Ortak hafıza: Erdoğan/Biden

Cafer TAR yazdı —

6 Aralık 2020 Pazar - 22:45

  • AKP hükümetleri iktidarlarının ilk yıllarında kendilerine alan açabilmek için hem iç politikada hem de uluslararası alanda oldukça uzlaşmacı bir dil kullandılar. Biriken birçok sorunu çözeceklermiş gibi yaparak, yıllardır mağdur edilen çevrelerin desteğini almaya çalıştılar. Ve birçok çevrenin desteğini de aldılar.

 

Uluslararası politikada da AKP aynı yaklaşımı uyguladı. Müslüman kimliği ile iktidara gelmesine rağmen; AB ve İsrail ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Türkiye'nin kangren olmuş Kıbrıs sorununda devletin geleneksel tutumunun aksine Kıbrıs'da çözümden yanaymış gibi bir tavır içine girdi.

2010 yılına kadar müslümanlar arasında da sorunların çözümüne katkı sunan objektif bir güçmüş gibi davranmaya çalışıyordu. Arap/İsrail, Suudi Arabistan/İran gerilimi gibi konularda her iki tarafı da dinleyen, her iki tarafa da objektif yaklaşan sorunun çözümüne odaklı üçüncü bir güçmüş gibi davranıyordu.

Avrupa Birliği’nden üyelik perspektifi alınması ve içerde girişilen reform girişimleri Türkiye ekonomisini muazzam olumlu etkiledi. AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde 238 Milyar Dolar olan GSMH, 2010 yılında tam üç kat artarak 748 milyar dolara çıktı.

Türkiye'ye hem Batı'dan hem de diğer ülkelerden önemli ölçüde doğrudan yatırımlar için sermeye girişi oldu. Türkiye tarihinde ilk defa iddia ettiği gibi İslam dünyası ve Batı arasında köprü olma misyonuna çok yaklaştı.

Planlama şuydu; “Her geçen gün zengileşen Türkiye, işleyen Batı tipi demokrasisi ve küresel sisteme entegre olmuş ekonomisiyle dünyanın geri kalan müslüman ülkelerine model olacaktı!”

Bu yaklaşım başlangıçta başta ABD olmak üzere bütün batı ülkeleri tarafından hararetle desteklendi.

Fakat ‘Arap Baharı’ ile başlayan süreç başta Erdoğan olmak üzere bütün AKP'lilerin ezberini bozdu. Türkiye'yi yönetenler yeniden bütün müslümanların liderliği rüyaları görmeye başladılar. Onlara göre bütün müslüman ülkelerde İslami bir uyanış olacak ve bunun liderliğini Erdoğan yapacaktı. Ciddi ciddi ‘Yeni Osmanlıcı’ hayaller kuruldu.

Ayırca İran'a yönelik ambargoların aynı yıllara denk gelmesi Türkiye'yi yönetenlerin gözünü döndürdü. İran'ın milyarlarca doları Türkiye'ye geliyordu ve bunun önemli bir kısmı rüşvet olarak Türkiye'de kalıyordu. Devleti yönetenler bir anda hayal edemeyecekleri kadar büyük paralarla muhattap oldular.

Bu iki şey sonucunda Türkiye ‘Model ülke’ olmaktan vazgeçip İhvan'ın liderliğine çark etti. Her türden şeriatçı hareketin hamisi rölüne soyundu. Böylece Batı'nın “Ilımlı İslam” modellemesi de çökmüş oldu.

Müslüman demokrat olmasını umdukları AKP ve onun lider kadroları (Erdoğan başta olmak üzere) rüşvetçi, boğazına kadar yolsuzluğa bulaşmış, şeriatçı tiplere dönüşmüşlerdi.

Başta ABD olmak üzere bütün Batı ülkeleri başlangıçta Erdoğan'dan ve AKP'den çok şey bekliyorlardı. Özellikle Neoconlar sonrası iktidara gelen Hüseyin Barak Obama ekibi dünya müslümanları ile ilişkilerde AKP ve Erdoğan'la yeni bir dönem başlatmak istiyorlardı.

Böylece hem müslüman ülkelerde oğul ve baba Bush dönemlerinde bozulan ABD imajını düzeltecek, hem de İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya'nın dünyanın geri kalanına entegre edilmesi gibi bir süreç işletilerek, Türkiye üzerinden müslümanlar dünyanın geri kalanına entegre edileceklerdi.

Fakat bunların hiç birisi olmadı. Türkiye ‘ılımlı İslam'dan ‘radikal İslam’ın hamiliğine savruldu. AKP iktidarı AB perspektifini tamamen yitirdi. 2013 yılında 951 milyar dolar olan GSMH her yıl biraz daha azalarak 2019'da 749 Milyar dolara kadar düştü. Türkiye her geçen gün dünyanın geri kalanından izole olmaya devam ediyor. Muhtemel yaptırımlarla birlikte hem GSMH düşmeye devam edecek, hem de Türkiye daha fazla tecrit olacak.

Dünyanın geri kalanı Erdoğan'ın sırtını sıvazlayarak sonuç alınamayacağını gördü. Bu tavır sorunu çözmediği gibi sorunların daha büyümesine neden oluyor.

Jeo Biden başkan yardımcılığı yılları boyunca bu süreci doğrudan yaşayan bir insan olarak, bütün bunları herkesten daha fazla biliyor. Erdoğan'ın bir uçtan başka bir uca nasıl savrulduğunu en net yaşayanlardan biri de ABD’nin yeni seçilen Başkanı Biden oldu. Bu durumda Erdoğan-AKP’ye yeniden ayar vermek için baskının artacağı öngörülebilir.

Kısacası; dünyada ve bölgemizde yeni bir dönem başlıyor; herkes hazırlığını ona göre yapıyor, biz de öyle yapmalıyız!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.