- Türkiye’nin NATO zirvesindeki başarısı büyük puntolarla gazete manşetlerinde yer bulurken ABD’den alacakları karşılığında Türkiye’nin ne vereceğinden asla bahsedilmiyor.
HÜSEYİN GEDİK
Çok şaşalı ve bir o kadar da absürt karşılamalı NATO'nun Ankara'daki zirvesi, tek cümleye sıkıştırılacak bir özetle sona ermiş oldu. Kısacası Rusya tehdit ülkedir, Ukrayna desteklenecektir. Güvenlik harcamaları ve Silahlanmada tam gaz ileri. Savunma stratejilerine yeni yatırımlar, iş birliği, üretim ortaklığı gibi anlaşmalar, taahhütler ve bildik manzaralar.
‘İtibardan tasarruf olmaz’ sözünden ödün verilmedi. Organizasyona, 11,5 milyar TL harcama yapıldı. ‘Yağlı hoşaf isteriz’ deyip Osmanlı'ya karşı kazan kaldırmış ve yine Osmanlı tarafından başı ezilmiş yeniçeri kılıklı karşılama töreniyle özel üretilmiş hediyelik tabancalarla uğurlama seremonisi en dikkat çekilen detaylar oldu. Yollar asfaltlandı, kaldırımlar yıkandı, duvarlar boyandı, tabii bir de güzel ülkenin çirkin görünümlü manzarasını perdeleyen göz boyamadaki yaratıcılık! NATO toplantısının içeriğinden bağımsız değerlendirmeye değer konulardır.
Toplantının güvenlik boyutu ise gereğinden fazla abartıldı. Ankara’da yaşam durma noktasına getirildi. Yollar trafiğe kapatıldı, Meclis tatil edildi, gözaltı ve tutuklamalar yapıldı, Macron’un sabah koşusu için halkın parka girişi engellendi, yerli basın mensuplarına akreditasyon uygulandı. İçişleri Bakanlığına göre ‘abartılı değil gerekli tedbirler’ olarak kayda geçti.
Ne alıyor ve ne veriyor?
NATO toplantısının Türkiye’yi ilgilendiren kısmı ise maalesef karanlıkta kaldı. Türkiye’ye biçilen rol yeterince anlaşılamadı. Türkiye'nin, Trump’tan birtakım sözler aldığı anlaşılıyor. Bunlar; CASSA yaptırımlarının sonlandırılması, Yunanistan ve İsrail’i kaygılandırsa da F-35 uçak alımında engellerin kalkması, KAAN uçağına motor alımı, Türkiye’nin kazanım hanesine yazılan gelişmeler olarak değerlendirildi.
Türkiye, NATO için önemli ama güvenilmez bir ortak profili çiziyor. Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sisteminde görüldüğü gibi sorgulanmaya muhtaç bir ilişki tarzı var. S-400’leri elden çıkarması koşulu (BAE'ye satılacağı söyleniyor), İsrail’in Türkiye konusunda duyduğu birtakım kaygıların giderilmesi şartı da ortada dururken, verilen sözlerin muğlaklığından başarı türetilmiş oldu.
Türkiye’nin NATO zirvesindeki başarısı büyük puntolarla gazete manşetlerinde yer bulurken ABD’den alacakları karşılığında Türkiye’nin ne vereceğinden asla bahsedilmiyor. Donald Trump, dostu Erdoğan’ı övgüye boğarken, Türkiye’den bir şey almadan bir şey vermeyeceği de iyi biliniyor.
Zbigniew Brzezinski’nin soğuk savaş döneminde çok popüler olan, ABD ulusal güvenlik belgesi niteliğindeki jeostratejisini anlatan ‘Büyük Satranç Tahtası’ kitabında Türkiye gibi ülkelere biçilen rolün daha aktif hale getirilmesini çağrıştıran bir NATO zirvesi gerçekleştirildi. ABD’nin uluslararası alanda özel güvenlik ve savunma politikaları kapsamında ‘miğfer ülke’ konumlandırmasına uygun, ileri karakol görevini gören, Ortadoğu’da koçbaşı olarak kullanacağı bir Türkiye istiyor. Erdoğan da buna oldukça yatkın duruyor.
