İşe koşma

Aykan SEVER yazdı —

9 Mart 2021 Salı - 23:00

  • ABD-Türkiye arasındaki görece gerilimli halin bir süre daha devam etmesini kaçınılmaz gözüküyor. Her iki tarafın da bazı başlıklar etrafında kimisi sürüncemede kalmış bazıları ise yaklaşan sınamaları var.

 

Biden yönetimi açısından ilk büyük sınav 24 Nisan Ermeni Soykırımı’nın nasıl niteleneceğiyle ilgili olacak. Muhalefetteyken “Soykırım” iktidar olunca “ulusal çıkarlar, stratejik beklentiler” tekerlemesi mi tekrarlanacak görelim. Her halükarda başta Senatör Bob Menendez olmak üzere daha önce Ermeni Soykırımı’nın tanınması için çalışan etkili politik figürlerin Biden yönetimini bu konuda rahat bırakacağını sanmam.

TC tarafında ilişkilerin bir an önce onarılmasını isteyen sermaye kesimleri ABD-Türkiye arasındaki sorunları “çerçeve eksikliği, güvensizlik sorunu, ilişkilerin kurumsal temellerinin gerilemesi ve ilişkilere yönelik halk desteğinin azalması” olarak değerlendiriyor. Özetle “Soğuk Savaş” döneminde şekillendirilen stratejik çerçevenin yenilenmesi, asıl olarak NATO'nun 5. maddesi (Bu madde olası bir savaş halinde ittifak üyesi ülkeye diğer müttefik ülkelerin destek vermesini gerektiriyor.) dayandırılması isteniyor. İkincil başlıklar diye nitelenen Suriye, PYD gibi konuların ise “ayrı ama tamamlayıcı bir çerçevede idare etmenin yollarını” bulunabilirse bununla ABD-TC arasındaki ilişkide bir uyum yakalanabileceğini düşünüyorlar. Aslında ABD’ye tavsiyeleri “biraz daha kontrollü davranarak, iş birliği yapılabilecek alanları ön plana çıkararak güven kazanıp yeniden ipleri ele alın, arada bizimkilerin “stratejik özerklik” diye geliştirdiği politikalara/deliliklere de çok takmayın idare ediverin” diyorlar. Fakat zurnanın zırt dediği S-400 meselesine gelince onların da önerebileceği bir şey yok.

Bu meselede muhtemelen şu an Karadeniz’de TC’nin Poseidon 21 NATO deniz tatbikatında olduğu gibi ABD tarafından işe koşulması gündeme gelecek. Bu politikanın geliştirilebileceği sahalar olarak en başta Irak, Suriye ve Libya gözüküyor. ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın Afganistan yöneticilerine barış görüşmeleri için önerilerini sunduğu mektupta "Türkiye'den gelecek haftalarda, Taliban’la barış anlaşmasının sonuçlandırılması için iki taraf arasındaki üst düzey görüşmelere ev sahipliği yapmasını isteyeceğiz” de bu işe koşma siyasetinin bir yansıması olarak görülebilir. Muhtemelen kendi açılarından ilişkileri onarmak için yumuşak bir geçişi tercih ediyorlar. TC yetkilileri ise mümkün olup olmaması ayrı mesele fakat “S-400’ü NATO sistemine entegre etmeyeceğiz” diye yalvarışlarını sürdürüyorlar. Ne olursa olsun rejimin zamanında yuttuğu S-400 zokasını çıkarması bir hayli zor olacaktır.

Bu işin genel olarak sonu nereye gider meselesine gelince, rejimin son “demokratikleşme paketine” dünyada kimsenin önem vermeyişi ilk bakışta sevindirici, fakat aynı zamanda bizdeki demokratikleşmeye ne kadar değer verdiklerinin de göstergesi. Gerçekte geçmişte de neye önem verdikleri tartışılır. Dertleri bizim demokratik bir yönetime sahip olmamız mı kendilerine bağımlı birilerinin Türkiye’de iktidar koltuklarını işgal etmesi mi? Şu ana kadar AB’nin bu konuda oynadığı rol parlak değil. Merkel ısrarla Erdoğan’ın sırtını sıvazlamaya devam ediyor. Macron’sa onca hakareti hemen unuttu, pazarlığa başladı. Biden yönetiminin durumuysa bütün “insan hakları, demokrasi” laflarına rağmen belirsiz. Bu konuda olumlu bir gelişme için yegane güvence/olasılık toplumsal muhalefetin yaratacağı tepkinin bu ülkelerin iktidarlarını zorlaması olur. Şimdilik öyle ciddi bir hareketlenme yok.

Aynı kategoride değerlendirilemez fakat bir taraftan da her şeyin ABD için de eskisi gibi gitmeyeceği, bazı rahatsızlıkların olduğu belli. Örneğin geçen hafta Suriye-Irak sınırında düzenlenen hava saldırısı için “yürütmenin yasamadan bağımsız olarak savaş yetkilerini genişletmeyi sürdüreceğini gösteriyor” denilerek Senato’dan tepkiler geldi. Bu saldırı aynı zamanda “sürekli savaş durumunu destekliyor ve Irak’ın egemenliğine gölge düşürüyor” diye de eleştirildi. Şimdi Biden’ın da onayladığı askeri güç kullanımıyla ilgili yetkilerin yeni bir kanunla sınırlandırılması çalışmaları yapılıyor. ABD militarizmi ne kadar gemlenebilir, yoksa her şey lafta mı kalacak, göreceğiz.

Bize yani “başka bir dünya mümkün” diyenlere gelince güçlü olanın değil sonuna kadar direnenlerin kazanacağını biliyoruz…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.