Devletin sessiz tuğlaları ve Ebru’nun direnişi

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

3 Eylül 2020 Perşembe - 09:06

  • İnsan bazen engebeli bazen düz bir yolda; bazen bir köyde bazen bir metropolde isyan edebilir. Bu yer bazen bir fabrika bazen bir okul olur. İnsan en çok kendisi olmak isterken isyan eder. Ve nihayetinde halkın avukatı, Dersim’in yiğit kızı, Ebruli zamanların diliyle “yaşam ya özgürce olacak ya hiç olmayacak” diye haykırır.

Ozanın “14 bin yıl gezdim geyikler ile” sözlerini hatırlatan Pir Rıza Yağmur, Alevi kültürünün kadim tarihine vurguda bulunuyordu Avrupa’daki FEDA toplantısında. Diğer değerli bir katılımcı Hz. Ali’den bir örnek veriyordu: “Ebubekir ve Ömer zamanında açılımlar oldu, birçok gelişme yaşandı, şimdi neden öyle değil diye Ali’ye soran birine demiş ki: Onların Ali diye bir komutanları vardı!”

Tarihle, felsefeyle iç içe örgütlenme sorunlarını tartışıyorlar, toplumsal ve siyasal gelişmelere nasıl daha iyi yanıt olunacağını belirlemeye çalışıyorlardı. Kızılbaş geleneğin gücü bu tarz demokratik tartışmadan ileri geliyor. 3 kişiyle olur, 3 bin kişiyle olur, 3 yüz binle de olur; nicelikten önce nitelik öndedir. Bu tartışmalar her şeyden önce kendini yönetmenin en güzel örneklerinden biridir. Demokrasi budur. Kendini yönetmeyen toplumun demokrasisi olmaz.

Bir topluma “kendinizi yönetemezsiniz” demek “siz insan değilsiniz” demekle aynı anlama gelir. Kendini yönetmeyi bilmeyenler her şeyi devletten bekler. Bunun başında da demokrasi gelir.

Alevi halk toplantılarına bakılırsa görülür: Demokrasiyi devletten bekleyen zihniyet çöp sepetine atılmıştır. Bundan daha değerli bir toplumsallık mı olur?

Şimdi herkes dönüp devletten neler beklediğini ve neden beklediğini bir kez daha sorgulamalıdır. Bunu sorgulamak insanlığını sorgulamakla eş anlamlıdır. Bundan kaçılamaz. İnsan olmak için sorgulamak gerekir.

Devleti gidip Alevi halkımıza sorun: Maraş’a, Çorum’a, Sivas’a, Dersim’e sorun!

Devleti kayıp yakınlarına sorun, tutuklu ve şehit analarına sorun.

Ortadoğu Tarih Akademisinin “Ben Öldüm Beni Sen Anlat” adıyla kitaplaştırdığı işkence, kaçırılma, kaybetme, katletme hikayelerinde dile getirilmiştir devlet.

Devleti Gazi’ye, Gezi’ye sorun! Şengal’e, Cizre’ye, Sur’a sorun!

Devleti Efrîn halkına sorun! Zindanlarda direnenlere sorun!

Sömürgeci, soykırımcı, işgalci, faşist devlet denildiğinde bu devletin katliamlarla birlikte tecavüz başta olmak üzere her türlü psikolojik harp yöntemini sistematik tarzda uygulayacağını da belirtmiş olursunuz. Şahsi ve münferit vaka yoktur.

Devlet budur ama bir de bu devleti AKP-MHP ele geçirdiğinden beri her şeyi 4’le çarpmak gerektiğini herkes gördü. Dört dörtlük bir özel savaş devleti oluşturuldu. Bunlara karşı başkaldırmamak suçlarına ortak olmak anlamına gelir.

“Bu suça ortak olmayacağız” diyen bin akademisyeni, bin aydını nasıl düşman ilan ettiklerini gördük. Sessiz kalmak suça ortak olmaktır. İnsanlık suçlusu olmaktansa Pir Sultanlar gibi dar ağacını göze almak gerekir. Başka türlü insan olarak kalınamaz ki!

Kafesteki bir kuşun çırpınışı kadar bile bir tepki vermeden yaşadığını sanan kelepçesiz tutsaklar zulmün sarayında birer tuğladır. Bu tuğlaların çekildiği gün, bu zulmün biteceği gündür.

Durup dururken söylenmez bu sözler: İşgal ve tecavüz saldırılarına herkesin tanık olduğu bir zamanda soykırıma karşı boyun eğmek alçaklıktır diyebilir insan.

İnsan bazen engebeli bazen düz bir yolda; bazen bir köyde bazen bir metropolde isyan edebilir. Bu yer bazen bir fabrika bazen bir okul olur. İnsan en çok kendisi olmak isterken isyan eder.

Ayağa kalkmak için bazen de küçük bir anı yeter.

Bir kapı için yollara düşen Süryani’nin hatıralarına bağlılığı ayağa kaldırabilir insanı.

Bir Ermeni ağıtını dinlemek yeterlidir ayağa kalkmak ve insan olmak için.

Her gün bir tecavüz haberiyle sarsılırken vicdanlar, ayağa kalkmak için başka sebebe gerek kalmaz.

Ve nihayetinde halkın avukatı, Dersim’in yiğit kızı, Ebruli zamanların diliyle “yaşam ya özgürce olacak ya hiç olmayacak” diye haykırır.

Ebru’nun anısını ve Aytaç Ünsal başta olmak üzere eylemde olanların direnişlerini sahiplenmek demokrasiyi, özgürlüğü sahiplenmektir.

Devleti kimseye sormaya gerek yok, devlet direnmeyen herkesin ruhundadır! Bu nedenle devlet direnenlerden korkar. Direnenlerin ruhunda devlete yer yoktur. Orada devlet bitmiştir. Bu nedenle:

AKP-MHP devleti, halkın ölümsüz avukatı Ebru Timtik’in temsil ettiği direniş ruhu karşısında yenilmeye mahkumdur!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.