Devlet siyaset ilişkisi!

Demir ÇELİK yazdı —

18 Haziran 2020 Perşembe - 15:07

Devlet toplumu iknâ etmede ve yönetmede zor ve baskı aygıtları yanında ideolojik aygıtları kullanır. Devletin ideolojik aygıtlarından biriside siyasettir. Siyaset üzerinden kendisine meşruiyet kazandırır, rıza üretir.

Türk devleti; tek millet, tek dil, tek bayrak ve tek devlet zihniyeti esasıyla politikaya yaklaşır. Sosyal, siyasal, kültürel, eğitim ve sağlık politikalarını, sporu, medyayı ve dini bu amaçla örgütler. Topluma karşı devleti korumayı partilere dayatır. Partiler devletin siyasete yüklediği misyonun dışına asla çıkamazlar. Seçim barajları ile engellemeye çalışır, olmazsa kapatır. Kadrolarına, milletvekillerine suikast düzenler, tutuklar, itibarsızlaştırma, karalama ve yalanlarla kendi hukuk dışılığına meşruiyet kazandırmaya bakar. Düşman hukukunu uyguladığı, anti-demokratik seçim kanunu ve her tür seçim hilelerine karşı başarı sağlayan parti ve kadrolarına dönük her tür hukuksuzluğu uygular. Türklüğü ve Türkçe dayatır Anayasaya göre; milletvekilli seçilen kişi, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Buna yasama dokunulmazlığı denir. Parlamenter sistemde, kanun yapıcıların iktidar karşısında görece ‘özgür‘ olmaları için yasama dokunulmazlığı Anayasal haktır. Bu hak; siyasal faaliyetlerin yerine getirilmesinde iktidarın baskısına uğramamaları içindir.

Ne yazık ki Türkiye'de demokratik siyasetçiler için bu güvence yok hükmündedir. Devletin bekası için iktidar ve elit siyasi partiler öteki gördüklerine düşman hukukunu uygulamayı görev bilirler. 2016’ da HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldığında, iktidar ve muhalefetin birlikte hareket etmesi devletin Kürt karşıtı stratejisi nedeniyledir. AKP, CHP, MHP, İyi Parti ve Perinçek başta olmak üzere siyasi çevrelerin HDP ve Kürt karşıtlığı bu strateji nedeniyle yaşanmaktadır. Kılıçdaroğlu’ nun; “Anayasaya aykırı olmasına rağmen dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyeceğiz” söylemi bu stratejiye meşruiyet kazandırma amacına hizmet etmektedir. Türk devletinin kurucu partisiyim diyen CHP; devletin bekası ve güvenliği konusundaki duyarlılığı, MHP ve AKP’den daha az değildir. İktidar CHP'nin sosyal demokrat olmadığını, devletin Kürt karşıtı politikalarına onay vereceğini bildiğinden, demokratik siyaseti tasfiye etmede sıkıntı görmüyor.

Özyönetim direnişlerinde Kürdistan’ı yeniden işgal hareketine “İkinci Kurtuluş Savaşı” diyerek Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak, siyasal, kültürel kırım ile soykırımda birlikte hareket ediyorlar. İktidarın Leyla Güven, Musa Farisoğulları ve Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlıkların kaldırılması sırasında CHP liderinin HDP ve milletvekillerinden hiç bahsetmemesi özel savaşın devrede olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de faşizmin sürekli hale gelmesinde ve faşizan uygulamalarda CHP’nin günahı çoktur. İster iktidarda, ister muhalefette olsun misyonu tekçi, inkârcı, imhacı devleti korumak ve kollamak üzerinedir siyaseti. Erdoğan ile kanlı bıçaklı olmasına rağmen Kürdistan işgalinde ve Kürt karşıtı politikalarda zerre farkları yoktur. Aksine tüm kritik dönemlerde faşizme koltuk değneği olmuş, faşizme meşruiyet gömleği giydirmeye çalışmıştır. Devlet yakına zamana kadar Demokrat Parti ile Adalet Partisine, bugün ise AKP-MHP iktidarı karşısında Aleviler başta olmak üzere seküler yaşamdan yana olan toplum kesimlerini CHP sayesinde sistem içinde tutmaktadır. 

