Faşist diktatörlükten çözüm beklenir mi?

Demir ÇELİK yazdı —

15 Temmuz 2022 Cuma - 08:00

  • Askeri yöntemle sorunun çözümünün mümkün olmadığını yüzyıldır yaşatılan katliam ve soykırımlardan anlamaları gerekirken, bunda ısrar eden ulus devletlerin kendisi çözülmekte, çöküşü yaşamaktadır.

Son günlerde Erdoğan’ın, dolayısıyla iktidarın, Kürt sorununa dönük yeni çözüm adımlarını atacağına dair çokça şey dillendirilir oldu. Hem de Rojava ve Başûr Kürdistan'ı işgal ile Kürtleri bir bütün askeri kuşatma altına almaya kalkışmışken, Bakûr’da Kürtleri ve Alevileri bastırma, çöktürme ve başkalaştırma siyaseti ekseninde inkârı ve soykırımı dayatmışken hangi çözüm diye sorası gelir insanın. 

Fiziki ve kültürel soykırımın devam ettiği bu süreçte, AKP ve Erdoğan’ ın atacağı her adım, mutlak iktidarına yarayacağı adımlardan öte bir anlamı yoktur. Çünkü hem Erdoğan, hem de mevcut devlet aklı, Kürt ve Kürdistan karşıtı ulus devlet stratejisini esas almaktadırlar. Bu stratejide Erdoğan ve Bahçeli yalnız da değillerdir. Ulus devletin inkârcı, katliamcı stratejisinde tüm siyasi aktörler değilsede, çoğu siyasal aktör hem fikir olup topluma karşı, inkârcı ulus devletin yanında pozisyon almışlardır. Dolayısıyla başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere Gayri Muslim halklara karşı, Türk ulus devletinin ülkede ve bölgede hegemonik güç olmanın stratejisi ile hareket etmektedirler. Seçim sathı mahalline girdiğimiz bugünlerde, yeniden Kürt sorununu dillendiriyor olmalarını, devletin yok etme stratejisini es geçerek okuyamayız.

Yüz yıldır her dönemde, her hükümetin gündeminde olan bir sorundu Kürt sorunu. Siyasal, kültürel, dilsel, kimliksel ve toplumsal olan bu sorun askeri bir soruna indirgendiği için baş ağrıtan, kaynakları tüketen, yoksulluk ve açlık üreten, siyasal ve ekonomik krizlere neden olan potansiyeli ile gündemdeki yerini koruyor. Bugün anketlerde nüfusun büyük çoğunluğunun temel sorun olarak gördüğü ekonomik kriz; Kürt sorununun çözümsüzlüğündeki ısrarın sonucu olarak yaşanmaktadır. Bir yandan kırk yılı aşkın zamandır sürdürülen askeri operasyonlarda harcanan milyar dolarlar... Öte yandan demokratik hukuk devleti olmadığı için ülke kaynaklarına el koyan mafya, siyaset, çete ve polis devlet zihniyetinin iktidarda olması siyasi krizin yanı sıra ekonomik krizinde yaşanmasına neden olmaktadır. Devletin polis, çete ve mafya devleti olmasının da temel nedeni devletin tekçi, inkârcı, katliamcı zihniyeti aşamıyor olması ve tekçilikte ısrar ediyor olmasındandır.

1916 Sykes Picot antlaşmasıyla dörde parçalanan Kürdistan sorununun çözümsüz bırakılmış olması sonucu olarak yürütülen savaşın ve askeri çözüm arayışının neden olduğu ağır siyasal ve sosyal travmaları toplum olarak hep beraber yaşıyoruz. Yıllar öncesinde dört egemen devletin kendi bünyelerinde çözme olanakları olan bu sorun, bugün tek tek ülkeleri aşan bölgesel ve küresel bir sorun haline dönüşmüştür. Bölgesel ve küresel sorun haline dönüşen Kürdistan sorunu, bu nedenle askeri yöntemlerle çözülemiyor, çözümsüzlükteki ısrarın sonucu olarak ekonomik ve siyasal iflas halini yaşamaktadır ulus devletler. Askeri yöntemle sorunun çözümünün mümkün olmadığını yüzyıldır yaşatılan katliam ve soykırımlardan anlamaları gerekirken, bunda ısrar eden ulus devletlerin kendisi çözülmekte, çöküşü yaşamaktadır.

