- Sınıfsal itiraz karakteri olmayan, konfor alanını bozup sokak hareketlerine dönüşmeyen, Kürtleri ve mücadelesini hedefe koyan laik-milliyetçi 'muhalefet', iktidarın işini kolaylaştırıyor.
İLHAM BAKIR
Son bir yıldır, özellikle de son bir aydır başta Fransa olmak üzere Belçika, İtalya, İspanya, Portekiz, Arjantin, Endonezya, Nepal, Fas, Kenya ve dünyanın birçok ülkesinde ekonomik eşitsizliklere, hayat pahalılığına, yoksulluğa, işsizliğe, kamusal hizmetlerin tasfiyesine ve demokratik hakların sınırlandırılmasına karşı kitlesel protestolar ve toplumsal mücadeleler yaşanıyor.
Fransa ve Belçika'da işçiler ile öğrencilerin ortak eylemleri; İspanya ve Portekiz'de konut hakkı mücadeleleri; Arjantin'de eğitim bütçesi kesintilerine karşı gösteriler; Asya ve Afrika'da ise gençlerin öncülüğünde yolsuzluğa, siyasal baskılara ve ekonomik adaletsizliklere karşı gelişen hareketler dikkat çekiyor. Farklı biçimlerde ortaya çıkan bu mücadelelerin ortak zeminini, geniş halk kesimlerinin yaşam koşullarının ağırlaşması, sosyal hakların aşınması ve ekonomik kaynakların adaletsiz dağılımına yönelik tepkiler oluşturuyor. Bu gelişmeler, dünyanın farklı coğrafyalarında sınıfsal çelişkilerin ve toplumsal hoşnutsuzluğun yeni biçimlerde görünür hâle geldiğine işaret ediyor. Özellikle gençlik hareketleri ile örgütlü işçi mücadelelerinin bazı ülkelerde buluşması, ekonomik taleplerin demokratik hak ve özgürlük mücadeleleriyle birleşmesi açısından önem taşıyor.
Türkiye'de yaprak kımıldamıyor
Benzer şekilde sorunların yaşandığı, üstelik her geçen gün daha da katıksız despotik hüviyetini kalıcılaştıran, tüm hak ve özgürlük arayışlarını polisiye aksiyonlar ve çok açıkça araçsallaştırılmış yargı eliyle bastıran bir iktidarın söz konusu olduğu Türkiye’de ise isyan ve itiraza dair neredeyse yaprak kımıldamıyor. Kürt muhalefeti ve çok küçük bir sol sosyalist çevrenin itiraz ve mücadelesi, bir takım mevzilerini korusa da ne yazık ki gelişen ve etki alanlarını çoğaltan bir niteliğe; üstelik bu amaca yönelik bir perspektife sahip değil.
Sayın Öcalan’ın çağrısı ve olağanüstü çaba, irade ve kararlılığıyla geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci, AKP-MHP iktidarı tarafından son derece günü kurtarmaya dayalı bir pragmatizmle karşılık buluyor. Bu yaklaşım, sürecin enfekte edilmesini ve provokasyonlara maruz kalmasını sağlıyor. Milliyetçi reflekslerle toplumsal barışın ve demokrasinin gelişmesinin önüne setler çekiliyor.
Baro seçimlerinde görüldü
Son yapılan İzmir ve İstanbul baro seçimlerinin, Kemalist ve ulusalcı kesim ile seküler, eğitimli orta sınıfa mensup şehirli Türk milliyetçiliğinin ortaklığıyla kazanılmış olması, bu yaklaşımın ortaya çıkardığı sonuçlardan birisidir. Milliyetçi muhafazakar iktidar tarafından tüm kutsalları ayaklar altına alınan; sermayesine büyük oranda el konulan; siyasal partileri, basın-yayın organları ve sivil toplum kuruluşları dağıtılan; yaşam biçimlerini değiştirmeye zorlanan bu kesimler, iktidara karşı seslerini her geçen gün biraz daha kısarken temel hak ve özgürlük taleplerini dile getiren, barış ve demokrasiyi savunan Kürtler ve onların siyasi öznelerine karşı ağır ırkçı ve şoven saldırılar geliştirebiliyor. Baro seçimlerinde de görüldüğü üzere bu kesimlerce bir yandan evrensel değerler, hak ve özgürlüklerden bahsedilirken diğer yandan 1923 model tekçi devletin savunuculuğu yapılıyor. Kürtlerin bu evrensel değerlerden faydalanmasını, hak ve özgürlük talebinde bulunmasını, barış ve demokrasi talebini bölücülük olarak görüyorlar. Topluma saldıkları bu korku etrafında bir güç tahkimatı yapıyorlar.
İktidarın işini kolaylaştırıyor
Sınıfsal bir itiraz karakteri olmayan, konfor alanını bozup Avrupa veya Latin Amerika’da olduğu gibi sokak hareketlerine dönüşmeyen, Kürt halkını ve demokratik mücadelesini hedefe koyan bu laik-milliyetçi 'muhalefet', iktidarı rahatsız etmek bir yana, son derece işini kolaylaştırıyor. İktidara adeta can suyu oluyor. Bunlar vasıtasıyla bir yandan gerçekten sokağı zemin tutan, sınıfsal karakterli bir itiraz hareketinin gelişmesini engellerken bir yandan da Barış ve Demokratik Toplum Süreci müzakerelerinde Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin verilmemesinin bahanesi ve baskı aracı kılınıyor.
Ülke sorunlarının çözüm perspektifini AKP öncesine dönmeye endekslemiş bir ana muhalefet ve bunların etrafında kümelenmiş sivil toplum aksiyonunun, bu ülkeyi götürebileceği bir yer yoktur. Kürt siyasal ve toplumsal öncülüğünün, sol, sosyalist yapıların, demokrasi ve barış sürecinin kaderini, birbirinin ikiz kardeşi bu iktidar ve muhalefetin insafına terk etmemesi, güçlü ve kararlı bir şekilde inisiyatif alarak toplumsal örgütlenme alanlarının bunlar arasında pay edilmesine karşı sesini yükseltmesi; barış, demokrasi, hukuk, eşitlik, aş, iş ve ekmek mücadelesini yükseltmesi; yeni, özgün ve güçlü muhalefet ve örgütlenme alanları geliştirmesi gerekiyor. Sürecin gelişimini, iktidarın atacağı adımları beklemeye götüren böylesi bir ataletle karşılayan bu eylemsizlik, kabul edilemez.