Ortak ve özgür yaşam!

Demir ÇELİK yazdı —

9 Eylül 2022 Cuma - 08:00

  • Yoksulluğun, açlığın, yolsuzluğun, eşitsizliklerin ve savaşın yaşanmayacağı Demokratik Cumhuriyet programı ile siyaset sahnesine çıkmalı.

Tekçi, katı merkeziyetçi, inkârcı, katliamcı ulus devlet uluslararası gelişmelerin yanı sıra, toplum dinamiklerinin meşru demokratik talepleri karşısında büyük açmazı, ekonomik ve siyasi krizi yaşıyor. Toplum dinamiklerinin mücadelesi, Kürtlerin direnişi ve Alevilerin eşit vatandaşlık hakları yönlü hak mücadelesi karşısında devlet için iki yol vardı. Ya demokratik hukuki düzene razı gelecek, demokratik katılımcı anlayışla hareket edip egemenliğin paylaşımına yol verecekti. Ya da yüz yıldır çözüm iradesi geliştiremediği siyasal, sosyal, kültüre, kimliksel ve inançsal meşru taleplerin tümünü inkârı üzerinden devleti yeniden dizayn etmeye çalışacaktı. Bu ikilemle karşı karşıya kalan devlet, uluslararası konjonktür, dönemin hakikati ve toplum kesimlerinin çözüm bekleyen sorunlarına çözüm geliştirmek yerine, seçimli totaliter rejimin inşasını tercih etmişti. Seçimli totalitarizm, başka bir ifade ile faşizmin günümüz koşullarına uyarlanmış siyasal sistemi olmaktadır. Yasama, yürütme ve yargı başta olmak üzere siyasal organizasyon olan devletin zor, bürokratik ve ideolojik aygıtlarının tümünün tek elde toplanmış olma halidir. Seçimin yapılıyor olmasından hareketle rejimin faşizm olmadığı düşüncesine sahip olanların aksine, seçim, sadece faşizme meşruiyet kazandırmanın bir aparatı olarak yapılmaktadır. Bu rejimde topluma karşı devleti bağlayan, sınırlayan denetleme ve kontrol mekanizmaları yoktur ve işlemez, Anayasa ve yasalar yok hükmünde olup ‘milli şefin’ söylemi ve pratiği esas olandır. Şeffaf olma, toplumun ve toplum kesimlerinin hesap sorma, devlet ve iktidar sahiplerinin ise hesap vermesinin söz konusu olmadığı günümüz Türkiye’ sinde seçim, bu anlamda iktidarın, toplumun yönetilmek istemiyor olması iradesini hukuki olmayan yollarla çelmesinin siyasal faaliyeti olmaktadır. Gerek Nisan 2016 referandumu, gerekse 2018 Haziran seçimleri başta olmak üzere yeni rejim startının verildiği 30 Ekim 2014’ ten bu yana yapılan bütün seçimler, toplumda kaybolan rıza iradesini hukuk dışı yollarla kırma, siyasal iktidara içerde ve dışarda meşruiyet kazandırma amacıyla yapılmışlardır. Dolayısıyla seçimlerin toplum iradesini meşru yollarla belirlenmesine hizmet eden işlevi olmamış, yakın dönemde gerçekleşeceği beklenen olası seçimde de çözüm eksenli işlevi olsun istenmiyor. Devletçi sistemin ve faşist iktidarın çözümsüzlükte, savaş ve savaşçıl politikalardaki ısrarı devam etmektedir.

Ancak demokratik siyaset savunucularının topluma doğru öncülüğü ile bu stratejinin önüne geçebilmek ve toplum kesimlerinin meşru taleplerini karşılamakta mümkün olabilir. Politika toplumun ve toplum dinamiklerinin karşılanamayan siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, kimliksel ve inançsal sorunlarına çözüm geliştirmek adına yapılır. Bunun için toplumun politik süreçlerde özne olması gerekmektedir. