savaş harcamalarıdır. Şu anda bütçe konuşuluyor. Silahlanma bütçesi yüzde otuz artacak. Görünen ve gizlenen kalemleriyle yüzmilyarlarca doları bu yutuyor.

Sen Kürt’ün kanına girilmesine alkış tutarken, Erdoğan’ın ve paşaların eli ekonominin cebinde tüm zenginliği tanka, topa, iha’ya, siha’ya yatırıyor.

Bu paralar üretimden çalınan paralardır. ekonomik krizin temel sebebi bu militarist politikadır. 

Savaşın durduğu, çözüm sürecinin yürürlükte olduğu zaman ekonomik kriz yoktu. Şimdi var.

Savaş ve çözümsüzlük yüzünden ekonomik kriz tırmandıkça ne oluyor? Erdoğan’ın oyları düşüyor. Ne yapacak? Bir başka “kara deliğe” para akıtacak. İktidarını korumak için üç kara deliğe para akıtma ihtiyacı var:  

Birisi, polis-bekçi-MİT-SADAT… Bunlar parazit, yani asalak. Üretmiyor tüketiyorlar. Halkın demokrasi talebini başka türlü bastıramaz. Öyle olunca polis devleti dev bir kara delik oluyor ve ekonomik kriz derinleşiyor.

Rejimi ayakta tutmak için ikinci kara delik medya. Satmayan gazetelere, izlenmeyen TV’lere milyarlar akıtmak zorunda. Binlerce asalak trol milyarları yutuyor. Faşist propaganda ekmek değil ki yiyesin. Buna harcanan milyarlar ekonomik krizin çok büyük bir etkeni.

Üçüncü kara delik Diyanet. Ayakta kalmak için “dini propaganda” faşist rejim için vazgeçilmez. En hayati işleri gören bakanlıklardan daha büyük. Daha da büyüyor.

Buraya akıtılan milyarlarca dolar üretimden, tarımdan, eğitimden, sağlıktan kesiliyor ve krizi derinleştiriyor. Ve bu asalak kurumun Saray’da yazılan “hutbeleri” vatandaşın karnını doyurmuyor.

Çare ne?  

Savaşa son vermek ve buna neden olan Kürt sorununu çözmek. 

Bunu yaptığın zaman “savunma” masrafların onda bire düşer. 

Demokrasi olduğuna göre bunca polis, jandarma ordusunu beslemek gerekmez. Milyarlar cepte kalır. Basın özgürlüğü gelince havuz medyası artık milyarları hortumlayamaz. Ve devletin din üzerindeki vesayeti kalkıp, ibadet mü’minlerin gönüllü desteğine bağlanınca, ülke asalak ve sahte dinci Diyanetin yuttuğu milyarları yeniden kazanır.

Ekonomik krize hiçbir “iktisat teorisi” çare olamaz. Çözüm politikadadır. Savaşı durdur, Kürt sorununu çöz, krizden çıkarsın.

Nisbi barış ve güvencesiz çözüm döneminde bile ne durumdaydın, şimdi ne durumdasın?

O zaman da Erdoğan vardı, şimdi de Erdoğan var. Ama o zaman işsizin azdı, enflasyon düşüktü, dolar üç buçuk lira idi. 

Bu da şunu gösterdi: Barış ve çözüm ekmek demektir, iş demektir, özgürlük, demokrasi, insanca hayat demektir.

Şimdi Millet İttifak’ı, Akşener’in sözlerine bakılırsa, Suriye devletine ve Rojava’ya karşı savaş tezkeresine “evet” diyecekmiş.

Yani savaş ve Kürt sorununda çözümsüzlük devam edecekmiş.  
İyi de ekonomik krizi nasıl çözeceksiniz. Milyonların sefaletine nasıl çare bulacaksınız?

Silahlanma masraflarına, polise harcananlara, medya cukkalarına, Diyanet adı altındaki propaganda cihazının dev bütçesine el atacak mısınız? Barıştan ve çözümden yana olacak mısınız?

Tezkereye evet demeden önce seçmene bu sorunun cevabını verin. “Parlamenter sistem” yetmez. Parlamenter rejimde savaşı durdurmak ve çözümü gerçekleştirmek gerekir.

Bilin ki, bugünkü duruma savaş ve çözümsüzlük yüzünden parlamenter rejimin faşizme dönüşmesiyle birlikte yuvarlandık. Bu kafayla yine yuvarlanırız.

2015’te savaş başladı, çözüm süreci sona erdi, paranın ayarı da bozuldu, ekmeğin gramı da düştü. O günden beri “cep delik, cepken delik kevgir misin be kardeşlik” hallerine ağlarız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.