KDP için vicdani, onursal ve hayati bir şart!

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

11 Kasım 2020 Çarşamba - 19:42

  • Şu an Kürt halkını ilgilendiren 3 tane kötülük sarayı bulunuyor. Üç merkez de ağız birliği etmiş ve PKK gitsin-bitsin diyor. Erdoğan Kuzey Kürdistan’ı, Barzani Güney Kürdistan’ı, Jeffrey ise Rojava Kürdistan’ını terk et diyor. Saraylardan konuşmak ne kadar da kolaymış!

PKK sadece dağlarda direnen bir hareket değildir fakat merkezinin dağ olduğu bilinmektedir. Dağ hem bir direniş mekânı hem de bir semboldür. Tarih boyunca Kürt halkı imparatorluk saraylarına karşı dağları mesken edinerek, sırtını dağlara vererek direnmiştir.
Bugün Kürt halkının dağlı ve saraylı Kürtler olarak ayrışması ilginç paradoksal bir gelişme gibi görünse de tarihsel üst tabakanın işbirlikçi eğilimleri hatırlanırsa her şey yerli yerine oturtulabilir.
Şu an Kürt halkını ilgilendiren 3 tane kötülük sarayı bulunuyor. Üç merkez de ağız birliği etmiş ve PKK gitsin-bitsin diyor. Erdoğan Kuzey Kürdistan’ı, Barzani Güney Kürdistan’ı, Jeffrey ise Rojava Kürdistan’ını terk et diyor. Saraylardan konuşmak ne kadar da kolaymış!
Kürdistan’ı terk etmesi gereken tek güç vardır o da sömürgeci işgalciliktir.
KDP, TC sömürgeciliğine destek vermezse kısa sürede tüm Kürdistan’ın özgürlüğü müjdelenebilir.
Ulusal Birlik ve demokratik mücadele temel bir siyaset ilkesidir fakat düşmanla iş birliği yapıp Kürdistan’ın en yiğit özgürlük fedailerini katlettirmek, birlik tartışmalarını anlamsız hale getiriyor.
Eğer birlik ve demokrasi adına en küçük bir adım atılacaksa bunun ilk ve vazgeçilmez şartı düşmanın katliamlarına destek vermemektir.
Tüm tartışmalara anlam verilebilir fakat halkımızın öncü fedai güçlerinin katledilmesine sebep olan istihbarat, lojistik ve fiili güç desteği konusunda tartışma yapılamaz. Dünyanın neresinde olursa olsun bunlar düşmanca girişimler olarak addedilir ve açıkça savaş sebebi sayılır. PKK sabırlı ve sağduyuludur derken ne anlatılmak istendiği ortadadır.
KDP istihbaratının marifetiyle vurulduğu bilinen yüzlerce gerilla ve PKK kadrosu var! Bunun ne anlama geldiği açık değil midir? Bundan daha önemli ne olabilir ki?
Bunları konuşmadan KDP hakkında konuşulan her şey eksiktir ve esastan uzaktır.
KDP içinde bu işleri örgütleyenler kimlerdir, hangi güçlerdir? Bu sorunun sorulma sebebi tümünün aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğine dair bir görüştür. Bu görüş yanlış olmasa da KDP sorumluları bellidir. Bunlar gizli değil. KDP Genel Başkanlığından Bölge Başkanlığı ve Başbakanlığına dek hepsinin sorumluluğu vardır. Bölge hükümetinin de sorumluluğu vardır.
Hareket adına yapılan son açıklamaların ciddiyetinin farkında olan çevreler tavırlarını açıklamış ve harekete geçilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. KDP yönetimi ise kendi basın-yayın organlarında görüldüğü gibi halen ucuz propagandayla işin içinden çıkmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım Kürt kanının daha fazla dökülmesine yol açmaktadır. Çünkü TC’ye istihbarat verme aşamasından, Zînê Wertê’den Gare’ye dek doğrudan gerillayı kuşatıp savaş çıkarma aşamasına geçmiş bulunuyorlar. Açık-gizli bir sürü olay var ortada.
Daha düne kadar hangi acıları ve yoksullukları yaşadıklarını da unutmuş görünüyorlar. Üstüne oturdukları maddi zenginliklerin musluğunu kesebilecek olanaklara sahip olan gerilla karşısında bu kadar akılsızca ve vicdansızca hareket etmemeleri gerektiği belirtilirse acaba anlarlar mı, yoksa gerçekten büyük bir savaşla mı bu iş çözülecek?
Savaş değil siyasi diyalog esastır diyorlarsa bunu zaten PKK başından beri söylüyor. Ancak PKK savaş yanlısı karar almamış diye yanlış hesaplar yapıyor, ham hayallere kapılıyorlar. Bu noktada toplumun tavrı saraylı beylerin gerçeği görmesini sağlayabilir. O zaman şiddet devre dışı kalabilir.
PKK’yi kuşatmaya kalkan ve ‘burayı terk et’ deme cüretini gösteren KDP’nin Kürt halkına baskı ve şiddet uygulamakta sınır tanımayacağı açıktır. Bunun en somut örneği Maxmur halkına yaptıkları eziyettir, gençlerimize verilen idam cezasıdır, gazetecileri, aydınları, yurtsever halkı tutuklamalarıdır. Gerçekten Kürdistan’ı düşünen bir KDP, siyasi tutukluları derhal ve koşulsuz serbest bırakır, Maxmur işkencesine son verir. Dahası Başur’u terk edin diyeceğine örneğin PKK Hewlêr’de büro açsın, serbestçe çalışsın, seçimlere girsin diyebilir. Böyle bir gelişme gayet demokratik bir tutum olurdu ama KDP tersini yapıyor çünkü zerrece demokrat değil. Saygıdan anladıkları da gerillanın kendini imhaya yatıracak şekilde dar bir alana sıkışıp kalması, hatta çekip gitmesidir, nereye gidecekse?
Yani bunların mantığına göre Başurê Kürdistan’da işgalci Türk karakollarına yer var ama PKK’ye yok! Bu durumda hangi saygıdan bahsedilebilir ki? Geriye söylenecek tek söz kalır: PKK bugüne dek hangi saraydan icazet aldı ki Kürdistan’ı bir aile şirketi gibi yönetmeye çalışanlardan izin istesin?
PKK’yi dağlarda sıkıştırır ve sonuç alırız diye düşünenler yanılacaktır. Çünkü PKK her yerdedir!
Son olarak öfkeyle dolan gerilladan bahsetmekte yarar vardır: Büyük çoğunluğu gençlerden oluşan gerilla ortamında artık sıklıkla şu sözler söyleniyor: “Provokasyon varmış, savaş çıkacakmış! Bunu biz yapmıyoruz. KDP yapıyor. Alçakça yürütülen istihbarat işleri yüzünden en değerli yoldaşlarımız durup dururken şehit olacağına savaşalım daha iyi!”
Bu öfkeyi tanıyan herkes önümüzdeki gelişmelerin seyrini de tahmin edebilir. KDP’nin TC istihbaratçılığı ve gerillayı kuşatma siyasetinden vazgeçmemesi durumunda yaşanacaklar bellidir.
Savaş olmasın diyenlerin, KDP’yi gerillanın katili olma noktasından çıkarması gerekir. Bunun dışındaki her sorun müzakere edilebilir, diyalogla çözülebilir veya demokrasi mücadelesinin gereği olarak görülebilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.