Devletin açmazı

Demir ÇELİK yazdı —

7 Ekim 2021 Perşembe - 18:01

  • Madem Kürt sorunu çözülmüş, böylesi bir sorun yok; o halde neden Kürdistan’da 1500 karakol, 250 kalekol, yüz binlerce asker, on binlerce polis, on binlerce korucu, on binlerce istihbaratçı, binlerce provokatör var.

Bölgesel ve küresel sorun olan Kürt sorununun çözümsüzlüğünün ülkede ve bölgede neden olduğu siyasal ve toplumsal istikrarsızlık, olanca şiddetiyle devam ediyor. Buna paralel olarak devletin ve iktidardan beslenenlerin inkar ve imha politikaları da devam ediyor.

2005 yılında Diyarbakır'da "Kürt sorunu benim sorunumdur. Her sorunun olduğu gibi, Kürt sorununun çözüm adresi de biziz" demişti Erdoğan. 2010 yılında ise, "Başbakan olarak Kürt sorununu savunuyorum, savunmaya devam edeceğiz" diyen Erdoğan, 2011 yılında Muş’ta, "Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur" demiş. 2013 yılında ise Diyarbakır'da, "Bir annenin çocuğu ile ana dilinde konuşamıyor olmasından daha büyük azap ne olabilir? Dağdakilerin indiği, cezaevlerinin boşaltıldığı, 76 milyonun kucaklaştığını, birlikte yeni Türkiye olduklarını göreceğiz" demişti Erdoğan.

"Bir varmış, bir yokmuş" diye başlayan masallardaki söylem gibi; tutarsız, ilkesiz, içinden geçilen dönemin ihtiyaçlarına kurban edilerek araçsallaştırılan Kürt sorununa, Erdoğan’ın bu yaklaşımı yüzyıllık inkar ve imha politikasının vücut bulmuş halidir, dersek yanlış yapmış olmayız.

Yakın zamanda da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun; "Kürt sorununu TBMM çatısı altında biz çözeceğiz. Muhatapta HDP’dir" demesi üzerine, Erdoğan devletin yüzyıllık Kürt karşıtı stratejisini, "Türkiye'de Kürt sorunu yok. Biz bu sorunu çoktan çözdük. Aştık, bitirdik" karşılığını vermişti.

Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun söyleminden hareketle dile getirdiği son söylemi, devletin derin dehlizlerinde sorunun can yakmaya devam ettiğini, yeni arayışların olduğunu, yakın zamanda iktidar klikleri arası çelişki ve çatışmaların su yüzüne çıkacağını göstermektedir.

Bu anlamda bir yandan 30 Ekim 2014 yılının MGK’sinin, Çöktürme Planı’nı sürdürme ısrarı, diğer yandan da yeni bir yol arayışı söz konusudur.
Muhtemeldir ki önümüzdeki dönemde, bütün bunları çok konuşacağız gibi geliyor.

Siyasal, sosyal, kültürel, bölgesel ve küresel sorun olan Kürt sorununa yaklaşımda devletin asıl politikası inkar, imha ve soykırımdır. Bunu tersine çevirmek; direniş, mücadele ve uluslararası nitelikli diplomasiden geçiyor.

Günün sağ, popülist ve faşist iktidarlarına karşı uluslararası demokrasi hareketini ete kemiğe büründürme, işimizi kolaylaştıran olacaktır. Biz bu yönlü çalışmaları örgütleyemediğimizde tekçi, katı merkeziyetçi devlet kendine göre soruna yaklaşmaya devam edecektir.

Bir dönemin Türk Dışişleri Bakanı, Dersim Soykırımı sırasında Malatya Emniyet Müdürü olan İhsan Sabri Çağlayangil, "Dersimliler kendilerine yönelen tehlikeden korunmak üzere evlerini terk etmiş, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapılarından içeriye zehirli gazlar püskürterek, içerdekilerini fare gibi zehirlediler. Yediden yetmişe Dersim Kürtlerini kestiler" demişti.

Aradan geçen yüz yıla rağmen, devletin Kürdistan ve Kürt sorununa yaklaşım zihniyetinde değişen birşey yok.
1984 yılından bu yana, 37 yıl boyunca Kürt gerillasına karşı her zaman kimyasal silah kullanan devlet, son altı aydır Avaşin, Zap, Girê Sor ve Medya Savunma Alanları’na dönük açıktan bu suçu işliyor. İnsanlık ve savaş suçunu işlemekte hiçbir beis görmeyen zihniyet nezdinde, dün olduğu gibi bugün de elbette ki 'Kürt sorunu yoktur'.

Ancak yaşananlar onların yalanlarını çürüten hakikat olmaktadır. Madem Kürt sorunu çözülmüş, böylesi bir sorun yok; o halde neden Kürdistan’da 1500 karakol, 250 kalekol, yüz binlerce asker, on binlerce polis, on binlerce korucu, on binlerce istihbaratçı, binlerce provokatör var.

Neden yüzlerce savaş uçakları, tanklar ve zırhlı araçlarla her gün Kürdistan dağları bombalanıyor? Neden havadan ve karadan kuşatma altındadır Kürdistan?
Neden HDP’nin belediyelerine el konulmuş, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, il ve ilçe yöneticiler tutsaktır?

Neden Kürt dili yasak, Kürtçe şarkı dillendirenler bile linç ediliyor?
Neden "Taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakılmayacak..." diyerek yüz binlerce Kürt yerinden sürülmüş, demokratik siyaseti savunan on binlerce Kürt, Avrupa’da politik mülteci konumundadır.

Türkiye’nin büyük coğrafyası ve seksen milyonu aşkın nüfusu ile toplumun çoklu kimliği ve çoklu kültüründen hareketle İsviçre’de olduğuna benzer kanton sistemine geçilmesini savunan siyasetçiler hakkında neden binlerce yıl ceza istenmektedir.

Madem Kürt sorunu çözülmüş, o halde, Rojava’da halklar ve inançların demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü siyasal sistemine saldırı nedendir?
Çözüme kavuşturduklarını iddia ettikleri Kürt sorunu gibi, Alevi sorunu, kadın sorunu, doğa sorunu, emek ve demokrasi sorununun demokratik, adil, eşitlikçi ve özgürlükçü çözümü bizi bekliyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.