Selim Sadak yıkılmayan bir meşeydi

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

  • En zorlu anları bile iradesiyle, öz güveniyle karşıladı, yılmadı, geri adım atmadı. Bir inanç ve bağlılık abidesi gibiydi.
  • Fırtınalarda esnemeyi bilir ama kırılmazdı. Daha da önemlisi kökleri sağlamdı. Selim Sadak sarsılmaz bir meşeydi.
  • İnandığı gibi yaşadı, mücadelesini verdi. Hiçbir zaman öz kültüründen uzaklaşmadı; her yere Botan’ın heybetiyle yürüdü.

 

NURETTİN DEMİRTAŞ

Büyük bir savaş komplosu döneminde değerli Kürt siyasetçi ve büyüğümüz Selim Sadak’ı yitirdik. Ailesi ve tüm halkımızın başı sağ olsun.

Mücadelesi ve kişiliğiyle bizlerde yarattığı sempatiden dolayı üzüntümüz büyük olsa da bir halk öncüsünün, halkçı bir siyasetçinin nasıl olması gerektiğini tüm yaşamındaki duruşuyla gösterdiği için ve bu temelde bıraktığı mirastan dolayı gururla anıyoruz.

Öyle bir zamanda veda etti ki; onu uğurlamaya gelecek milyonlar Rojava direnişindeydi fakat bu direnişe katılan herkesin gönlünde taht kurmuş olduğundan şüphe yoktur. Selim Abi hayatını halkımızın özgürlük mücadelesine adadı. Siyasi partide, Meclis'te, zindanda, yerel yönetimlerde, ülkede, yurt dışında çeşitli mücadele alanlarında emek verdi. Halk meclislerinde yerini aldı. DTK’nin kurucularından ve ilk sözcülerindendi. En çok da toplumsal uzlaşmalarda oynadığı rolüyle tanıdık. Aşiretler, aileler arasındaki husumetlere son verme konusunda onun kadar etkili olabilene ender rastlanır. Öyle kolayca yan yana getirelim, barışsınlar demezdi. Önce meseleyi anlar, tarafları dinler, araştırır, zemin hazırlar, emek verir ve böylece sonuç alırdı. Hangi adımı ne zaman atacağını iyi bilirdi.

Yılmadı, geri adım atmadı

Kendisiyle tanışan herkeste değerli anılar bırakmıştır. Doğallığıyla ve halkçı üslubuyla tanınırdı. Moral ve coşkusuyla gençlerle yarışırdı. Neşesiyle etrafına moral saçardı ama çok zorlu zamanları da oldu; en zorlu anları bile iradesiyle, öz güveniyle karşıladı, yılmadı, geri adım atmadı. Bir inanç ve bağlılık abidesi gibiydi.

Önemli her konuda her zaman çevresine “Serok ne diyor, arkadaşlar ne diyor?” diye sorardı. Öz güveni kadar ortak akla güvenirdi. Birlikte çalışmaya inanırdı. En sıkıntılı konularda hayat tecrübesinden kaynaklı pratik zekasıyla çözüm geliştirirken ilişkilerinde hoşgörü ve uzlaşı kültürünü temsil ederdi. Sempatisiyle bile birçok sorunu anında çözerdi.

Kırılmazdı, kökleri sağlamdı

Fırtınalarda esnemeyi bilir ama kırılmazdı. Daha da önemlisi kökleri sağlamdı, bir meşe gibi… Dağlarda, en soğuk ve en zorlu yerlerde bile yetişen meşe ağacı ülkemize ve halkımıza çok benziyor. Gövdesi ve dalları yakılıp kül edilse bile kökleri üzerinden yeniden yeşerir. Bu nedenle bir meşe ağacının ömrü kolay tahmin edilemez. Palamutları ve yapraklarıyla da çevresine can verir. Toprağı korur. Selim Sadak sarsılmaz bir meşeydi. Apocuların temel özelliğidir. Meşenin toprakla ilişkisi nasılsa onun halka ilişkisi de öyleydi.

Yüreği ülke özlemiyle doluyken Rojava’ya saldırılar başladı. Onunla hemen aynı dönemde yoldaş canlısı Heval Celal’i de hastalıktan yitirdik. İkisinin de yüreği halkımızın bu dönemde çektiklerine dayanamadı. Heval Celal’in son sözleri herkesi Apoculuğa davet anlamına geliyordu. Ülke, halk, özgürlük için çarpan bir yürek onuruyla duracağı zamanı ve neyi kaldırıp kaldıramayacağını herkesten iyi bilir ve dursa bile o yürekteki hatıralar yürür.

Hapisten çıkar çıkmaz çalıştı

Selim Sadak ve arkadaşları, Mart 1994'te bir darbeyle tutuklanmıştı. Rahmetli Orhan Doğan ve diğer arkadaşlarıyla birlikte hapisten çıkar çıkmaz halkın hizmetinde çalıştılar. Kendisi toplumsal uzlaşmalar için çok çabalayıp sonuç alırken nihayetinde devlet ile Kürt halkının barışına da sıra gelecek, diyor ve bu konuda da rol oynuyordu. Güney Afrika’ya gitmek ve çözüm örneklerini yerinde incelemek istiyordu. Bu devlet ona hiçbir zaman barışçıl yaklaşmadı ama buna rağmen o bir halk bilgesi gibi barışı kendi ellerimizle yaratacağız, diyordu.

Her yere Botan’ın heybetiyle

Devletin zoruyla korucu olmuş kesimlerle bile nasıl diyalog kuracağını biliyordu. Kazanımcıydı. Botan’da demokratik bir otoriteydi, halkın sevgilisiydi. Amed’de serhildancıların dostuydu, onlara “anarşistler” diye sempatiyle takılsa da hepsinin yüreğini kazanmıştı. Ankara’da siyasetin merkezinde Kürt inkarcılığına karşı mücadele eden bir semboldü. Hiçbir zaman öz kültüründen uzaklaşmadı; her yere Botan’ın heybetiyle yürüdü.

Herkesi dinlerdi, ilgilenirdi

Güney Afrika’ya gidememişti ama tıpkı Mandela’nın dediği gibi herkesin yüreğine hitap etmeyi esas almıştı. Yurtseverliği, demokratlığı hiçbir zaman sözle sınırlı kalmadı. İnandığı gibi yaşadı, inancının mücadelesini verdi. Yüreklere kazandı. İşçinin, köylünün onunla çok rahat konuşabilmesi, kısa sürede sıcaklık kurabilmesi, ondaki mütevazi duruştan ve halkın diliyle konuşmasından kaynaklanırdı. Herkesi dinlerdi, her kesimle ilgilenirdi. Milyonların sevgisini kazanmıştı ama küçük bir topluluktan bile büyük bir heyecan duyardı.

Ulusumuz emeklerini unutmayacak

Halkla birlikte sevinen, onların acılarıyla acı çeken, halkla bir olan bir onur abidesi, bir halk meşesi ölümle anılamaz. O her bahar yeşeren ölümsüz bir meşedir. Renkli kişiliğiyle bir Newroz bayramıdır. Onun yüce anısı önünde saygıyla eğiliyor, mücadelesiyle yarattığı değerlerin ve onurlu adının sonsuza kadar yaşayacağı inancımızı belirtiyoruz. Kahramanca direnişlerle şekillenen ulusumuz onun yürek sıcaklığını, dostluğunu, yoldaşlığını, içtenliğini ve emeklerini unutmayacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.