Gün Birlikte Mücadele Etme Günüdür!

Demir ÇELİK yazdı —

8 Ekim 2020 Perşembe - 23:51

  • Demokratik modernite bu saldırılara karşı, direniş ile öz savunmasını örgütlemek zorundadır. Öz savunma, iktidarların halkların ve inançların varlığına, özgürlüğüne ve demokratik yapısına yönelik saldırılara karşı toplumu koruyan en temel mekanizmadır.

Devlet esas olarak askeri ve siyasi organizasyondur. Ulus devletler içte ve dışta  acımasızca ve uzun süreli toplumsal alt üst oluşların yaşandığı savaşlar neticesinde şekillenmişlerdir. Savaşların ürünü olmayan tek bir ulus-devlet düşünülemez. Sadece kuruluş aşamasında değil, ondan daha fazlası kurumlaşma ve çözülme dönemlerinde de ulus-devlet tüm toplumu içten ve dıştan militarist zihniyetle şekillendirerek, toplumu tamamen askerileştirmeye çalışır. İktidar ve devletin sivil bürokrasisi esas olarak bu askeri zırhı örten perde konumundadır. Kapitalist modernitenin dayandığı ulus-devleti esas alan, onu toplumsal dönüşümün en önemli mekanizması gören siyasal yapı ve hareketler, bugün yaşamakta olduğumuz krizde pay sahibidirler. Pozitivist evrenselci, çizgisel-ilerlemeci yaklaşım sahipleri er geç gerçekleşecek bir devrim anlayışıyla hareket ettiklerinden sürece bilinçli insan eylemselliği ile müdahale etmemek yerine, bekle gör politikalarını esas almaktadırlar. Bu pozitivist anlayış, toplumu ilkel, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist olarak ifade edip, düz çizgisel gelişme olarak devletçi uygarlık sistemine yaklaştıklarından kendiliğindeciliğin kurbanı olmaktadırlar. Bilim diye topluma aşılanan bu düz çizgisel ilerlemeci anlayış, ulus-devletin ideolojik kuşatıcılığı ile birleştiğinde, toplumun güçsüz,ve örgütsüz kalmasıyla sonuçlanır. Toplumun örgütsüz ve seçeneksiz olmasını fırsat bilen ulus-devlet, kendi mutlak iktidar tekeline meşruiyet kazandırmanın her tür yoluna bakar. İktidarın kirleticiliğini örtmek, sisteme alternatif arayışların önünü almak topluma ‘parlamenterizm’i seçenek diye sunar. Toplumun ve doğanın, devletçi sistem tarafından her gün aşındırıldığı, yerine kaba militarist devlet zihniyetini dayatan Türk ulus devleti, içerde toplum dinamiklerini düşmanlaştıran, dışarda halklara ve inançlara savaş açan, işgalci   ve ilhakçı güç olmaktadır. İçerde ve dışarda sürdürdüğü bu savaş halinin neden olduğu ekonomik, toplumsal, siyasal krizin neden olduğu yıkımın altında kalmamak esas olmalıdır.

Faşis şefin ağzından düşürmediğ demokrasi söylemi bu militarist yapılanmayı ve işgalci zihniyeti örtbas etmek içindir. Demokratik ve hukuka dayalı toplumsal sistemin yürürlükte olduğu propagandası asıl olarak toplumu yönetilmeye ikna etmek için dillerinden düşürmüyor. Çözüm olarak dayatılan ve sıkça tekrarlanan faşist iktidar uygulamasına ve ulus-devlet kaynaklı militarizme karşı ancak öz savunma ile durabiliriz. Öz savunmadan yoksun toplumlar kimliklerini, politik özelliklerini, inançlarını, kültürlerini ve demokratik haklarını kaybederler. Bu nedenle öz savunma, toplumlar için sadece basit bir askeri savunma olgusu olarak görülemez. Kimliğini, inancını, dilini ve kültürünü koruma, geliştirme, politikleşmesi sağlama ve onları uluslararası güvencelere kavuşturma demokratik siyaset yürütücüler için meşru savunmadır. Devletsiz halklar ve inançlar kendisini savunabilirse kimliğini, dilini, kültürünü koruyabilir, politik özne olarak kendi sistemini örüp örgütleyebilir. Kapitalist modernitenin hükümranlığı ve kuşatıcılığı koşullarında, tekellerin küresel hegemonyasında, ulus devletin militarist, hiyerarşik saldırılara karşı öz gücüne dayanarak ve öz savunmasını geliştirerek kendi sistematiğini toplumsallaştırdıkları oranda halklar ve inançlar kendilerini saldırılara karşı koruyabilir,  varlıklarını sürdürebilirler.

