Hep birlikte

Suat BOZKUŞ yazdı —

20 Haziran 2020 Cumartesi - 15:18

HDP’nin iki koldan başlattığı “Darbeye karşı özgürlük yürüyüşü” Ankara’ya doğru ilerliyor. Bütün engelleri aşarak süren yürüyüş sadece HDP’nin değil, bütün ezilenlerin yürüyüşüdür. Baskılarla engellenen, medyada sansürlenen ve polis copuyla susturulmak istenen tüm ezilenlerin birleşmesidir.

Amerika’da bir polisin George Floyd adlı siyah vatandaşı açıkça boğarak öldürmesi bütün insanlığı ayağa kaldırdı. Polis terörünün yaşandığı Minneapolis şehrinde başlayan protestolar ABD’nin her yerine ve Avrupa şehirlerine yayıldı. Korona pandemisine rağmen insanlığın direnişi büyüdü. George Floyd’un “Nefes alamıyorum” çığlığı ise durumu özetleyen bir ses olarak geride kaldı. Trump’ın halka yönelik tehditleri etkili olmadı. Tam tersine yerel belediye başkanları ve Emniyet yetkilileri ve ordu deyim yerindeyse Trump’a rest çekerek halka saldırmayacaklarını açıkladılar. Trump elbette Erdoğan’ı kıskanacaktır.

Türkiye’de ise bir avuç diktatör ve avanesi dışında 83 milyon insan nefes alamıyor.

“Cumhurbaşkanlığı hükümeti” denilen ucube sistemle bütün memleket tek kişinin emrine verilmek isteniyor. İlk etapta Meclis devre dışı bırakılmış, yargı da tek adamın emrine verilmiştir. Erdoğan’ın emrine uymayan hakim ve savcılar tasfiye edilmektedir. Akademisyenler ve medya tasfiyelerle dağıtılmış ve susturulmuştur. Barolar, avukatlar susturularak savunma hakkı ortadan kaldırılmaktadır.

Merkezi hükümetin emri dışında kalan yerel yönetimler valiliklere bağlı bir müdüriyete dönüştürülmek istenmektedir. Bir yandan belediye başkanları görevden alınarak yerlerine saraya sadık kayyımlar atanmakta, bir yandan da yasal değişikliklerle belediyelerin yetkileri gasp edilip saraya verilmektedir. İlk etapta büyük ihalelerin belediyelerden alınıp merkezi hükümete verilmesi gerçek amaçlarını göstermektedir. AKP çetesi için amaç rant kavgası ve paylaşımıdır. Bunu engelleyen her kesime düşmandırlar.

Erdoğan-Bahçeli diktası zayıfladıkça yıkılmaktan daha çok korkmakta ve saldırganlaşmaktadır. Bu korkuyu her alanda görmekteyiz.

HDP’yi bastırmak ve susturmak birinci amaçlarıdır. Çünkü Erdoğan, 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana girdiği bütün seçimleri ve referandumu kaybetmiştir. Elindeki medya, AA ve YSK eliyle kazanmış gibi göstermesi bir şeyi değiştirmez. Çünkü gerçeği kendisi iyi bilmektedir. Bunun ilk “suçlusu” olarak HDP görüldüğü için her yolla ona saldırmaktadır. HDP’ye konan medya ambargosu doğrudan Erdoğan’ın eseridir. Polis saldırılarının, tutuklamaların amacı ve boyutları ise zaten açıktır. Bir yandan da kapatma tehdidi dillerinden düşmemektedir. Ama HDP’yi kapatsalar da, bütün seçilmişleri tutuklasalar da, vursalar da artık HDP siyasetini susturamazlar.

Erdoğan bütün diktatörler gibi kendi kontrolü dışında hiçbir alan bırakmamak için saldırıyor. Belediyeler, barolar, tabip odaları, mühendis odaları, sendikalar gibi tüm sivil kurumlar Erdoğan için düşürülmesi ve teslim alınması gereken “düşman” kaleleridir.

Bu azgın saldırılara karşı tek tek direnmek yeterli değildir. Darbeye, faşist diktaya karşı olan tüm güçlerin her alanda birleşmesi ve ortak mücadelesi şarttır.

HDP yürüyüşü ile birlikte herkes biraz nefes almaya başladı. Demokrasi ve özgürlük mücadelesine yeni bir nefes geldi. Bu yürüyüşle birlikte özgürlük mücadelesinde yeni bir döneme girilmiştir. Bu hep birlikte mücadele ve kazanma dönemidir.

“Aman ha, HDP ile birlikte görünmeyelim” devri bitmiştir.

Artık “HDP ile birlikte görünmek” bir suç değil, bir onurdur. Birlikte görünmek de yetmez artık birlikte olunmalıdır. Ancak o zaman hepimiz derin ve temiz bir nefes alabiliriz. Bundan sonra nefesi tükenecek olan, nefessiz kalacak olan faşist diktatörlerdir.

HDP ile “Hep birlikte” yürüyenler diktatörlüğün karanlığını yırtan bir kıvılcım olmuştur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.