“Helalleşme”nin düşündürdükleri 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

16 Kasım 2021 Salı - 23:00

  • Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı, Erdoğan’ın da Kılıçdaroğlu’nu bağışlayarak, karşılıklı “barış çubuğu” tüttürmesi bu ikisinin politik çıkarlarına uygun olabilir. Ama zindanlardaki insanlar bu işe ne der? Savaş sürüyor. Kimyasal gazlarla zehirlenen gerillalar böyle bir “helalleşmeyi” acaba kabul eder mi?

“Helalleşme”…
Bu İslami bir terimdir. “Zalimin mazlumdan” bir tür af dilemesidir.
Kılıçdaroğlu elbette “CHP zulmünden dolayı” Müslümanlardan af dilemiyor. Karşılıklı “helalleşmeden” söz ediyor. “Ben senden af dileyeyim, sen de benden af dile” demeye getiriyor.
Ne güzel değil mi?
Kılıçdaroğlu’na göre “laikler müslümanlara, müslümanlar laiklere” zulm etmişler ve şimdi “helalleşme” vakti gelmiş.
Ne kadar “masum” bir teklif.
Aralarında husumet ya da alacak-verecek meselesi olan iki aile ya da esnaf arasında böyle bir helalleşmeye ne denebilir ki? Yada bir laik öğretmenle imam arasında geçen tatsız hadiselerden dolayı bu ikisinin “helalleşmesi” aslında iyi bir şeydir.
Ama “helalleşme” teklifi bir siyasi partinin Genel Başkanından geldiği zaman, biz bundan ne anlamalıyız?
Ben şunu anlamaktayım: Kılıçdaroğlu bu teklifi ile CHP tarihinden kopmuyor, partisinin asında Müslümanlara zulüm ettiğini ilan etmiyor. Politik bir adım atıyor. AKP-MHP faşist rejimi yıkılmanın eşiğindedir ya. Kılıçdaroğlu geleceğe dair bir teklifte bulunuyor. Demek istediği şu: Siz bizim iktidara gelmemize karşı kafanızdaki “kaos” planından vaz geçin, şeffaf bir seçim yapın, biz de iktidara geldiğimizde “devr-i sabık” yaratmayalım, yani sizin o güne kadar işlediğiniz suçları bağışlayalım.
Doğrusu bu “esaslı” bir pazarlıktır. Sistem partisi CHP, öteki sistem partisi AKP’yle şu kriz bataklığında “helalleşmeyi” krizden çıkış için mümkün bir yol olarak ortaya koyuyor.
Böyle bir “helalleşmenin”, “hak, hukuk, adalet” sloganıyla çeliştiği çok açık. Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı, Erdoğan’ın da Kılıçdaroğlu’nu bağışlayarak, karşılıklı “barış çubuğu” tüttürmesi bu ikisinin politik çıkarlarına uygun olabilir. Ama zindanlardaki insanlar bu işe ne der? Savaş sürüyor. Kimyasal gazlarla zehirlenen gerillalar böyle bir “helalleşmeyi” acaba kabul eder mi? KHK’liler? Tecavüze uğrayıp öldürülen kadınlar? Mağdurların listesi uzun.
Ve işin ilginç tarafı şu ki, bu mağdurluk “tarihi” bir mağdurluk da değil. Binlerce cenaze henüz toprağa bile karışmamış. Mağdur kitleler tarihte, yüz, iki yüz öncede değil, günümüzde capcanlı. Acılar taptaze. Öfke had safhada.
Ve işin daha da önemli tarafı, ölümler, felaketler CHP ile AKP arasındaki kavgaların, Kemalistlerle İslamcılar arasındaki savaşların sonucu da değil. Hatta yaşadığımız faşist zulümde, bir çok durumda bu iki topluluk arasında defalarca “sulh” yapılmış. Selahattin Demirtaş ve HDP’li vekiller hapse bu iki partinin verdiği oylar yüzünden atılmış. Dolmabahçe mutabakatını Erdoğan tekmelemiş, Kılıçdaroğlu buna sevinmiş. Son tezkere hariç bugüne kadar çıkarılan savaş tezkerelerinin altında bu ikisinin de imzası hala yanyana duruyor ve o tezkerelerle yapılan savaşlarda binler toprağa düşüyor. Kürdistan’ın bütün parçalarında savaş sürüyor. Başkan Öcalan hala tecritte.
“Helalleşme” zalimlerin mazlumlardan af dilemesidir. Demek ki zalimin “helalleşme” teklifi, yapılan zulmü, yaratılan kayıpları, açılan yaraları, yenen “kul haklarını” karşılamalıdır ki, karşılık “helalleşme” gerçekleşsin.
O halde “helalleşme” teklifini Kemal Bey değil, Tayyip efendi yapacak ve Tayyip Efendi’nin zulüm ettiği Kürt halkı, Alevi toplumu, Süryani cemaati, Ermeni, Rum “azınlığı” ve mutfaklarında yangın çıkan, aynı zamanda ödenemeyen doğal gaz bedelleri yüzünden şu Zemheri günlerinde soğuktan donan tüm yoksullar, Tayyip efendinin “helalleşelim” yalvarışına eğer “helalleşmeye” rıza gösterirse “helalleşme” gerçekleşecek.
Mazluma bu “helalleşme” işini sordunuz mu?
Bu “helalleşme CHP’li “laik” kadrolarla, “İslamcı-ırkçı” kadrolar arasında olabilir mi? Milyonlarca mağdurun karşısına geçip “laiklerle dinciler helalleşti, mesele de bitti” denebilir mi?
Sakın bu helalleşme teklifi, gelecekte, yani “erken” ya da “baskın” seçim öncesinde Erdoğan rejiminin yaratacağı “kanlı kaosun” hemen arkasından, “devleti kurtarmak” için  “Millet İttifak-Saray İttifakı” arasında, ve kesinlikle tüm mağdurları, onların örgütü HDP’yi dışta bırakarak, bir “milli koalisyon” ihtimaline “hazırlık” olmasın? Ve…”Helalleşme” sistem içi çelişkileri yumuşatma ve “Üçüncü İttifakın önünü kesme” stratejisi mi?
Bu soru CHP’ye sorulmalı. Katillerden, savaş suçu işleyenlerden, politik soykırım yapanlardan, kara para aklayanlardan, uyuşturucu paralarıyla krizden çıkmaya yeltenenlerden hesap sorulacak mı? Savaşa ve polis terörüne harcanan paralar halk refahı için harcanacak mı? Kürt sorunu, Alevi sorunu çözülecek mi? İşgal ve ilhak politikasına son verilecek mi? Başta Öcalan olmak üzere tüm politik tutuklular özgürlüğe kavuşacak  “Kandil’i yerle yeksan etme” hevesinden vaz geçilecek mi?
Bunlar olduğunda Kılıçdaroğlu’nun “laikliği” ile, Erdoğan’ın “din bezirganlığı” arasında “helalleşmeye” gerek kalmaz ve birbirine karşı düşmanlaştırılmak istenen halklar “helalleşmenin” en alasını yapar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.