Süreç ve sonuçlar

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

  • Her fırsatta Kürt halkı şöyle yapmalı-böyle yapmalı, diye akıl verenler, bir kez de dönüp kendilerine sormalı, süreç için ne yaptıklarını sorgulamalıdır.

NURETTİN DEMİRTAŞ

Meclis Komisyonu süreci ilerleten değil, tehlikeye sokan bir rapor hazırladı. Bardağın dolu tarafını görmek ve olumlu yönlerinden yakalamak için çabalansa bile 100 yıllık ayıbı tekrarlamış olması görmezden gelinemez.

Kürt analarının kendi dillerinde konuşmalarını engellediğinde nasıl bir rapor hazırlayacakları belli olmuştu. Bu nedenle sonuç şaşırtıcı olmadı. 100 yıllık inkâr zihniyetini sürdürenler, nasıl bir tehlikeye kapı araladıklarının farkında bile değil. Peki Türk halkı farkında mı? Maalesef Türk halkı, tüm olup bitenlere seyirci kalıyor. Kürt halkı süreci sahiplenirken bunun Türk toplumuna taşırılmasını, hükümet ortakları ve ana muhalefetin tutumu engelledi. Peki süreç onların inisiyatifine mi terk edilecek? Daha da önemlisi, Türk toplumu bu sürece nasıl katılacak?

Devlet kabul ederse sonuç almak için belki yeterli olabilir, çünkü Türk toplumu devleti dinliyor fakat devleti yönetenler, kendilerini kardeşlik babında değil, tamamen sömürgeci egemenlik katında görüyor. Bu durumda Kürt tarafı, Türk toplumuna doğrudan ulaşmak gibi bir sorumluluk altına giriyor. Bunun yol-yönteminin geliştirilmesi gerekiyor, ancak bir şartı vardır: Kendi zihniyetini değiştirmeyenler başkasını değiştiremez!

Türk toplumuna ulaşmak, bir yöntem sorunundan önce bir zihniyet sorunudur. Demokratik ulus zihniyeti, sadece Kürt halkını esas almaz; bununla sınırlı bir yaklaşım demokratik ulusun değil, ulus-devletin ideolojik temelini oluşturan milliyetçiliğin anlayışıdır. Bu konuda net olmayanlar, yöntem geliştiremez; geliştirse de bu yöntemler taktiksel düzeyi aşmayacağı için etkili, inandırıcı ve sonuç alıcı olamaz.

Halklar arası kardeşlik, bir taktik mesele değil, derinlikli ve stratejik yaklaşılması gereken bir anlayış, bir dünya görüşü, bir yaşam tarzı meselesidir. Basit ve yüzeysel ele alınırsa söylemde demokratik, pratikte milliyetçi kulvara sapmak kaçınılmaz olur. Ulus-devletçi milliyetçilik, halkları birleştirmez, ayrıştırır.

Ulus-devlet damgalı reel sosyalizmin etkilerini taşıyan Kürt siyaseti, en üst düzeyde PKK’nin fesih kararını aldığı kongrede öz eleştiri yaparken sivil toplum örgütleri başta olmak üzere tüm örgüt ve kurumların kendilerini bu çerçevede gözden geçirmeleri, demokratik toplum inşası için hayati önemdedir.  “Halklar arasında sorun yok ki” denilerek zihniyet sorunu geçiştirilemez. Öyleyse Türk halkı neden süreci sahiplenen aktif bir aktör konumunda değil, pasif bir seyirci konumundadır? Birçok sebep sıralanabilir ama önemli olan aşılması için ne yaptığımızdır.

Bu sorunu pratikte aşmak adına mart ayı büyük fırsatlar sunuyor. 8 Mart ve 21 Mart halklar arasındaki psikolojik bariyerlerin ve devlet engelinin aşılması için tarihi önemde bir fırsat olarak görülüp değerlendirilebilir.

Türk sanatçıların ne yapacağı merak konusudur. 8 Mart ve Newroz meydanlarında olacaklar mı? Sadece ticari mantıkla sahneye çıkmak isteyenler, hiç çıkmasa daha iyidir ama halklar arasında köprü olmak isteyenler, halkların toplandığı meydanlara gönüllü gitme erdemliliğini gösterebilmelidir.

Halkları değil ama sanatçıları eleştirebiliriz. Türk sanatçılar gerçekten bu sürecin neresindedir? Kimisi tamamen ilgisizdir, kimisi kendi sanat programlarını gerekçe yapıp uzak duruyor.

Önümüzdeki 100 yılın kaderi şekillendirilirken sanatçıların öncülük yapması, haklı bir beklentidir. Öncülük bir yana, en geriden takip etmeleri, bir avuç vicdanlı Türk aydını ve sanatçısı dışında harekete geçmemeleri, ciddi bir eleştiri konusudur. Hastalık veya benzer durumlardan mustarip olanlara saygı duyulur ve anlayışla karşılanabilir ama bunun dışında duyarsız kalınması tarihi bir utançtır. Bu utancın kalıcı olmaması için tüm bahanelerin bir tarafa bırakılması ve harekete geçilmesi şarttır.

Her fırsatta Kürt halkı şöyle yapmalı-böyle yapmalı diye akıl verenler, bir kez de dönüp kendilerine sormalı, süreç için ne yaptıklarını sorgulamalıdır. Toplumsal meselelere, hele ki Kürt sorunu gibi tarihi bir meseleye sahip çıkması gerekenler, sessiz kaldıkça devlet de bildiğini okumaya devam edecektir.

Kürt kültür ve sanat kurumları da Türk halkının aydın ve sanatçılarının harekete geçmemesinden kendini sorumlu görmelidir. Korkular aşılmalı, duvarlar yıkılmalıdır.

Demokratik siyaset için kimi platformlarda ortak çalışmalar yapıldı ama bu da toplumsallaştırılmadı. Sanat adına ise bazı açıklamalar ve niyet beyanlarının ötesine geçilemedi.

Süreç için ortak sanatsal etkinlikler ve çalışmalar yapılmaması, dar görüşlülüğün ötesinde ulus-devletçi anlayışın ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Buna bahane bulunamaz. Öz eleştiri yapmak ve pratikleşmek için cesur davranma zamanıdır.

Önümüzdeki en büyük handikabın ulus-devlet milliyetçiliğinin etkileri olduğu görülmez ve bu temelde bir yenilenme, değişim-dönüşüm sağlanmazsa sürecin barış güvercini tek kanatlı kalmaya mahkûm olacaktır.

Siyasetin birleştiremediği gönülleri sanat pekâlâ birleştirebilir. Türk, Kürt ve diğer halkların sanatçıları barış, özgürlük ve demokrasi için ortak sanat etkinliklerinde buluştuklarında sürecin rengi, tüm ülkenin atmosferi değişecek, egemenlik aklıyla sorumsuzca davranan siyasetçiler bile gerçeklerle yüzleşmek durumunda kalacaktır. Öyle bir-iki etkinlikle sınırlı kalınmaz, tarihi çağrının yıl dönümü vesilesiyle kapsamlı bir programla sürece katılım sağlanırsa özlenen demokrasi ülkesine, halklar bahçesine kavuşmak hayal olmaktan çıkar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.