Muhtemelen, Türkiye’nin İran savaşında aktif hale gelmesi, Gazze konusunda geri adım atması, Lübnan’da Hizbullah’ın etkisizleştirilmesinde rol alması, Rusya’yla olan ‘al gülüm ver gülüm’ münasebetlerini NATO’nun tehdit olarak tanımladığı politikalarıyla uyumlu hale getirmesi karşılığında ABD ile ilişkilerini normalleştirmiş olması akla daha yakın duruyor.
Suriye ve NATO denklemi
Trump’ın, ev sahibi Erdoğan dışında sadece Zelenski ve Şara ile yan yana gelmesi, Ukrayna ve Suriye’nin geleceğine dair dikkat çekicidir. BAAS rejimi döneminde Rusya ekseninde kalmış Suriye’nin, Batı'nın çıkarlarına, NATO’nun güvenlik stratejilerine entegre edilmesi dikkatten kaçmaması gereken bir konudur. Şara’ya meşruluk kazandırmanın yolu da buradan geçiyor.
HTŞ terör örgütü liderliğinden Suriye devlet başkanlığına sıçrama yaptırılan Şara, Suriye’yi NATO’nun bölgesel çıkarlarına uygun konumlandırması, İsrail’in güvenliğine uyumlu olması karşılığında uygulanmakta olan yaptırımların kaldırılması bekleniyor. Şara’nın övgülere mazhar olmasının asıl nedeni, NATO’nun çıkar denkleminde Suriye’nin yer almaya başlamasıdır.
NATO’nun Ankara toplantısı, kısa bir süreliğine de olsa çözüm sürecinin 'çerçeve yasa' taslağı tartışmalarını, 'mutlak butlan' kararıyla CHP yönetimine müdahale ve belediyelerine yönelik hız kesmeyen şafak operasyonları, Ekrem İmamoğlu’nun yılan hikâyesine dönen yargılama mizanseni gibi konuları gölgede bıraktı. AKP iktidarı, şimdi ‘nerede kalmıştık’ sorusuyla asıl iç gündemine tekrardan dönmek zorundadır.
Çözüm sürecinin akıbeti
Ankara’nın içinden NATO geçse de asıl geçmesi gereken konu; çözüm sürecini ilgilendiren yasal ve hukuki boyutun Meclis'e gelmesidir. Türkiye’nin NATO toplantısıyla dışarıya yansıyan yüzü ile içeride yaratılan karanlık tablo birbiriyle taban tabana zıttır.
Bırakalım İHA’ların ve SİHA’ların havada uçuşmasını, açlık sınırında yaşayan toplumsal kesimlerin yerlerde süründüğü bir ülke tablosu var. Türkiye’yi karanlığa gömen AKP iktidarının günü birlik uyguladığı faşizan politikalardan nasıl bir çözüm yasası çıkacağı, Türkiye’nin demokrasiye nasıl geçeceği doğrusu merak konusudur. Beklentileri boşa çıkaran, umutları tüketen bir noktaya sabitlenmiş konumdan bir türlü çıkış yapılmıyor.
AKP iktidarının iki yıla yakındır sürüncemede bıraktığı çözüm sürecinin neyi çözeceği dahi tam anlaşılmazken toplumun yüksek beklentilerine cevap olması da pek mümkün görünmüyor.
Eğer süreçte işler sarpa sararsa Kürt sorununu çözmek istemeyen Erdoğan, kendisinden sonrası AKP’nin çöküşünü kendi eliyle hazırlamış olacaktır. Bu sorundan başka türlü kurtulmanın hesaplarını yapmanın beyhude bir beklentiden ibaret olduğunu bir gün mutlaka anlayacaktır.