Kim için akademi?

Demir ÇELİK yazdı —

7 Nisan 2022 Perşembe - 23:30

  • Alevilerin ve Êzîdîlerin bırakın bir okulu bir kalemi ve defteri bile yok. Bu yoksunluğa karşın 15-20 milyon Aleviden yüzyıllardır toplanan vergilerlerle inkar, katliam ve asimilasyon yaşatılıyor.

Mart ayında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Akademisi’nin kuruluş kanunu meclisten geçti. Mevcut siyasi partilerden HDP’nin çekimser kaldığı kanun, diğer partilerin desteği ile kabul edilip yasallaştı.

Bu gelişmenin eleştirisine geçmeden önce Akademinin kuruluş amacına bakmakta yarar var. 
“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev alanıyla ilgili araştırma, yayın, konferans, panel, seminer, sempozyum ve benzeri dini, ilmi, sosyal, kültürel etkinlikler, kurs ve sertifika programları düzenleyecek, başkan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirecek. Aday din görevlilerinin mesleki eğitimi ile hizmet içi eğitim faaliyetlerini ve yurt dışından gelen din görevlilerine yönelik eğitim faaliyetlerini yürütmekle görevlendirilecektir. Diyanet Akademisinde eğitim gören erkek adaylara askerlikten muafiyet de getirilecek.” denilmektedir.

T.C Anayasasının 2.nci maddesi, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” deniyor.
Devletin ve cumhuriyetin temel özelliklerini 1924’ten beri bu şekilde belirten Türk devleti, bu sayede başta Aleviler olmak üzere farklı inançlardan toplum kesimlerinde rızalık üretmeye bakmıştır. Hatta bu söyleme iknâ olan Aleviler; Ocaxlar sistemini dağıtan, Pîr-Talip ilişkisini engelleyen devletin Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurmuş olmasını dert bile edinmemişlerdir. 
İnkar edilen, katliam ve soykırımlardan geçirilen, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden Sünni İslam’a asimile edilmek istenen örgütsüz toplum kesimlerinin ‘laik’ söylemine kanmaları, ikna olmaları bir yere kadar anlaşılırdır. Ancak sorunu çözme sanatını meslek edinmiş siyasi partilerin bu sahte ‘laik’ söylemini teşhir ve deşifre etmeleri gerekirken, devletin Türkçü-İslamcı çizgisine toplumu yedeklemeye çalışıyor olmaları kabul edilmezdir. Hele de demokratik siyaset savunucusu HDP’nin çekimser kalmış olması asla kabul edilir değildir.

AKP - MHP’nin toplumu şekillendirme ve biçimlendirmenin siyasal operasyonuna, toplumun ekseriyeti Sünni İslam diyerek tavırsız kalmak, en basit ifade ile siyasetsizliktir. Arap aristokrasinin kuşatıcılığına ve zulmüne karşı barışı ve sevgiyi bayraklaştıran Kültürel İslam; toplumu iyide, güzelde ve doğruda buluşturmak istemiştir. Medine Sözleşmesinde toplumun çoklu kimliğini, çoklu kültürünü esas alan Kültürel İslam, çokluk içinde birliği savunmuştur. Ancak Emevi Saltanatı tarafından devlet dinine dönüştürülen İslam, Kültürel İslam değerleri terine İktidar İslam’ a dönmüş, devlet ve iktidarların ideolojik aygıtına düşürülmüştür. Topluma ve toplumun ihtiyaçları yerine, devlet ve iktidarların çıkarları esasıyla hareket eden İktidar İslam, bugün insanlık suçu işleyen devlet ve iktidarlara meşruiyet kazandıran olmuştur. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı Efrîn işgalinde Cuma hutbesinde barış yerine kılıç kuşanarak savaşı haklı göstermeye çalışmış, meşru haklar sahibi Kürtleri hedef göstermiştir. Bunun sonucu olarak siyasi kişilikler Afrine ve Kürtlere füze ve kurşun üzerinden mesaj göndermeye kalkışmışlardır.

Türkiye’de 85 milyon insan yaşamaktadır. Hepsi Türk, hepsi Müslüman bile olsa eğer bir devlet kendisini demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti diye tarif ediyorsa orada din ve devlet işlerinin ayrı olması gerekiyor. Kaldık ki 85 milyon insanın önemli bir kısmı Alevi, Êzîdî, Asuri- Süryani, Ermeni ve Hıristiyan olan Türkiye’de demokratik, laik ve hukuk devletinin tüm dinlere, tüm inançlara ve tüm etnisitelere karşı eşit mesafede kör ve sağır olması gerekirdi. Anayasa ve yasalarındaki caf caflı söylemine rağmen Türkiye’nin demokratik, laik bir hukuk devleti olmadığını herkesten çok HDP’nin biliyor olması gerekir. Kaldıki mevcut bütçesi ile 8 bakanlık bütçesine sahip Diyanet İşleri Başkanlığı bu yüksek bütçesi ile asimilasyonun en güçlü kurumudur. Kürt’ü Türk, Alevi ve Êzîdî’yi Sünni İslam etmenin, işgali, ilhakı ve her tür savaşa meşruiyet kazandıran Diyanet, toplumun meşru ve haklı taleplerini değil, devletin önceliklerine ve ihtiyaçlarına cevap olmak için kurulmuştur. Bu amacı yerine getirsin diyen bakanlar üstü bütçeye ve statüye sahiptir. 5150 İmam Hatip ve Anadolu İmam Hatip Lisesi, yüzbinlerce kuran kursu, milyonlarca personeli ve 115 İlahiyat Fakültesi ile her gün İktidar İslam’ı örgütlemektedir. Buna karşın Alevilerin ve Êzîdîlerin bırakın bir okulu bir kalemi ve defteri bile yok. Bu yokluğuna karşın 15-20 milyon Aleviden yüzyıllardır toplanan vergilerlerle inkar, katliam ve asimilasyon yaşatılıyor. Vergi toplarken Alevinin varlığından haberdar olan devlet, iş onun inancına, diline, kültürüne ve haklı taleplerine gelince inkarcı ve asimilasyondur. Katliamcı ve soykırımcı zihniyetinde ısrarcıdır. 

Diyanet üzerinden örgütlenen İktidar İslam kadın kırımını, Alevi, Êzîdî ve diğer inançların kültürel kırımını yaşatırken, Kültürel İslam’a gönül vermiş milyonlarca dindarı da zan altında bırakıyor. Tek adam diktatörlüğünün sürdürülmesinin ideolojik aygıtına dönüştürülen Diyanet İşleri Başkanlığı; İslam’ın barış, sevgi ve kardeşlik değerleri yerine savaşı, kini ve düşmanlığı körüklüyor. Devletin savaşçıl politikalarına meşruiyet kazandıran Diyanetin örgütlü güce dönüştürülmesinde ve kadrolaşmasında biz mazlum ve mağdurların işi olmamalıydı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.