Kadın zamanı ve sanat

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

  • Kadın zamanı, tüm renklerin bir arada olduğu toplumsal özgürlük zamanıdır. Bu temelde şekillenen sanat, özgürlüğün sesini, rengini ve ahengini yansıtıyor.

NURETTİN DEMİRTAŞ

8 Mart kutlamaları, “kadın zamanı” şiarının ne kadar yerinde ve gerekli olduğunu gösterdi. Dünyayı kendi savaşlarıyla cehenneme çevirmeye çalışan erkek egemenliğe karşı yaşamı ve zamanı bir sanat gibi ören kadınların direnişi, insanlığa umut kapısı aralıyor.

Kadın zamanı, sanat alanında da gerçekleşiyor. Geçen yüzyılda bugünlere dair kurulan hayallerin çok ötesine geçildi. Amerikalı feminist ve performans sanatçısı Carolee Schneeman, 1975'te hayallerini “2000 yılında kadın” başlığı altında şöyle dile getirmişti: “2000 yılına gelindiğinde hiçbir genç kadın sanatçı benim öğrencilik dönemimde olduğu gibi kararlı bir dirençle ve sürekli küçümsenmeyle karşılaşmayacaktır. Atölye ve sanat tarihi dersleri genellikle kadınlar tarafından verilecek; kadın sanatçılar kendilerini asla yaşamın misafir sanatçıları gibi hissetmeyecek… 2000’lere gelindiğinde genç kadın sanat öğrencisi, kadın sanatçıların yapıtlarını içeren, keşfeden, yeniden değerlendiren ve böylece zenginleşen bir sanat tarihi okuyacak; yakın döneme kadar tarihe gömülmüş, bilerek yok edilmiş, görmezlikten gelinmiş veya erkeklere atfedilmiş yapıtları öğrenecektir… Kadınlarımız 'Sanatın Kadın Tarafından İcadı', 'Kadın: Yaratıcılığın Kökeni', 'Sanatın Jinokratik Kökenleri' gibi kurslara gidecek ve bu konuda yazılmış kitaplar okuyabilecektir... Kozmik ilkeleri devam ettiren kadın varlığının uzun ve acılı mücadelesi sayesinde gerçekleri görmeye başlayacaklardır…”

Direniş ve sanatın buluşması

Bu değerli hayaller çoktan gerçekleşti. Kadın zamanı işte bu uzun ve acılı mücadelenin ürünüdür. Sanat bu mücadelenin bir parçasıdır. Direniş içerisinde nasıl sanat yapılacağı birçok filozofun kafasını yorduğu bir konuydu ama birçoğu cevabını bulamadı. Kimisi direniş koşullarında sanat yapılamaz; kimisi direnirken nasıl sanat yapılır bilemiyorum; kimisi ise sanatın kendisinde bir direniş özelliği vardır demekle yetindi. Direniş ve sanat, kadın zamanında anlamlı bir buluşmaya tanıklık ederek cevabını buldu. Kadın özgürlüğüne odaklanan bir sanat anlayışı, her zaman vardı. Egemenin tüm sanat anlayışı kadının bastırılmasına dönük arayışlarla şekillenirken kadın sanatı ise buna karşı açık-gizli bir direnişle şekillendi. Yaşama sanatı, yaşamı anlamlı kılma sanatı, hafızayı koruma ve sürdürme sanatı, ekoloji sanatı… Bunlar, kadının kültürel sürdürücü olmasının yansımalarıdır.

Sanatı büyük müzelere, görkemli gösteri salonlarına veya devasa mimari alanlara taşıyan erkek egemenliğe karşı kadının sanatı, yerel-evrensel bağlarıyla hareketli, taşınabilir, yeniden şekillendirilebilir, her yerde ve her türlü malzemeyle gerçekleştirilebilir, uçsuz-bucaksız özelliktedir. 21. yüzyılda dijital alanda yaygınlaşan minör sanat anlayışı, binlerce yıldır her kadının kendi olanaklarıyla yaptığı işlevsel veya sembolik el işlerinden kaynağını alıyor. Küçük olması, değersiz olduğu anlamına gelmez fakat maddi ölçülerle bakıldığında “değersizdir” denilebiliyor. Anlam yüklü sanat anlayışı, burada da farkını gösteriyor; değeri maddi temelde ölçülemiyor.

Sanat, tekrar hakikati dile getiriyor

Günümüzde alternatif sanat anlayışları arasında öne çıkmaya başlayan eko-art, yani ekolojik sanat, kadın sanatından kaynağını alıyor.

