Mezhep ve tarikatların iktidar savaşları!

Demir ÇELİK yazdı —

7 Ocak 2021 Perşembe - 23:00

  • Bir yandan Türkiye, diğer yandan İran ve Arap milliyetçisi devletler alan kapmaya bakıyor, halkların ve inançların geleceğini karartıyorlar. Çelişki ve ihtilafların nedeni; hilafet ve Ehli Beyt diye söylense de, esas olan mutlak iktidarlarının stratejik çıkarlardır.

Genelde Ortadoğu, özelde Mezopotamya; binlerce yıl insanlığın yapım-yaratım faaliyetlerinin mekanı olmuştur. İnsan toplumsallığının çoklu kimliğine ve çoklu kültürüne dayatılan devlet ve iktidarlaşmaya itiraz ve isyanlarda bu coğrafyada yaşanmıştır. Evliya, enbiya, peygamberler ve siyasal önderliklerin öncülüğünde, insanın kök hücresi ahlâki ve politik değerleri de bu coğrafyada hayat buluş, insan toplumsallığında yaşatılmışlardır. Bu nedenle 124 bin peygamberin neredeyse hepsi bu coğrafyada ortaya çıkmış, halkların hak, adalet ve özgürlük arayışlarına öncülük etmişlerdir. Tüm peygamberlerin ve öğretilerinin asıl amacı; toplumu iyide, güzelde, doğruda ve barışta buluşturmaktı. Çünkü toplumun üzerinde insanlıktan sapma zor ve baskı aracı devletin tahakkümü vardı.

Devleti elinde tutan tiranların neden olduğu adaletsizliği gidermek adına hak, adalet ve özgürlüğü bayraklaştıran peygamberler, kendi dönemlerinin toplum öncüleri olmuşlardır. Bununla birlikte hepsi öz güçlerine dayanmadıkları için süreç içerisinde, karşı oldukları devletçi sisteminin ideolojik aygıtı olmaktan da kendilerini kurtaramamışlardır.

Devletin ideolojik aygıtına dönüşen dinler; devletli sistemin neden olduğu siyasal, toplumsal, ekolojik, kültürel ve kadın kırımında toplumu ikna aygıtına dönüşmüş, topluma yabacılaşmışlardır. Ortadoğu’da ortaya çıkan Semavi Dinlerin sonuncusu İslamiyet’te bu yabancılaşmanın etkisindedir. Emevi Devlet dinine dönüşmeye başladığında beri İslamiyet, her geçen gün ahlâki ve kültürel değerlerinden uzaklaşmakta, iktidar İslam’a dönüşmektedir. Toplumun çoklu kimliğini ve çoklu kültürünü esas alan Medine Sözleşmesi yerine, siyasal İslam’ın değerleri ikame edilmiş, halklar ve inançların inkar ve imhasının aracısı durumuna dönüştürülmüştür. Arap milliyetçiliği ile başlayan bu süreç Fars ve Türk milliyetçiliği devam etmektedir.

Milliyetçi, cinsiyetçi ve dinci ulus devletlerin zor aygıtlarıyla başaramadığını, İslamiyet'in din kardeşliği söylemi üzerinden halklar ve inançlar asimile edilmiş, onlara başkalaştırma dayatılmıştır. Aile baskısı ile başlayan, sokak-mahalle baskısı ile devam eden bu başkalaşma, okul-cami-kışla üçlü saç ayağı yanında siyaset, kültür, basın-medya, yargı, yasama ve yürütme erkleri ile toplumsal farklılıklar kuşatmaya alınmış, onlara egemen kültüre ve egemen dine tabi olma dayatılmıştır.

Yüzlerce yıldır devam eden bu başkalaştırma ve dayatmaya karşı da, halklar ve inançlar güçleri oranında kendilerini korumasını da bilmişlerdir. Kendi tarihsel hakikati üzerinden, kendisini koruyamayan toplum kesimleri, bir yandan kültürel ve sosyal yaşamlarında kendi inanç değerlerini sürdürmeye bakmış, diğer yandan da inanç değerleri ile kültürel İslam değerlerini bağdaştırmaya çalışarak kendilerine yaşam alanları oluşturmaya çalışmışlardır. Toplumun çoklu kimliğine ve çoklu kültürüne dayatılan devlet ve iktidarların bu tek tipleştirme zihniyeti sürdükçe çelişkiler, ihtilaflar ve çatışmalarda çokça yaşanır olmuştur. Bu çelişki ve çatışmaların sürekliliğinin neden olduğu savaş hali, Ortadoğu’da eksilmeden devam etmektedir.

Halifeler döneminde başlayan, Emevilerle zirveleşen iktidar İslam’ın neden olduğu, bu çelişki ve ihtilafların farkında olan halklar ve inançlar öz güçlerine dayanarak bu çelişkilerden yararlanmış olsalar da, ulus devletler tarafından bu yaşam alanları birer birer ortadan kaldırılıyor. Direnenlere katliam ve asimilasyon dayatılıyor. İslam içi çelişki ve çatışmalardan yararlanma halinin, en temel taktik olarak yaşandığı Ortadoğu’da, bugün irili ufaklı yüzlerce vekâlet savaşçısı örgütler üzerinden, bir yandan Türkiye, diğer yandan İran ve Arap milliyetçisi devletler alan kapmaya bakıyor, halkların ve inançların geleceğini karartıyorlar. Çelişki ve ihtilafların nedeni; hilafet ve Ehli Beyt diye söylense de, esas olan mutlak iktidarlarının stratejik çıkarlardır. Bu söylem İslamiyet içerisinde temel ayrışma konusu diye pazarlanmakta, halklar ve inançlar ayrıştırılmakta, karşıtlaştırılmaktadırlar. Bu sayede inançların özerk yaşam alanları dağıtılmakta, özgün ve özerk halklar ve inançların yan yana gelmesi ve dayanışması engellenmektedir. Ortadoğu tarihi iktidar İslam sonrası, mezhep ve tarikatlar arası çelişki ve çatışmalar tarihi olup ardı arkası kesilmeyen iktidarlaşma savaşlarına yol açarak halklar, inançlar ve toplum kırım olarak devam etmektedir.

Din ile devleti ayırmak, toplumu ve insan toplumsallığını kendi hakikati ile yüzleşmesine fırsat vermek yapılması gerekendir. Dinin kendi kültürel değerleri ile toplumsallığını sürdüreceği özgür demokratik toplum anlayışı tüm Ortadoğu için tarihi önemde olan bir talep durumuna gelmiştir. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplumun yolu başta Türkiye olmak üzere ulus devletlerin demokratik, hukuk devlet formuna dönüştürülmesidir. Türkiye ve İran’ın demokratik formlara dönüştürülmesi Ortadoğu’nun da demokratikleşmesi demek olacaktır. Tekçi, inkârcı ve katliamcı ulus devletin demokratik, laik ve hukuk devletine dönüştürülmesi en çokta iktidar ve devlet dışı kalmış biz Aleviler ve Kürtler için hayati önemdedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.