Ne Amerika karşıtlığı ne de Türk işbirlikçiliği!

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

28 Mayıs 2020 Perşembe - 14:18

ABD’nin Ortadoğu politikaları nedeniyle ABD hükümetleri ya da bağlı kuruluşlarıyla ilişki kurmak Kürtler açısından anlaşılır bir durumdur. Fakat bu ilişkilerin niteliği tartışmalıdır.

En genel hatlarıyla belirtilirse Kürtlerin bir kısmı ABD’ye dayanmadan varlık gösterilemeyeceğini düşünmekte bir kısmı da ABD ile ancak belirli koşullarda ilişki kurulabileceğini savunmaktadır. Kürtlerden kabaca Amerikan karşıtlığı bekleyenler ise daha çok Kürt özgürlük mücadelesini destekleyen sol çevreler olmaktadır.

İki kutuplu dünyanın sol söylemi Amerika karşıtlığını bir ilke haline getirmişti. Aynı dünyada yaşamadığımız halde aynı söylemi sürdürmek halklar lehine anlamlı bir politik tutum ortaya çıkarmadığı gibi demokrasi mücadelesinin de bir ölçüsü olamaz. İran-ABD çelişki ve çatışmaları ortadadır. Bunun derinleşmesi ve genişlemesi mümkündür fakat kime ne yarar sağladığı tartışmalıdır. Soykırım tehdidi altındaki Kürt halkından Amerika karşıtlığı beklemek yerine ideolojik ve politik tutumuna bakmak gerekir.

Kürt Özgürlük Hareketi açısından ABD veya dünyadaki herhangi bir güçle kurulabilecek ilişkide halkların aleyhine olacak hiçbir adım söz konusu olamaz. Demokratik ulus çizgisindeki diplomasi açısından bu bir ilkedir. Fakat bazı Kürt güçleri dar çıkarları her şeyin üstünde tutmaktadır. Türk faşizmiyle bu temelde ilişki kuranların olduğu biliniyor. ABD ilişkisini de bu temelde kullanmak isteyenler vardır.

Rojava’da Kürt birliğini teşvik eden ABD, Güney Kürdistan’da neden tersi bir yaklaşım içindedir diye düşünülmelidir. Dünyanın Kürtlere yaklaşımında bu kadar büyük farklılıkların olması sadece onlardan kaynaklanmıyor. Kürtlerin kendi aralarındaki parçalanmışlık bunu kolaylaştırıyor.

Kürt halkı açısından ulusal birlik hayati bir önem kazanmış durumdadır. Birlik olmadan dünyanın karşısına özgür bir irade ve kimlikle çıkılamaz.

Demokratik ulus çizgisinde diplomasi ne Amerika, İsrail karşıtlığı üzerinedir ne de halkların aleyhinedir. Küresel demokrasi cephesinin öncü bir üyesi olarak hareket eden Özgürlük Hareketinin diplomasi anlayışı ve hedeflerini kısaca da olsa herkese hatırlatmakta yarar vardır.

Halklarla, emekçilerle, ezilenlerle stratejik ilişkiyi, devletlerle taktik ilişkiyi esas alır.

İlk hedefi Kürt ulusal birliğini sağlamaktır. İkincisi dünya çapında demokrasi hareketine öncülük yapmaktır.

Bu ilkeler temelinde kimlik ve kişilik kazanmış olan Özgürlük Hareketinin diplomasi anlayışına karşın dar partisel, ailesel, aşiretsel çıkarları esas alan anlayışlar da Kürt halkı içinde varlık göstermektedir. Bunlar daha çok devletçi eğilimi temsil etmektedir. Kürdistan devletini kurmak isteyenler Özgürlük Hareketine düşmanlık yapmadıkları takdirde samimi olduklarını kanıtlayacak ve elbette Özgürlük Hareketinin desteğini de alacaklardır. Bu temelde tüm Kürt halkı adına diplomasi geliştirmek de mümkün hale gelebilecektir.

Somut aktüel duruma gelince:

Güney Kürdistan’da Kandil dağı eteklerindeki krizin çözülmesi için KCK ve PKK yönetimi oldukça önemli açıklamalarda bulundular. Kürdistan ve dünya çapında aydınlardan ve sanatçılardan gelen duyarlılık ve demokratik çözüm çağrılarına olumlu yanıt verdiler. Ulusal birlik için bundan daha değerli bir yaklaşım olamaz.

Şimdi KDP yönetiminden de aynı şekilde sağduyulu bir yaklaşım beklenmektedir. Bu adımı attıkları takdirde Kürt halkı Türkiye, İran gibi bölgesel güçler ve ABD gibi uluslararası güçler söz konusu olduğunda ortak bir diplomatik yaklaşım geliştirebilecektir. Dünyanın karşısına birleşmiş Kürt halkı olarak çıkmanın zamanı gelmiştir.

Son dönemde Kürtleri karşı karşıya getirmek için çabalarını yoğunlaştıran AKP-MHP koalisyonuyla ilişkilerini gözden geçirmesi gereken Kürt güçlerinin hiç kimseyi suçlamasına gerek yoktur. Faşist işgalci bir güçle girilen ilişkinin başka bir Kürt gücüne karşıtlık temelinde olmasını tarih affetmez.

Kürt birliğini en fazla önleyen gücün Türk devleti olduğu açıktır. Türk devletiyle ilişkileri olan Kürt güçlerinin ilişkilerini kesmeleri mümkün değilse bile bu ilişkilerin Özgürlük Hareketinin aleyhinde olmaması gerekir. Bunu istemek çok büyük bir talep midir? Kürt ulusal birliği için küçük de olsa bir adım atmasını istemek KDP karşıtlığı anlamına mı gelmektedir? Bunun böyle olmadığı açıktır. Makul bir çözüm için adım atmasını istemek her Kürt’ün talebidir. Üstelik Kandil’deki meselenin ardında büyük planların yattığı düşünülürse KDP hiç zamana yaymadan çağrılara olumlu yanıt vermelidir. Bundan dolayı kaybedeceği hiçbir şey yoktur fakat Kürt ve Kürdistan ulusal birliği adına kazanımların önünü açacağı görülmelidir.

Kısacası, sağduyulu yaklaşalım ve Kürtlerin düşmanlarını sevindirmeyelim!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.