Faşizme karşı hep birlikte!

Demir ÇELİK yazdı —

10 Temmuz 2020 Cuma - 11:44

Türkiye’de son iki aydır önemli gelişmeler yaşanıyor. HDP’nin “Darbelere Karşı Demokrasi Yürüyüşü”, Baroların “Hukuk Devleti ve Bağımsız Yargı” talebi ile Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya başlattıkları yürüyüş sürece damgasını vuran gelişmelerdendi. Bu iki önemli ve olumlu gelişmenin eksik kalan yanı; tarafların yalnız bırakılmalarıydı. Ne HDP yürüyüşüne, ne de Baroların yürüyüşüne toplumun öteki kesimlerinin hem katılımı, hem de sahiplenilmesi yaşanmadı. Bu nedenle her iki kalkışmada kendisi ile sınırlı bir etki ile sonlanmış oldu. Tez elden bu yalnızlıktan toplum dinamiklerinin sıyrılması, birlikte mücadele etmeleri büyük önem arz ediyor. Tam da bu noktada HDP’nin işlevsizleştirilen meclis faaliyetleri ile yetinmeyerek, “Demokrasi Buluşmaları” adı altında startını verdiği, 1 Eylül Dünya Barış Gününe dek bir dizi etkinlikle yüzünü topluma ve toplum dinamiklerine çevirmesi önemli bir çıkış olmuştur.

Erdoğan şahsında mutlak otoriteye dayalı faşist sistem kurumsallaşmaya çalışıyor. İçerde faşizmi, dışarıda ise savaşı topluma dayatıyor. Kürt Siyasal Hareketinin ülkede, bölgede ve uluslararası düzeyde kazandığı yüksek meşruiyeti gölgelemek, Kürtlerin dişe diş mücadelelerle elde ettikleri başarıları statüye dönüşmesin diye Kürtlere ve Kürdistan’a karşı savaşı yürütmektedir. 7 Haziran seçimlerini yok hükmünde sayıp çöktürme planı devreye sokan, şehir savaşlarına; “İkinci Kurtuluş Savaşı” diyen sömürgeci devlet, Kürdistan’ı ikinci kez ilhak ederek; Rojava ve Başûr’u da işgal etmek istiyor. Bölgesel ve küresel Kürdistan sorununu asayiş sorununa indirgeyerek, yüzyıldır katliam ve soykırımla üstesinden gelemediği sorunu aynı yöntemlerle üstesinden geleceğini varsayarak topyekûn saldırı içindedir. Katliamcı ve soykırımcı bu zihniyete karşı mücadelenin meşru alandaki en temel aktörü HDP’dır.

Son beş yılda hukuk içinde, meşruiyet yerine yasal olmayı esas alan yaklaşım aşılmalıdır. Çünkü karşımızda kendi Anayasasını ve yasalarını çiğneyen, Kürt’e ve muhalif olana düşman hukukunu uygulayan faşist bir rejim var. Bu rejim; parti eşbaşkanlarını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, on binlerce partiliyi, gazeteci, akademisyen, avukat, sivil toplum temsilcisi ve insan haklarından yana milyonlarca insanı kriminalize ederek denetime tabii tutmuş, gözaltındayken bile aleni işkence yapmaktadır. Parlamenter sistem lav edilmiş, yasama, yürütme ve yargı tek elde toplanmış, sendikalar, sivil toplum örgütleri ya kapatılmış, ya da biat etmeleri dayatılmıştır. Şark Islahat Planı gereğince Kürdistan belediyelerine sömürge valileri atanmış, Belediye eşbaşkanları görevden alınmış, onlarca yıl cezalara çarpıtılmış, Kürt Dili ve Kültürü yasaklanmıştır. Kürtlerin iradesine el konulmuş, Venedik Sözleşmesine imza atan devlet olmasına rağmen bütün bunları yapmakta bir sakınca görmediği gibi çağrılara da kulağını tıkamaktadır.

İçerde Kürt’e, muhalife ve demokrasi güçlerine zulüm uyguluyor, Medya Savunma Alanlarını, Şengal ve Mexmûr Kampını bombalıyor, Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê işgalini Başûr işgali ile sömürgeci hegemonyasını Misak-ı Milli sınırım dediği Musul ve Kerkük’e yaymak istiyor. Her gün sivil canlar almaya devam eden bu işgalciye karşı BM; Avrupa Konseyi başta olmak üzere hiç kimse Kürdistan statüsü için verilen mücadele haktır diyemiyor. Meşru ve haklı mücadeleyi terörize eden bu işgalci, soykırımcı zihniyete arka çıkanda Kürt.

Efrîn’den başlayarak İran sınırına kadar 30-40 km derinlikteki işgal hareketi; hem Federe Devletin hem de bölgenin istikrarsızlaştırılması, Kürt statüsünün ise kaybedilmesi demektir. Türkiye, BM, NATO ve Avrupa Konseyi üyesi, AB’ın aday ülkesi olmanın avantajları yanı sıra bölge sömürgeci devletlerin destekleri yanı sıra Kürtlerin birlik olmamaları, parça, parti çıkarları hasiyeti ile hareket ediyor olmalarını fırsata dönüştürüyor.

Tüm bunlardan hareketle karşımızda demokratik hukuk devletinin olmadığı, faşizmin iktidarda olduğu gerçeğinin bilinci ile hareket etmek önemli olmaktadır. Bu temelde de kendimiz ve çevremizle yetinemeyiz. Daha geniş toplum kesimleri ile buluşmak, onlarla demokrasi cephesinin örgütlü mücadelesini yürütecek iradi gücü açığa çıkarmak zorundayız. Ezilenler, yoksullar, inanç sahipleri, emekçiler, ekolojistler, gençler, kadınlar başta olmak üzere toplum dinamikleri ile ortak mücadele hattını örme çalışması elzemdir. Etki tepki esasıyla hareket etmek yerine, siyasal öncü olmanın bilinci ile sürece yaklaşmalı, sürecin tesadüfi, rastgele, kimi duyguların tatmini için yaşanmadığı bilinci ile hareket etmek oldukça önemli olmaktadır. Aksi takdirde reaksiyoner kimi çıkışlarımız, tepkisel kimi karşı koymalarımız süreci heba edebilir. Faşizm; kendinden olmayanları ortadan kaldıran, kontrol edemediği toplum dinamiklerine biati dayatan, toplumu öncüsüz, savunmasız bırakan rejimdir.

O halde Barolar, TTB, TMMOB, DİSK, KESK başta olmak üzere toplumun örgütlü güçleri, Kürt siyasal partileri, EMEP ve İşçi Partisi başta olmak üzere siyasi partilerle demokrasi cephesini örgütlenmelidir. İktidarın baskı ve zulmünü deşifre eden, teşhir eden propaganda çalışmalarını sokakta, alanda, kentte ve kırsalda meşru direniş içinde olmalıyız. Demokratik siyasetin öncülüğüyle hep birlikte özgür, demokratik, adil ve barışçıl toplumu inşa etme çalışmaların parçası olmak insani, vicdani sorumluluğun gereğidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.