Mehter marşı da İzmir marşı da sizin olsun.

Cihan DENİZ yazdı —

6 Ekim 2021 Çarşamba - 23:00

  • Türkiye’deki faşizmin gerçek kaynağı kurutulmadıkça, yakın dönem Türkiye siyasi tarihinin de gösterdiği gibi, biri gider biri gelir, ama baskı ve zulüm baki kalır.

Türkiye’deki mevcut rejim için artık yolun sonuna gelindi. İktidar büyük bir yönetememe krizi içinde ve en basitinden, en karmaşığına dek, sorunlar karşısında büyük bir çaresizlik içindedir. Ve bu çaresizlik ve panik haliyle yaptıkları ile sorunları ve krizi daha da derinleştirmektetedir.

Bu gerçeği sadece iktidara muhalif olanlar değil, iktidara en bağlı yandaş kesimler bile kabul etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bir adım daha ileri gidip; mevcut yönetemez haliyle, iktidarın izlediği yanlış politikalar sonucu ortaya çıkan yoksulluk ve kaynakların azalması ile birlikte, iktidarın ve takip ettiği politikaların geniş bir yandaş kesimi için bile artık devam ettirilmesinin ağır bir yük halini aldığını söyleyebiliriz.

Herkes bu yükü atmanın derdindedir. Bundan dolayı da artık her yerde gündem AKP ve Erdoğan sonrasıdır. Çeşitli kesimler bir araya gelerek AKP sonrası rejime ilişkin projeleri tartışmaktadır.

Sadece ülke sınırları içinde değil dışında da bu tartışılmakta buna göre hesaplar yapılmaktadır. AKP ve Erdoğan sonrasına ilişkin senaryolar artık sadece kapalı kapılar ardında değil, gazete ve dergi makalelerinde açık açık tartışılmaya başlanmıştır.

2023 seçimlerinde iktidarın kaybedebilme olasılığı iktidar cephesinde de dile getirilmeye başlanmıştır. Bu kaçınılmaz sonun önüne geçmek isteyen rejimin elinde iki silah kalmıştır: Kürtler ile savaş ve korku.

Rejimin ayakta durmak, ömrünü biraz olun uzatmak için sarıldığı ilk araç, her zaman olduğu gibi Kürtlere karşı savaştır. Çok ele alınan bu konuyu o çok güvendikleri “kan oy diyalektiği” artık çalışmamaktadır diyerek bir kenara bırakalım. 

İktidarın varlığını sürdürmek için kullandığı ikinci araç ise, korkudur.

İktidar, kendinden önceki dönemlerdeki baskı, zulüm, adaletsizlik ve yoksulluğu kullanarak iktidarı kaybetmesi halinde bunların yeniden yaşanacağı korkusunu yaymaya çalışmaktadır.

Din alanındaki en büyük yozlaşma ve geriye gidiş kendi döneminde yaşanmış olmasına rağmen iktidar, kendi dönemlerinde din alanında elde edilen sözde “kazanımların” kendilerinden sonra ortadan kaldırılacağı korkusu ile desteğini kaybettiği muhafazakar kesimleri geri kazanmaya çalışmaktadır.

Bu ortamda özellikle de Kemalistler içindeki bir kesime hakim olan “onlar mehter marşı ile gidecek, biz İzmir marşı ile geleceğiz” havası tam da bu korkuyu besleyen bir anlayıştır.

Ama bu, sadece AKP sonrası döneme ilişkin, sadece AKP tabanında yaratılmaya çalışılan kaygıların ötesinde; Türkiye’deki faşizm gerçeğine ilişkin de ipuçları vermektedir.  Çok açıktır ki, Türkiye’de faşizm sorunu bir isim veya partiye indirgenerek ele alınamayacak kadar karmaşık ve tarihsel bir sorundur.

Unutulmamalıdır ki, bu iktidardan önce de Türkiye’de halklara, emekçilere, kadınlara, gençlere düşman bir faşizm gerçeği vardı. Siyaset üzerinde Demokles’in kılıcı gibi salınan bir askeri vesayet gerçeği vardı.

Evet mevcut iktidarın gitmesi halklar açısından az da olsa nefes alabilecekleri bir ortam olabilir. Ama Türkiye’deki faşizmin gerçek kaynağı kurutulmadıkça, yakın dönem Türkiye siyasi tarihinin de gösterdiği gibi, biri gider biri gelir, ama baskı ve zulüm baki kalır.

Dolayısıyla, halkların ve ezilenlerin makus talihinin değişmesi iktidardaki öznenin değişmesinde değil, tüm Cumhuriyet dönemi boyunca iktidara hakim olan anlayışın, tekçi zihniyetin değişmesinde yatmaktadır.

Bu ise mevcut iktidarın baskıları, zulmü karşısında çözümü melankolik bir ruh hali içinde, eskinin yeniden kurulmasında aramak değildir.

Bugünün karşısında her şeyin çok güzel olduğunun hayal edildiği mitsel bir geçmişi koymak, bu coğrafyanı ezeli ve ebedi ezilenleri; farklı uluslardan, kültürlerden ve inançlardan halklar, emekçiler, kadınlar, gençler için fazla bir anlam ifade etmeyecektir.

Tersine yapılması gereken, “mehter Marşı da, İzmir marşı da sizin olsun” diyerek, geçmişin ve içinde yaşanılan anın gerçek bir eleştirisi, yani güçlü bir demokrasi projesi temelinde bu coğrafyanın tüm ezilenlerini bir araya getirecek en geniş demokrasi cephesini inşa etmektir. Ve bu temelde mücadeleyi yükseltmektir.

Toplumun ihtiyacı budur. Yapılan tüm anketlerde iktidar partilerinde yaşanan büyük oy kaybına rağmen, kararsızların oranının hala bu kadar yüksek çıkması asla rastlantı değildir. Toplumun geniş kesimleri mevcut iktidardan umudunu kesmiştir, ama alternatifler onda umut uyandırmayı başarmamaktadır.

Dolayısıyla yapılması gereken bu beklentiye karşılık vermek ve iktidarın korku ve başka araçları kullanarak bu kesimleri kendisine tekrar yedeklemesine, veya aynı derecede önemli olmak üzere rejimin “resmi” muhalefet partilerinin sadece mevcut iktidardan duyulan rahatsızlığı kullanarak bu kesimlerin desteğini almasına izin vermemektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.