Küfretmedim diyen ilk taşı atsın; vallahi atanın eli taş kesilecektir

Veysi SARISÖZEN yazdı —

14 Kasım 2021 Pazar - 23:30

  • İslam’a göre kimin şehit sayılacağına dair temel ilke şudur: “Eğer iki müslüman grup birbiriyle savaşıyorsa, bunlardan haklı olanın ölüsü şehittir, haksız olan tarafta ölen ise şehit değildir.”

Şu anda her ikisi de çoğunlukla müslüman olan Türk ordusu ile Kürt silahlı gücü arasında, neredeyse yarım asra yakın savaş sürüyor. İki taraftan da on binler hayatını kaybetti, kaybediyor.

Bu durumda hangi tarafın ölüleri şehittir?

Türk devletine ve onu destekleyen Türk halkına göre kendi ordusunun ölüleri şehittir. Buna karşılık PKK’ye ve onu destekleyen Kürt halkına göre hayatını kaybeden gerillalar şehit sayılır.

Eğer meseleye tarihi açıdan bakacak olursak, Türk ve Kürt 
halklarının içinde Osmanlı’dan bu yana, hatta son Kore ve Kıbrıs savaşlarına kadar neredeyse “şehit yakını” olmayan tek bir aile bile yoktur. İlk kurşunun atıldığı 1984 yılından bu yana ise artık bu iki ulusun “şehit yakınları” farklılaşmıştır.

Haliyle Türk devleti ve halkı, kendi ordusunun öldürdüğü Kürt’ü “şehit” saymaz. Kürt halkı da gerillanın öldürdüğü askere “şehit” demez. Şimdi vaziyet böyledir.

İslam inanışına göre bu iki ayrı şehit’in Allah’ın huzurunda nasıl niteleneceğine dair ne denebilir?

İslam’a göre kimin şehit sayılacağına dair temel ilke şudur: “Eğer iki müslüman grup birbiriyle savaşıyorsa, bunlardan haklı olanın ölüsü şehittir, haksız olan tarafta ölen ise şehit değildir.”
O halde şimdi yaşadığımız savaşta kimin şehit sayılacağı, kimin şehit sayılmayacağı, taraflardan hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğuna bağlıdır.

Burada “devlet için ölene şehit denir” ifadesini ele alalım: Bu, şu anda Türk devletinin İslam adına uydurduğu en büyük günahtır. İslam’ın şehit tanımı “Allah adına, yani "Hak" adına  ölene şehit denir” şeklindedir.

“Allah” yerine “devleti” geçirenler ne yapmış oluyorlar?

İnandıkları Allah’a şirk koşmuş oluyorlar. Bilelim ki, Hz. Muhammed döneminden Emevi’lere kadar olan tarih aralığında tıpkı Hıristiyanlık gibi İslam, “devlet dini” değildi.

Çünkü o zaman bir İslam devleti yoktu, Müslüman topluluğu vardı. O nedenle Kur’anda ifade edilen şehitliğin “devlet uğrunda ölme” şartı bir Emevi, Abbasi uydurmasıdır. Şimdiki Türk devleti Emevi-Abbasi devletinin devamcısıdır.

Demek ki Kürt-Türk tarafında ölenlerden hangisinin şehit olduğu meselesinde “devlet için ölen şehit, devlete karşı ölen şehit değil” akıl yürütmesi hiçbir değer taşımaz.

İslam’da şehitlik “haklı” olmaktan geçer. Haklı olan savaşçı şehittir, haksız olan savaşçı şehit değildir.”Haklı olmak” esastır.

“Müslüman müslümana silah çekmez” hükmünü, “müslüman devlete silah çekmez” diyerek tahrif edenler, “Devleti Allah yerine koydukları” için İslam inancına göre cehennemliktir.

Unutmayın: Allah’ın isimlerinden birisi de “hak”tır. O nedenle “haklı” olma ilkesi İslam’a göre aynı zamanda “Allah’a yakın olmaktır.”

