“Gözlerimi yiğit bir Kürt kızı açtı!”

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

28 Ekim 2020 Çarşamba - 21:09

  • Tepede bir kız vardı, kuşatmıştık. Yaman çatışıyordu. Son mermisine kadar da çatıştı. Mermileri bitince peşmerge ‘teslim ol, sana bir şey yapmayacağız’ çağrısında bulundu...  Usul usul uçurumun kenarına doğru yürüdü. Kollarını yana doğru açtı. Uçar gibi kendini aşağıya bıraktı.

Uçurumda bir özgürlük haykırışıydı Bêrîtan. Teslimiyete ve ihanete karşı direnişin ve özgürlük ruhunun sembolü oldu. Ulus olmanın, kadın olmanın, insan olmanın en büyük gurur kaynağı! O bir yaşam felsefesi, bir mücadele çizgisi, bir zafer abidesi…
Hepimizin bildiği o büyük özgürlük eylemine çok az insan şahitlik etmişti. Bu tanıklığın en önemli şahsiyeti eski bir YNK peşmergesi olan Muhammed Elfi’dir. Zana Mahabad KDP’nin Akre zindanındaki işkenceli günleri anlattığı “Akre” adlı kitabında ondan bahsetmiş. İnsanı o tarihi ana götüren, Xakurkê kayalıklarında Beritan yoldaşla buluşturan, özgürlük nefesini hissettiren değerli anlatımların en önemli bölümü işte şöyledir:
“Muhammed Elfi YNK’den kopmuş, peşmergeliği bırakmıştı. “Gözlerimi yiğit bir Kürt kızı açtı” diye anlatırdı hikayesini. Tabii sadece gözleri açılmamıştı, kalbi de Karkerlere açılmış, sempati duymuş ve iki kızı gerillaya katılmıştı. Yaşına rağmen oldukça dinçti. İdarenin uygulamalarıyla moralini bozmaz, neşesinden taviz vermezdi. “Bunlardan her şey beklenir” derdi.
“Gözlerimi açtım, hayır hayır yeni bir dünyaya gözlerimi açtım” diye başlardı söze. Özgürlüğe, peşmergeciliğe hatta erkekliğe bakışının o Kürt kızıyla birlikte değiştiğini söylerdi. Anlatırken o anları yeniden yaşar gibi olur, hüzünlenirdi. Duygularına hâkim olamayıp ağladığı olurdu.
“1992’de Türkiye, KDP, YNK hepimiz bir olup PKK’ye yöneldik” derken öfkelenirdi. Öfkesi kendisineydi de. 1992’nin sonbaharında Türkiye tank, top ve uçağıyla Güney Kürdistan’a girdiğinde peşmergeydi. Gerilla dört koldan kuşatılmıştı. Zap, Heftanîn, Xinêrê, Xakurkê, Avaşîn, Basyan görülmemiş bir savaşa tanıklık ediyordu.
“O zaman YNK’de tabur komutanıydım” diyordu Muhammed Elfi.
“Taburum YNK’nin savaş tecrübesi en yüksek peşmergelerinden oluşuyordu. PKK’yi tanımıyor, niçin savaştığımızı sorgulamıyorduk. Bize savaşın deniliyordu, savaşıyorduk. Xakurkê alanına gitme talimatı almıştım. Taburumla Xakurkê’ye ulaştığımda çatışmalar çoktan başlamış, KDP’nin savaş gücü kırılmıştı. KDP peşmergesi gerilla karşısında tutunamıyordu. Zaten bizim taburu oraya yönlendirmelerinin nedeni de buydu. Oraya varır varmaz çatışmalara girdik. Çatışmalar günlerce sürdü. Gerillalar tuttukları tepeleri bırakmıyorlardı. Onları yerlerinden sökemiyorduk. En son çok sayıda peşmergeyle kapsamlı bir saldırı yaptık. Onları yine hedeflediğimiz tepeden sökemedik.
Tepede bir kız vardı, kuşatmıştık. Yaman çatışıyordu. Son mermisine kadar da çatıştı. Mermileri bitince peşmerge ‘teslim ol, sana bir şey yapmayacağız’ çağrısında bulundu. O bulunduğu mevzide ayağa kalktı. Hepimizin gözü üzerindeydi. Usul usul uçurumun kenarına doğru yürüdü. Kollarını yana doğru açtı. Uçar gibi kendini aşağıya bıraktı. Bu manzara karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Bir Kürt kızı teslimiyeti kabul etmeyip kendini kayalıklara vuruyor, parçalanıyordu. Bu nasıl bir cesaretti, bu nasıl bir özgürlük tutkusuydu, bu nasıl bir inançtı? Biz kiminle savaşıyorduk? Kimi, niye teslim almaya çalışıyorduk? Leyla Qasım’ı okumuştum, az çok dünyada olup bitenlerden haberdardım. Kendimizi ileri, KDP’yi geri görüyorduk. Ama KDP ile aynı mevzide birleşip özgürlüğe tutkulu bir Kürt kızını teslimiyete zorluyorduk. O bizi değil, ölümü seçiyordu. Ölümü bize tercih ediyordu. Biz ölümden daha kötü, daha karaydık. Bu işte bir yanlışlık var dedim kendime.
Taburuma, ‘Toplanın, geri çekiliyoruz, savaşmayacağız, tek kurşun sıkmayacağız’ talimatı verdim. Taburumu alıp alel acele Hewlêr’e döndüm. Hewlêr’e döner dönmez de tabur komutanlığını ve peşmergeliği bıraktım. Kendimden utanmıştım. İstifayla onurumu kurtarmaya çalışıyordum. Ama işin peşini bırakmadım. O kızı araştırdım. Adının Bêrîtan (Gülnaz Karataş) olduğunu öğrendim, PKK’yi de araştırdım. Tanıdıkça sempatim gelişti. Kürtler eğer bir şey kazanacaksa Başkan Apo sayesinde kazanır. Bakın iki kızım şimdi dağlarda gerilla, onlarla gurur duyuyorum.”
Muhammed Elfi bunları belki aynı cümlelerle tekrar tekrar, sayısız kez anlattı. Her seferinde heyecan duyması, dinleyenleri heyecanlandırması şaşırtıyordu. Arada bir yeni doğan kız torunlarına, yeğenlerine Bêrîtan ismini verdiğini ekliyordu hikayesine.
Muhammed Elfi KDP-YNK esir değişiminde serbest bırakılana kadar dili döndüğünce anlatıp durdu bunları…”

Gözleri halen kapalı olanlara esefle
Ve Bêrîtanca direnenlere saygıyla!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.