Dağlık Karabağ

Cafer TAR yazdı —

18 Ekim 2020 Pazar - 22:30

  • Azerbaycan ve Ermenistan bir kez daha insani amaçlı geçici bir ateşkeste anlaştılar. Her iki devlet de geçici ateşkes kararı aldıklarını duyururken özellikle Moskova bildirisine ve AGİT Minsk Grubuna vurgu yaptılar. (Erdoğan'ın her fırsatta Minsk grubunu eleştirdiğini ve Moskova anlaşmasının Türkiye'ye rağmen imzalandığını hatırlatmak isterim.)

 

Daha önce de Putin'in dayatması ile Moskova'da bir araya gelen Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri bakanları 10 saatlik zorlu bir görüşmeden sonra ateşkes kararı almışlar ve bu kararı da Sergey Lavrov kamuoyu ile paylaşmıştı.

Fakat ateşkesin üzerinden daha bir kaç gün geçmeden çatışmalar yeniden başladı; her iki taraf da çatışmaların başlamasından karşı tarafı sorumlu tuttu. Bağımsız gözlemciler yaşanan çatışmalar sonucunda şimdiye kadar çoğu sivil en az 300 insanın yaşamını kaybettiğini söylüyorlar.

İçerde terör ve şiddet, dışarıda; provakasyon ve savaş kışkırtıcılığı ile ayakta kalmaya çalışan Erdoğan Rejimi Azerbaycan/Ermenistan savaşında da aynı tutumunu sürdürüyor. Bütün dünya savaşı durdurmaya, barışa bir şans vermeye çalışırken, saraydan sürekli savaşı kışkırtıcı açıklamalar yapılıyor.

Azerbaycan/Ermenistan savaşından sahte zaferler çıkarma hayallerine kapılan Erdoğan bir kez daha Putin engeline takıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 15 günlük çatışma süreci boyunca Erdoğan'la bir kez bile görüşmedi.

Putin lütfedip Erdoğan'la daha baştan iki tarafın da uymayacağını bildiği ateşkes ilanından sonra telefonla görüştü. O görüşmeden sonra Erdoğan daha dikkatli konuşmaya başladı. Doğu Akdeniz'de Makron'dan sonra, bu kez Kafkaslarda da Putin Erdoğan'a kırmızı çizgi çekmişti.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ısrarla Türkiye'yi de masada görmek istiyordu; fakat Aliyev'in bu isteği Rusya tarafından ısrarla red edildi. Putin sürekli bir uçtan başka bir uca savrulan Erdoğan'ı Kafkasya'da sürecin kalıcı bir muhattabı olarak görmek istemedi.

Suriye ve Libya'dan farklı olarak Rusya'nın kendi arka bahçesi olarak gördüğü Kafkasya'da Erdoğan Rejiminin istikrar bozucu bir faktör olarak bölgeye yerleşmesi Putin Rusya'sının kabul edebileceği bir şey değildir.

Ermenistan/Azerbaycan arasında yaşanan çatışmaya elinde benzin bidonu ile koşan Erdoğan ve taraftarları daha çatışmalar başlamadan; besleme çetelerini, İHA'larını, SİHA'larını bölgeye göndermiş, Ermenistan'ın başkenti Erivan'a füze atma hayalleri kuruyorlardı.

Halbuki bölgenin istikrarı ancak Azeriler/Ermeniler veya daha geniş manada Türkler/Ermeniler arasındaki husumetin giderilmesi ile sağlanabilinir. Bu husumet giderilmediği müddetçe soruna kalıcı bir çözüm bulmak asla mümkün olmaz.

Erdoğan rejimi bunun tam tersini yapmaya çalışıyor; Türk devletinin yıllardır sürdürdüğü Ermeni ve Rum düşmanlığına şimdilerde Rejim Kürt düşmanlığını da ekledi. Böylece içerden ve dışardan kuşatılmışlık hissi ile toplum, Erdoğan ve Bahçeli'nin etrafında bir araya gelecek, Erdoğan ulusun lideri (Führeri) olacak. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile başlayan süreç tıpkı Nazi Almanya'sında olduğu gibi Lider Devletine dönüşecek (Führerstaat).Erdoğan'ın gönlünden geçen bu!

Gelinen aşamada sürecin tek kazananı Moskova gibi gözüküyor. Bölgenin gerçek patronunun kim olduğunu herkes bir kez daha görmüş oldu. Azerilerin soruna Türkiye'yi dahil etme, Ermenilerin ise Batıcı olma hayalleri başlamadan bitti. Halbuki Başbakan Nikol Paşinyan Ermeni toplumuna batı yanlısı bir politika izleme sözü vererek iktidara gelmişti; fakat bölge gerçekleri Paşinyan'ı Rusya'nın kapısını çalmak zorunda bıraktı.

Bu aşamada Moskova'nın temel kaygısı çözümden ziyade kendisinin bölgeye olan hakimiyetinin pekiştirilmesi ve her iki tarafın Moskova'ya olan bağımlılığının artarak devam etmesidir. Yıllarca bölgeye hakim olmuş, bölge haklarını çok iyi tanıyan Moskova da kısa vadede bir çözümün mümkün olmadığını biliyor. 

Erdoğan savaş istiyor, Putin Kafkasların tartışmasız patronu olmak istiyor; biz ise Türkiye'de, Kürdistan'da, Ortadoğu'da, Kafkaslar'da hakların barış içinde kardeşçe bir arada yaşamasını istiyoruz. Bunun için daha fazla örgütlenmeli ve en gür sesimizle barışı ve kardeşliği haykırmalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.