Şimdi yaşadığımız savaşta “haklı” olan kimdir?

“PKK şunu yaptı bunu etti, çocuk katili” gibi uyduruk iddiaları bir yana bırakalım. Soru şu: Kürt halkı mı bu savaşta haklıdır yoksa “devlet” mi?

Yanıt çok basittir:

Savaşta devlet haksızdır, çünkü Kürt’ün ana dil hakkını, Türkle eşitlik hakkını, kendi kaderini tayin hakkını inkar etmekte ve çiğnemektedir. Kürt tarafı ise Türklerin bütün haklarına, bayrağına, diline saygı duymakta, kendisi de aynı haklara sahip olmak istemektedir.
Kur'an'a göre "her günah bağışlanır, kul hakkı yemek bağışlanmaz."

O nedenle genel olarak iki taraf da Müslüman çoğunluğa sahip olduğu için, bu iki müslüman topluluk arasındaki savaşta devletin safında ölenler şehit sayılmaz, “haklı” tarafta ölen Kürt şehit sayılır.

Ancak gün gelip de, haksızla haklıyı ayırt edip, haksızlık giderildiği, ve bu da Türk devleti tarafından samimiyetle kabul edildiği zaman, yüz yıldır süregelen Türk-Kürt savaşında ölenlerin tümü İslam’a göre şehit sayılacaktır.

Çünkü o zaman bu savaşta ölen devlete bağlı askerlerin günahı devlet ve onu yönetenlerin defterine yazılacak, Türk ordusunda can veren “emir kulları” devletin haksız savaşının kurbanları olarak temize çıkacak.

Tekrar “şehit yakını” terimine gelelim. 

İslamda “şehitlik, faniler için en yüksek rütbedir.” Şehit yakını denilenlerin bu rütbeyle hiçbir ilgileri yoktur. Onlar, esas olarakta ölenin eşi, çocuğu, bakıma muhtaç anası babası savaşta birinci dereceden mağdur olanlardır. Mağdurdurlar. Ama mağdur olan kendisini mağdur eden savaşa neden karşı çıkmamakta?

Kimi “şehit” yakınları bu savaşta “haksız” olduklarını bilmedikleri için “intikam” duygusuyla bu haksız savaşı desteklemekte. Ama nicesi kendisini babasız, anasız, kardeşsiz ve eşsiz bırakan bu savaşı devlet zoruyla desteklemekte. Çünkü “şehitlik maaşları” şu şarta bağlanmıştır:

Savaşı desteklemeye… Bir şehit yakını savaşa karşı konuştuğu zaman, “terörle iltisaklı, irtibatlı” sayılmakta ve bunlar şehit maaşından mahrum bırakılmakta.

İşte kanun: (Mehmetçik Vakfı Yönetmeliğinin 43’cü maddesine göre; Yardımın yapılmasına karar verileceği tarihe kadar, yardıma müstahak olan kişilerden bölücü, yıkıcı, irticai faaliyet içinde bulunduğuna dair haklarında mahkeme kararı bulunan veya güvenlik ve istihbarat birimlerince bilgi verilen kişilere bu yardım yapılmaz.)

Ne acı: Bunlar kaybettikleri yakınlarının haksız savaşta öldükleri için “şehit” sayılamayacağını bilmiyorlar ve nicesi savaş mağduru olduğu ve savaşı içinden lanetlediği halde, muhtaç oldukları “şehitlik maaşı” yüzünden haksız devletin savaş siyasetine alet ediliyorlar.

Yani diyeceğim şu: Akşener’in içi “rahat” olsun, çünkü Türkkan “şehit yakınına” küfrettiği için suçlu değil, ortada "şehit" yok ki, "yakını" olsun, adam bir kişiye küfretme suçu işlemiş.

İçinizde “ona buna küfretmedim” diyenler Türkkan’a ilk taşı atsın… Atmaya kalkanın eli taş kesilecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.