• Başkan Öcalan’ın ahlaki ve politik toplum anlayışı, toplumun sorunlarını birlikte tartışma, ortak karar alma ve yaşamını demokratik ilkelerle düzenleme yeteneğine dayanır.
  • Öcalan’a ve paradigmasına ait sözleri ve büyük hedefleri, her gün her toplantıda tekrarlayıp ardından bu ilkelerin tam karşıtı bir gündelik yaşam pratiği kurmak, karşıdevrimci bir pratiktir.

İLHAM BAKIR

Yeni bir yaşam paradigması inşa edilirken çoğu zaman tüm gözler büyük hedeflere dikilir; günlük yaşamın detayları, akışı ihmal edilir, önemsiz görülür. Oysa bir paradigmayı, bir ideolojik tasavvuru yenilgiye uğratabilecek en sinsi düşman, yaşamın gündelik ayrıntıları arasında saklıdır. Öcalan’a göre tarih; büyük siyasal olaylar kadar ilişkilerin, zihniyetlerin ve gündelik alışkanlıkların da tarihidir. Devrim, kurumlar kadar gündelik ilişkilerin de dönüşmesidir.

Zaten büyük amaçlara sahip olduğunu düşündüğümüz paradigmalar, yeni ideolojik tasavvurlar da gündelik hayatı düzenlemek; düzgün inşa edilen bir günü haftaya, haftayı aya, yıla, nihayetinde nesiller boyu sürecek bir yaşam akışına vardırmak üzerine kuruludur. Tarih, gündelik davranış ve ilişkilerle şekillenir. Öcalan’a göre devletçi ve demokratik uygarlık arasındaki çelişki, asıl olarak gündelik yaşamda karşımıza çıkar. Yeni yaşam, uzak bir geleceğin vaadi olarak değil, bugünden kurulması gereken bir toplumsal gerçeklik olarak anlam kazanır.

İşte burada ihmal edilen şey, büyük zaman dilimlerini kapsayacak bir devrim inşa etmeye girişilmişken anda, bir günde akmakta olan yaşamın ihmal edilmesidir. Baskıcı, sömürgen büyük iktidarın yıkılması hedeflenirken günlük yaşamımızdaki iktidarcıkların, içimizdeki ve ilişkilerimizdeki küçük iktidar ilişkilerinin, yıkılacak büyük iktidar kalesinin yapı taşları olduğunun görülmemesidir. Eşitliği savunurken hiyerarşi kurmak, özgürlükten söz ederken başkalarının iradesini sınırlamak, kolektif yaşamı savunurken her şeyi kişisel denetimde tutmak, bu çelişkinin örnekleridir. Öz eleştiriden kaçınmak, eleştiriyi saldırı saymak, farklı düşünceyi bastırmak ve ortak emeği yok saymak, iktidarcı zihniyeti yeniden üretir.

Düşlerini kurduğumuz yeni yaşamın inşası için didinirken, eski yaşama ait küçük alışkanlıklarla, davranış ve eylem biçimleriyle yeni yaşamın altını oyduğumuzun görülmemesi, tarihsel dönüşümün temel açmazıdır. Öcalan’ın ahlaki ve politik toplum anlayışı, toplumun sorunlarını birlikte tartışma, ortak karar alma ve yaşamını demokratik ilkelerle düzenleme yeteneğine dayanır. Yoldaşlık, yalnızca aynı hedefi savunmak değildir; birbirinin iradesini tanımak, emeğine saygı duymak, farklılıkları düşmanlaştırmadan tartışmak, eleştiri ve öz eleştiriye açık olmak demektir. Kadın özgürlüğünü savunurken kadınların iradesini sınırlandırmak da söylem ile yaşam arasındaki kopuşun açık bir örneğidir.

Yıkıcı kapitalist uygarlığa karşı alternatif yaşam paradigması olarak demokratik uygarlığı öneren Abdullah Öcalan, kapitalist uygarlığa ait gündelik ilişki biçimleri ve kişilik davranışları aşılmadan yaşamda demokratik, ahlaki ve vicdani ilkeler tutarlı biçimde inşa edilmeden devrimin gerçekleşemeyeceğini farklı biçimlerde vurgular. Kapitalist modernite, sömürünün yanı sıra rekabet, bireycilik ve tahakkümle sürer. Bu düzeni eleştirenlerin kendi aralarında aynı dışlayıcı ve iktidarcı ilişkileri üretmesi, savundukları paradigmayı içeriden zayıflatır.

Abdullah Öcalan’a ve onun paradigmasına ait sözleri, büyük hedefleri her gün her toplantıda tekrarlayıp ardından bu ilkelerin tam karşıtı bir gündelik yaşam pratiği kurmak, nesnel ve öznel olarak karşıdevrimci bir pratiktir. Sorun, eski iktidar biçimlerinin yeni yaşam iddiasında sürmesidir. Bununla birlikte her hata veya anlaşmazlığı karşıdevrim diye damgalamak yerine, davranışların sürekliliğine, yarattığı tahakküme ve değişime açıklığa bakmak gerekir. Demokratik eleştiri, insanları susturmanın değil, ilişkileri dönüştürmenin yolu olmalıdır.

Sonuçta tarih, yalnızca büyük devrim anlarında değil, her gün yeniden kurulan yaşamda da yazılır. Paradigmanın gücü, bugünün ilişkilerini değiştirebilmesindedir. Dinleme, paylaşma ve anlaşmazlıkları çözme biçimimiz, tarihsel hedeflerin sınavıdır. Asıl soru şudur: Düşlediğimiz yeni yaşamı bugün kendi ilişkilerimizde ne kadar gerçekleştiriyoruz? Yarının özgür toplumunu inşa etmenin başlangıç noktası, bugünün gündelik yaşamıdır.