Faşizme karşı duyarlı toplumsal kesimleri pasifize etmek, toplumu mücadelesiz bırakmak, kesimlerin alternatif ve seçenek üretmelerinin önüne geçmek için özel savaş aygıtının CHP’ye ihtiyacı var. CHP topluma karşı devlete sahip çıkmanın tarihi misyonu ile hareket ettiğinden, faşizme karşı direniş yerine, statükoyu esas almaktadır. Bağırır, çağırır, kötülüklerle mücadele eder görünür, fakat asla çizgiyi aşamaz. Kanun ve yasaların dışına çıkamaz, meşru haklar için direnmeyi aklından geçiremez. Direnmek CHP için kutsal devlete itiraz etmek, baş kaldırmak anlamına gelir. Ne hikmetse Alevi aklı burada devreye girmez. “Tanrı dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslüman” diyen Türkçü zihniyetin yüzlerce kez katliamdan geçen Aleviler, CHP’nin devlet partisi olduğu, görevinin kimlik ve inançları sistem içinde eritmek olduğunu hatırlamazlar. Devlet; Aleviler Kürtlerle  demokrasi mücadelesinde buluşmasınlar diye CHP’yi, Sünni-Şafii Kürtler Alevilerle demokrasi cephesinde birlikte olmasınlar diye Refah-AKP’yi süslüyor, seçenek olarak sunuyor. Kesimler devlet tarafından ayrıştırılıp, düşmanlaştırıldığından kesimler birbirine dostça bakmamakta, yan yana gelemedikleri içinde kaybetmekteler. CHP’nin ‘bizi sokaklara çekmeye çalışıyorlar, oyuna gelmeyeceğiz’ açıklaması faşizme destek çıktığını, iktidarın Kürt soykırımcı politikalarına sahip çıktığını gösteriyor. Kürt inkarcısı olduğu için HDP’den vebadan kaçar gibi kaçıyor, devletin işgalci, soykırımcı saldırılarına ve siyasi soykırım operasyonlarına arka çıkıyor, düşman hukukunu destekliyor. Üyesi olduğu Enternasyonal'ın gündemine faşizan uygulamaları taşımayı aklından bile geçirmez. CHP ulus devlet milliyetçisidir. Ancak tabanının önemli bir kesimi seküler, aydın ve demokrat kimliği nedeni ile demokrasi mücadelesinin ittifak gücüdür. CHP; demokrat, aydın kesimleri demokrasi cephesine kaptırmamak için sosyal demokrat görünmek, hak ve hukuktan söz etmek zorundadır.

Devlet; 1 Mayıs 1977, Maraş, Sivas, Çorum ve Gazi katliamları başta olmak üzere birçok katliam sonrasında yükselen toplumsal öfkeyi CHP’yi devreye koyarak yatıştırmıştır. Devlet, Alevileri sistem içinde tutmak, mücadeleyi pasifize etmek ve Kürt mücadelesini yalnızlaştırmak için CHP’ yi can simidi olarak görmektedir. Aleviler başta olmak üzere hak ve adaletten yana olan toplum kesimleri; devletin baskı ve zulmüne karşı toplumun, inançların, kadınların hakları ve özgürlükleri için mücadele eden HDP hedefe konulduğu gerçeğini görmelidirler. Bu nedenle başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere ezilen, yoksul toplum kesimlerinin HDP çizgisine, çoklu kimlik ve çoklu kültüre dayalı demokratik siyasetine ihtiyaçları vardır. Yaşadığımız onca zulüm ve kırımdan çıkış mümkündür. Politikayı devletin tahakkümünden ve denetiminden kurtarabilir, toplum olarak siyasette özne olabilirsek demokratik, hukuk devletine dolayısıyla hak ve özgürlüklerimize kavuşabiliriz. Bu da ancak HDP’nin kimlikleri, inançları, düşünceyi, cinsleri ve renkleri eşit ve hak sahibi gören demokratik siyaseti ile mümkündür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.