Geleceğimiz bizden alınmak isteniyor

Demir ÇELİK yazdı —

14 Ocak 2021 Perşembe - 23:00

  • Sekiz milyar insani biyolojik olarak yaşayan, sömürü çarkının robotlarına dönüştürmek istiyorlar. İtiraz etmez, kendi alternatif sistemimiz için mücadele etmezsek, evimizde bizi esir alanlar; yakın zamanda sokağa çıkabilirsiniz dediklerinde geleceğimizi bizden almış olacaklardır.

Genelde Ortadoğu'da, özelde Türkiye'de garip şeyler yaşanıyor. Devam eden Üçüncü Dünya Savaşında en çok Ortadoğu coğrafyası ve halkları etkilenmektedir. Her ne kadar, Kuzey Afrika'dan Aşağı Kafkasya'ya kadar, geniş coğrafyada dünya savaşının etkileri yaşanıyor olsa da, alt üst oluşlar daha çok Ortadoğu'da yaşanmaktadır. Hergün yeni dengeler, yeni ittifaklar ve yeni arayışlar söz konusudur.

Yakın zamana kadar kanlı bıçaklı olan Katar ile Suudi Arabistan'ın görüşmelere başlamaları, Libya'da tarafların çözüme dönük diyalogu başlatmaları, Suriye'de uluslararası koalisyon ile Rusya'nın terörist gördükleri yapılarla kimi zaman çatışan taraflar iken çoğu zaman paylaşım savaşı stratejisine göre konumlanmaları Azerbaycan ile Ermenistan'ın şiddetli savaşın içindeyken çözüme ikna edilmeleri gibi birçok örneği dile getirmek mümkündür. Bu örnekler bile savaşın karakteri açısında bize önemli ipuçlarını vermektedir.

Her şeyden önce devam eden savaşın halkların ve inançların savaşı olmadığının altı çizilmeye değerdir. Savaşan tarafların kontrolünü ve denetimini elinde tutanların, stratejik çıkarlarına uygun olarak yürütülen bir savaş olduğu gerçeği altı çizilmesi gereken başka bir nokta olmaktadır. Bu anlamda yürütülen savaşın emperyalizmin son otuz yıldır kaos yaratma ve yönetme savaşlarının tipik uygulaması olmaktadır. Kaosu yaratma ve kaosu yönetme sadece askeri alanda da yaşanmıyor. Ticaret savaşlarında, teknolojik gelişmelerde, nükleer ve biyolojik savaşlarda da kriz yaratma ve krizi yönetmede sınır tanımadan geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan barbarlar savaşı söz konusudur.

Dünyanın süper güçleri ABD, Rusya başta olmak üzere emperyalistler her tür silahlanma hakkına sahipken, devasa askeri güç ve silahlarıyla siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik ve kadın kırımının bizatihi nedenleri iken, kitlelere manipülasyon araçlarıyla daha alt ölçekteki devletleri öcü gösterip hedeflemektedirler. Patlayan nükleer santralleri ile her gün hastalık üreten kendileri iken, kimi zaman Kuzey Kore'yi, kimi zaman İran'ı hedefe koymakta, en büyük tehlikenin onlardan geleceği yanılgısına bizleri sürüklemektedirler. Havayı kirleten, küresel ısınmaya neden olan, sera gazları ile ozon tabakasını delen, buzulların erimesine, deniz suyu seviyesinin yükselmesine, ekolojik felaketlerin yaşanmasına neden olan emperyalizm ve onun sınır tanımaz kâr ve iktidar hırsı iken yaşananların sebebi olarak biz emekçileri, yoksulları ve iktidar dışı toplum kesimlerini göstermesi de bu hastalıklı halinin sonucudur.

Bir yıldır korku fırtınası ile insanlığın gündemine taşıdıkları korona sürecinde de yaptıkları bundan başka birşey değildir. Hızlı yayılan, öldürücü oranı diğer grip virüslerin öldürme oranından farklı olmayan bu pandemideki yönlendirmeleri ile adeta bizleri esir almış görünüyorlar. Seçici seleksiyonla kendisine yük gördüğü engelliyi, kronik hasta ve yaşlıları ortadan kaldıran virüs salgını krizini yaratanda, yönetende kendileri. Bizleri yarı açık cezaevlerine hapsedenlerin fabrikaları harıl harıl çalışmakta, kâr üstüne kâr etmektedirler. Orta sınıf, küçük ölçekli işletmeler ve esnaf iflas ederken, internet bankacılığı, sosyal-internet sayfaları ve bilgi tekellerini elinde bulunduranlar ile uluslararası burjuvazi servetlerine servet katmaktadırlar.

Pandemi önlemleri, aşı pazarları üzerinde devam eden kirli pazarlıkları, yakın gelecekte her alanda devam edeceğe benzer. Bizi sosyal, kültürel, siyasal ve inançsal faaliyetlerimizden alıkoyanlar, üretimden, aşırı tüketim hastalığından bir an olsun geri durmadıklarını görüyoruz. Sosyal mesafe diyerek insanı insana uzaklaştırıp yabancılaştıranlar, metalarını, tüketim malzemeleri ile egemenlikçi sistemin ideolojik aygıtları ile hergün 24 saat evlerimizde bize misafirdirler. Yememizden içmemize, sağlığımızdan tercihlerimize ve siyasal eğilimlerimize kadar her şeyimize karışmakta, bizleri denetlenebilir, kontrol edilebilinir nesnelere dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

Sekiz milyar insani biyolojik olarak yaşayan, sömürü çarkının robotlarına dönüştürmek istiyorlar. İtiraz etmez, kendi alternatif sistemimiz için mücadele etmezsek, evimizde bizi esir alanlar; yakın zamanda sokağa çıkabilirsiniz dediklerinde geleceğimizi bizden almış olacaklardır. Bileklerimize takacakları modern bileziklerle, ya da analog ve dijital kontrol araçlarıyla bizi siyasal, sosyal ve kültürel varlık olmaktan çıkararak denetlenebilir, yönlendirilebilir, yönetilebilinir biyolojik nesneye dönüştürdüklerinden insanlığımızdan geriye bir şey kalmamış olacaktır. Bize dayatılan insanlık dışı bu barbarlığa ve faşizme karşı insanlık için ayağa kalkmanın zamanıdır!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.