İktidara ilk geldiğinde çözüm umudunu pazarlayan AKP’inin de gelip dayandığı nokta, ulus devletin inkâr ve imha stratejisi olmuştur. Son on yıldır, on binlerin hayatını kaybetmesi, ülke kaynaklarının tüketilmesine neden olan askeri ve siyasi soykırım operasyonlarının Türkiye’nin ekonomik ve siyasi iflasına yol açmış olmasını göremeyen iktidar ve muhalefetin, inkâr ve imha siyasetindeki ısrarları nedeni ile ülke yaşanmaz kılınmış, toplum kesimleri arası kin ve düşmanlık körüklenmiş, insanlar insani ve vicdanı duyarlılıklarını yitirmiş bulunuyorlar.

Kuşaktan kuşağa devredilen ‘tamamlanmamış görev’ ve ‘bitmemiş suç pratiği’ sonucu Kürtlerin iradesine el konulmuş, belediyelerine 1925 Şark Islahat Planında olduğu gibi kayyumlar atanmış, on binler tutsak edilmiş, milyonlar evlerine hapsedilmiş, on binler zoraki sürgüne gönderilmiş, içeride ve dışarıda Kürt kuşatması ve soykırımı yaşatılmak istenmektedir. Böylesine ağır travmaların yaşandığı bu süreçte çözüm olacaksa inkâr ve imha siyasetinin terkedilmesi, askeri ve siyasi soykırımın seçenek olmaktan çıkarılması, demokratik eşitlikçi, özgürlükçü ve sivil bir Anayasal çözümün devreye konulması gibi nitelikli adımlarla çözüm mümkün olabilir.  Bu temelde de bölgesel ve küresel soruna dönüşen Kürdistan’a dönük işgal, ilhak hareketlerinin sonlandırılması, askerin kışlaya, polisin karakoluna çekilmesi gibi radikal adımların atılması çözüm için öncelikli adımlar olmaktadır. Atılması gereken bu adımlar sayesinde sağlanan çatışmazlık sonrasında demokratik, hukuk devleti olmanın siyasi ve stratejik vizyonu ile toplum dinamikleri sürece dahil edilerek ortak yaşam inşa çalışmaları kesintisizce sürdürüldüğünde savaş ve savaşçıl politikalar ötelenmiş, çözüm iklimi toplumu sarmalamış olur. 

Yaşanan ekonomik ve siyasi krizin temel nedeni olan savaşı ve siyasi soykırımı sonlandırmak yerine, sorunu seçime kurban etme girişimleri önümüzdeki on yılları, çok daha ağır bedellerle kaybetmemiz demek olacaktır. İktidarda olduğu yirmi yol boyunca pragmatist davranan AKP ve Erdoğan, bir kez daha sorunu tarihsel, siyasal, kültürel ve toplumsal bağlamından yalıtarak seçime kurban etmenin arayışı içinde olacağı asla unutulmamalıdır. Yakın zamanın kırılma noktalarından çıkarılacak derslerle yeni bir siyasi süreç veya çözüm söz konusu olacaksa; her şeyden önce savaşı sonlandırmak, işgalden ve ilhaktan vazgeçmeleri gerekmektedir. Yetmiyor siyasi ve kültürel soykırımdan vazgeçmesi, antidemokratik uygulamaları sonlandırması, siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşması, gaspedilen belediyelerin seçilmiş iradeye teslim edilmesi öncelikli ilk adımlar olmalıdır. Bütün bunlardan sonra tarafların uluslararası meşru kurumların hakemliğinde eşit koşullarda yan yana gelmeleri, barışçıl demokratik çözüm irade beyanında bulunmaları olmazsa olmaz koşul olmaktadır.

Paralelinde AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, yargı bağımsızlığının sağlanması mutlaka gerçekleştirilmelidir. Bu adımları atmak yerine, durumdan vazife çıkarmaya dönük, seçime endeksli kitlelerin çözüm ve barış beklentilerini suistimal etme girişim ve söyleme kanmamak günümüzün temel çıkış noktası olmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.