Devlet dışı halkların ve inançların bugün için öncelikli sorunu özgürlük, eşitlik ve demokratikleşmeden de önce var olma sorunudur. Çünkü ulus devletin militarist, asimilasyonist politikalarla halkların ve inançların asıl olarak varlıkları tehlike altındadır. Modernitenin çok yönlü saldırıları, her şeyden önce varlığımızı korumamızı, geliştirmemizi öncelikli kılmaktadır. Demokratik modernite bu saldırılara karşı, direniş ile öz savunmasını örgütlemek zorundadır. Öz savunma iktidarların halkların ve inançların varlığına, özgürlüğüne ve demokratik yapısına yönelik saldırılara karşı toplumu koruyan en temel mekanizmadır. Öz savunma üzerinden yükselen demokratik siyaset ise ahlâki ve politik toplumu geliştirmenin, toplum dinamiklerinin politik süreçlerde özne olmasını sağlar. Saldırı olmasa, savunmaya da gerek olmaz. Tarihin insanlık için büyük imkânlar ile ciddi tehlikeleri iç içe barındırdığı Ortadoğu’da, ciddi bir kaos ve çatışma durumunun yaşandığı, Kürdistan’ ın ise bu çelişki ve çatışmanın merkezinde yer aldığı bu kritik süreçte devlet dışı halkların ve inançların öz güçlerine dayanarak geliştirecekleri meşru savunma ekmek kadar, su kadar olmazsa olmazımız olmalıdır. Mevcut statükoların kısmi direncine rağmen, küresel sermaye güçleri bu kaostan kendi çıkarları doğrultusunda bir çıkış arayışını sürdürürken, halklar da özgürlüklere dayalı kendi demokratik sistemlerini geliştirerek kaos aşmak zorundadırlar.

Kapitalist modernitenin tamamen hegemonik çıkarlarına göre biçimlendirilmek istenen dünya ve bölge ulus-devletleri yerelin, bölgenin, ulusun, kentin, köyün ve doğanın hakikatlerine yok hükmünde saldırmaktadırlar. Dolayısıyla toplumun adaletini, özgürlüğünü ve demokratik taleplerine el koyanlar her zaman bu evrensel değer sahipleriyle çelişecek ve çatışacaklardır. Buradan çıkarılacak temel sonuç; devletin var olduğu, onun hemen yıkılacak, ortadan kalkacak durumda olmadığı, bununla birlikte ulus-devletinde sürdürülemez olduğu, aşılması gerektiği gerçeğidir. Çünkü ulus devlet hep savaşı, soykırımı, mutsuzluğu üretmekte, kanser hücresi gibi çeperi ve çevreyi kuşatmaya çalışmaktadır. Barışa, adalete, özgürlüğe el koyan toplumsal hakikatleri budayan, toplumu hiçleştiren, direnenleri katliam ve soykırımlardan geçiren toplum dışı, tarihsel sapma olan iktidar ve hiyerarşiye karşı direnmek ve mücadele etmek esas olmalıdır. Halklar, inançlar ve toplumsal kesimler bir yandan özgün ve özerk  toplumsallıklarını yaşarlarken, diğer yandan da bu özgün ve özerk parçaların koordinasyonuna ve eşgüdümüne dayalı siyasal sistemi ete kemiğe büründürdüklerinde krizi fırsata dönüştürebilirler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.