Hayatın ta kendisi!
Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —
- “Farklılık, yaşam demektir, var olmak demektir. Gerçek bir devrimci kişilik, özgürlük temelinde farklı olmayı başaran kişiliktir. Özdeşlik ölüm demektir, her şeyin durması demektir...”
- Özlemek, hayatın içinden. Dağların büyülü siluetleri hayatın içinden. Patikalarda izini sürdüğümüz bizden önce gelen değerlerimiz hayatın içinden. Burada her şey hayatın ta kendisi…
NURETTİN DEMİRTAŞ
Bir dağ sevdası almış bizi, bir yoldaşlık özlemi…
Bazen en zor anlarda omuz omuza mücadele ettiğimiz, bazen yolu düşmüşken uğrayan, bazen bir selam gönderen, bazen yan yanayken bile birbirimizi özler olduğumuz yoğun çalışma zamanlarında bir an durup izlediğimiz yoldaşların güzelliğini seyrederken fark ederiz, değişmeyen ve değişmemesi gereken değerlerin önemini. Kadın-erkek bu yoldaşlık, Önder Apo’nun en büyük eseri. Hepimizin ona kavuşma özleminin büyüklüğü bundandır.
Bu arada uzun yıllardır görmediğimiz bir yoldaşla karşılaşıyoruz. Önder Apo’nun henüz ilk manifestoyu yazarken söylediği “hayatın ta kendisi” sözünü anımsatarak, yaşananların hayatla bağını kuruyor. Yeni manifestoda da Önderliğin anlattıkları hayatın ta kendisi…
Özlemek, hayatın içinden. Dağların büyülü siluetleri hayatın içinden. Patikalarda izini sürdüğümüz bizden önce gelen değerlerimiz hayatın içinden. Burada her şey hayatın ta kendisi… Büyük yoldaşlık duyguları, eleştiriler, çelişkilerin büyüklüğü; kavga, yiğitlik, mertlik, gençlik, hepsi hayatın ta kendisi…
Acılar, anılar, yürek sızıları, neşeler, gülüşler, şarkılar ve zamana ruh veren felsefe, hayatın ta kendisi… Değişim-dönüşüm adına sergilenen yoğun çabalar yanında bir de değişmemesi gereken değerlerimiz, felsefenin ve hayatın ta kendisi…
Hataları sorgulamaya kendinden başlamak
Göreceli olarak sessiz ve sakindir felsefe. Toprağın altındaki tohum gibi çimlenmeyi bekler. Sahne ışıklarıyla değil, güneşle beslenir. Gösterişe kaçmaz. Seneca, “İnsanların arasında, boş zamanlarında felsefeye zaman ayıranlar hariç, kimse için gerçekten yaşıyor diyemeyiz” diyor. Üzerinde düşünmeye değer. Yaşamak için felsefen olmalı. Ayaktaki ölüler, felsefesiz yaşayanlardır; felsefesi olanlar ise ölümsüz olanlardır. Özlüdür, çünkü hakikat yolcusudur, ölçüsü başkası değildir.
Felsefe, kendini başkalarının hataları üzerinden var etmez; kendinden başlar hataları sorgulamaya. Başkalarının yanlışları üzerinden hayata bakanlar, gerçekte yaşamıyordur; çelişkiler arasında kendine yer arayan ölülerdir, çözüm arayan canlılar değil. Çözüm arayışları, hayatın ta kendisidir.
Özgürlük temelinde farklı olmayı başarmak
Seçenekler vardır; bu da farklılıklardan oluşan yaşamın kanıtıdır. Sorun ne olursa olsun çözüm, fark oluşturmaktan geçiyor. Felsefesiz çözüm, yapraksız bir ağaca; ruhsuz ve anlamsız bir tenekeye benzer. Bundan bir fark çıkmaz. Önder Apo, farklılığı hayatın ta kendisi olarak tanımlıyor: “Farklılık, yaşam demektir, var olmak demektir. Gerçek bir devrimci kişilik, özgürlük temelinde farklı olmayı başaran kişiliktir. Özdeşlik ölüm demektir, her şeyin durması demektir. Anlamı doğuran farklılıktır, yaşamı doğuran da farklılıktır.”
Birilerine benzemek arzusu, baskın bir yetersizlik duygusundan kaynaklanır. Kendi farkını korumadan kimse kendisi olamaz. Önünde engel kalmadığında coşan nehirlere benzer insan. Akışkanlığı, enerjisi farklılıktan doğar. Fark yoksa enerji azalır, soğur, donuklaşır. Enerji hayatın ta kendisidir. Hayatın derin bilgesi Ali Haydarca bir sevdayla coşan “Akış Sevinci”dir. Haydi, deyince hızla sonuca ulaşan Kemal Pir ruhunu kuşanmış Ali Rıza duruşudur. Sakine'dir hayatın ta kendisi zindanda, dağlarda ve metropollerde…
Toprak insanının derdi hayatın ta kendisidir
Biraz da güzelliğinin farkında olduğu için her daim sakin olan bir tavus kuşuna benzer farkındalığı olan hayat anlayışının. Görünür olmak için çırpınıp duranlara benzemediği için büyülü bir gücü vardır. Toprak insanının sanal alemlerde kendini kandırma derdi yoktur. Yine de dertlidir ve dertleri de hayatın ta kendisidir.
Şahmaran’ın sevdası ve acısıdır, toprak insanının yazgısına düşen. Hayat ölümle sınanır ve belki bir an sevdiklerimizi alıp götürürmüş gibi görünür ama asıl kalıcı olanların onlar olduğunu hatırlatan kar çiçeklerine benzer.
Mezarının başında Cembeli’nin lorisini söyleyen anaya sormalı hayatı. Şart kahvesini içen Derviş’in yiğitliğinde aramalı. Kayıp Yakınları'nın bitimsiz hasretinde görmeli, çelikten dirençlerinde…
Hayattır, deyip her şeye razı olanlarda aramak nafiledir. Sırtında hançerle yaşamak mümkün değilken yaşadığını sananların rüsvası, ibret olmalı insana. Çocuğuna gereken ilacı alamayan babanın öfkesiyle bakmalı belki de. Nazlı bir seher vakti at kişnemeleriyle dolan ovayı, yüksek kayalardan birlikte seyretme hayaliyle hapsedildikleri kuyu dibinde direnen sevdalıların gözüyle bakmalı.