İktidarı ve devleti esas alan düşkündür!

Demir ÇELİK yazdı —

30 Temmuz 2020 Perşembe - 23:00

  • Türk ulus devleti, kuruluşundan bu yana Raya Heqî inancını kendisi için tehlike görmüştür. Halbuki Raya Heqî inancı; Mezopotamya-Kürdistan kaynaklı olup tarihin binlerce yıllık direnişçi çizgisinin bugünlere taşınan değerler bütündür.

Özelde Raya(Rêya) Heqî inanç sahipleri, genelde Aleviler ulus devlet ile birlikte kendi hakikatlerine her geçen gün daha da uzaklaşmaktadırlar. Bir yandan inanç ve değerlerini sahiplenmemekten kaynaklı, diğer yandan ulus devletin yoğun asimilasyonu eşliğinde kırdan kente doğru yaşanan göçler sonucu Ocax Pirlerinin yol yürütemez olmaları nedeni ile Alevi inancı ile inancın kültürel-sosyal değerleri kaybolma ile yüz yüzedir. Binlerce yıl devlete ve iktidara bulaşmadığı için hümanist, ekolojist ve demokratik değerler sahibi bir inanç olarak varlığını sürdürebilmiştir.


Tarih boyunca zalime karşı mazlumun, devlet ve iktidarlara karşı ezilen toplum kesimlerinin yanında olmayı inancın tarihsel misyonu olarak görmüştür. Doğrudan demokrasiyi insan toplumsallığında yaşatan doğal ve demokratik olan bu inanç; ulus devletin kendisine yedeklemeye çalışmasıyla giderek başkalaşmakta, ahlâki ve politik değerlerinden uzaklaşmakta, hakikat çizgisi dışına savrulmaktadır. Dili, dini, cinsiyeti ve siyasal düşüncesi ne olursa olsun insanı bir ve eşit gören, “yetmiş iki millete bir nazardan bakan” bu inanç; ulus devletin hassasiyeti ile egemen dine ve egemen kültüre öykünmeye başlamıştır. Tekçi, inkârcı ve imhacı ulus devletin kimliklere, inançlara, cins ve düşünceye yakalaştığına benzer söylem ve pratik ile “yol bir sürek bin bir” yerine kendisini ve süreğini dayatan, toplumun çoklu kimliğini ve çeşitliliğini ulus devlet gibi ret eder olmuşlardır.


Türk ulus devleti, kuruluşundan bu yana Raya Heqî inancını kendisi için tehlike görmüş, katliam ve soykırımlarla inanç sahiplerini ortadan kaldırılması gereken “Çıban Başı” diye yaftalamıştır. Tekçi zihniyet sahipleri Koçgiri, Dersim, Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi başta olmak üzere yüzyıllık ulus devlet tarihinde onlarca kez inanç sahiplerine katliam ve soykırım yaşatmışlardır. Katliamdan geri kalanlar ideolojik aygıtlarla asimilasyona tabii tutulmuş, Türk ve İslam oldukları kendilerine dayatılmıştır. Binlerce yıldır, özelliklede son yüzyılda inanç sahiplerine dönük yürütülen bu asimilasyon nedeni ile yol ve inanç değerlerinde yozlaşma, egemene öykünme, kendi hakikatinden kaçma, devlete ve iktidar sahiplerine hoş görünme, ikbal ve iktidara oynama yaşanmaya başlamıştır. Yoksulun, emekçinin, ezilenin, yok sayılanın yanında kısacası mazlumun yanında yer alması gereken inanç sahipleri, devlet gibi düşünen, devletin refleksleri ile hareket eden olmuşlardır. Hatta çok daha ileri giderek “Kürtlerden Alevi olmaz” diyerek inancı tek bir etnik kimliğe indirgemektedirler. Halbuki Raya Heqî inancı; Mezopotamya-Kürdistan kaynaklı olup tarihin binlerce yıllık direnişçi çizgisinin bugünlere taşınan değerler bütündür.


Henüz Selçuklular Kürdistan’ı işgal etmeden binlerce yıl öncesinde bu coğrafyada yaşayan başta Kürtler olmak üzere birçok kadim halkın inancıydı Raya Heqî inancı. Asıl olarak binlerce yıl Kürtler Raya(Rêya) Heq inancını kendi toplumsallıklarında yaşatmış ve bugünlere taşımışlardır. Türkler, Türkmen, Tahtacı ve Çepnilerin Raya Heqî inancının bu toplumsallığı ile ilişkilenmeleri Anadolu'ya gelmelerinden sonrasınadır. İnancın ahlâki ve politik değerlerini bayraklaştırmış, Mazdek ve Babek’ten devralınan direnişçi çizgi yeri gelmiş Baba İshak, yeri gelmiş Şeyh Bedrettin, yeri gelmiş Pir Sultan olmuştur. Bu sayede Anadolu’ya, Balkanlara uzanan çokluğun ve çeşitliliğin hakikati bin bir sürek oluşmuştur.


Alevilik etnik kimliğe, ulus devlet sınırlarına, iktidara ve devlete indirgenemez ve mal edilemez. Doğal ve demokratik olan bu inanç; insanlığın evrensel değerlerinin kendisi olmaktadır. Paylaşma, dayanışma ve ortaklaşmanın ahlâki değerleri ile hak, adalet, eşitlik ve özgürlük eksenli politik değerleri mazlumların, mağdurların değerleri olduğundan inancın kendisi evrensel değerler sahibi olmaktadır. Bu yönü ile devlet ve iktidar dışı, toplumcudur. Enternasyonal değerler sahibi olduğu için yetmiş iki milleti bir bilen hümanizmanın sahibidir. Canlı-cansız, kadın-erkek, insan-insan ilişkisini parça bütün ilişki ile açıklayan, çokluk içinde birliği esas alan ekolojist demokrasi inanç değerlerinde derinliğine yaşatılmaktadır. Dikey olmayan yatay Ocax sistemi ile hiyerarşi dışı insan toplumsallığında doğrudan demokrasiyi devletçi sistemin yanı başında yaşatan ve sürdüren en temel toplumsal dinamik olma konumundadır. Bütün bu özellikler dikkate alınarak Alevi sivil toplumcu olunabilinir. İnancın bu hakikatine rağmen, devletlerin ve iktidarların hassasiyeti ile hareket ederek Alevilere yaklaşanlar kendi ikbal ve çıkarlarına hizmet ediyor olabilirler. Ancak yolun hakikatine asla hizmet etmiş olmazlar. Bu çerçevede Aleviler adına siyaset yapan siyasi parti ve sivil toplum örgütleri birbirlerinin musâhip (musahıb)’dırlar. Biri diğerine kendisini ve özgünlüklerini dayatmaz.


İnanç adına hareket eden özgün ve özerk kurumlar arası ilişkide alt üst ilişkisi yerine yatay ilişki esastır. Biri diğerine sınır koyamaz, ilişki dışılığı dayatamaz. Hele hele “çağdışı, feodal, yöre milliyetçisi ”diyerek hakarette bulunamaz. Bu dil inanç sahiplerini ortadan kaldırmaya çalışan ırkçı zihniyetin katliamlarına gerekçe üreten söylemine hizmet etmektedir. Bundan kaçınmak, sorunu demokratik meşru zeminlerde tartışarak çözmek Cem ve Civat-Mıslet kültüründen gelen bizlerin izleyeceği yol olmalıdır. Sistemin mülkiyeti ve devleti koruyan hukuku yerine toplumumuzun etik değerleri ile sorunları ele almalı, ortak akıl ile çözüm iradesi geliştirmek yol süreklerinin tarihi misyonları gereğidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.