Yine bir uzmanlık alanı olarak öne çıkan art-terapi, yani sanatla terapi kavramsal düzeyde yüzyıllık bir geçmişe sahip olsa da binlerce yıllık kadın deneyimi ve duyarlılığından kaynağını alıyor.

Sanat, erkek egemenliğinin elinde gerçekleri gizleme aracına dönüşmüştür. Kadın zamanı, sanatı hakikatle buluşturmakta; sanat tekrardan hakikati dile getirmektedir.

Erkek egemenliğinin yalana, inkâra, yok saymaya dayalı şiddet kültürüne (kültürsüzlüğüne) karşın kadın zamanında açığa çıkan hakikatlere sadakat göstermek dışında başka bir barış çözümü bulunamaz.

Kadın zamanında 8 Mart'tan 21 Mart’a uzanan direniş kültürünün sanata yansıması, profesyonelce uzmanlık alanlarında değil, yaşamın tüm alanlarında ve tüm renklerle gerçekleşiyor.

Dijital devlerinin yönlendirmeleri yüzünden sanatta teknikleşme, profesyonel yaklaşımla mükemmeli arama işi neredeyse bir takıntı haline geldi. Mesele tekniği kullanmak değil, teknikle anlamın kopukluğudur. Bunun sonucu ne kadar mükemmel görünse bile durağandır, olup bitmiştir, geçmişi, ötesi-berisi yoktur. Kadın sanatı, bu kapitalist takıntıları umursamayan bir akışkanlığa ve sürekliliğe sahiptir.

Kadın sanatındaki akışkanlığın kanıtı

Saç örgüsünde sembolleşen değerler kadın sanatındaki akışkanlığın kanıtıdır. Binlerce yıllık bir simgenin, binlerce yıllık acıları ve direnişleri hatırlatması tesadüf değildir. “Kozmik ilkeleri devam ettiren kadın…” tanımlaması, kadının her eyleminde kendisini dışa vuruyor.

Kadın zamanını direnen kadınlar şekillendiriyor. Toplumda olduğu gibi gerilla kadınların, direnişi ve sanatı buluşturma çabaları, bu zamanda daha çok öne çıkıyor. Savaşın gölgesinde kalan sanatsal yetenekler daha fazla görünür oluyor. Kadın gerillalar, her türlü sanatsal değerlendirmede toplumsallığa vurgu yapıyor. Örneğin bir ağacın köküne kalp sembolü yerleştirilince bunun çok klişeleştiği ve özünden uzaklaştırıldığını söyleyip toplumsal değerlerin işlenmesi gerektiğini söylüyorlar. Kadının kölelik bağlarıyla sembolize edilmesine tepki gösterip “kadını bu halde görmek istemiyoruz, özgürlük değerleriyle anılmalı” diyorlar.

Awazê Çiya'nın Newroz stranı

Son olarak, gerilla müzik grubu Awazê Çiya uzun zamandır halay şarkısı yapmamıştı. Savaşın çok yoğun acıları buna fırsat vermiyordu. Newroz için bir şarkı hazırladılar, bugünlerde yayınlanacak. Bakur’da da bir Newroz şarkısı hazırlanmış. Gerillanın Newroz şarkısıyla birbirini tamamlıyorlar. Özgürlüğün şafağını zorlayan Rojhilat, Rojava, Başûr, Avrupa ve tüm dünyadaki Newroz meydanları özgürlük şarkılarıyla coşacak…

8 Mart ve Newroz ruhu, tüm renkleriyle herkesi sarıp sarmalıyor. Tek renk, kimseyi çekmez. Toplumsallık renkliliktir. Kadın zamanı, tüm renklerin bir arada olduğu toplumsal özgürlük zamanıdır. Bu temelde şekillenen sanat, özgürlüğün sesini, rengini ve ahengini yansıtıyor.

Gerillayı bir ağaç parçasını boyarken; bir taş, bir palamut ya da cevize şekil verirken; bir panoyu ya da bir defterin kapağını süslerken; bir yaprağı yerden alıp baş ucuna asarken ve her zaman olduğu gibi şarkı söyleyip halay çekerken görüyoruz.

Tüm paylaşım ve soykırım savaşlarına inat bir halay ve Newroz halkı olan Kürt halkı, özgürlük için meydanlarda olacak. Tüm halklarla bu heyecanı paylaşmanın haklı gururuyla Newroz Piroz be!

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.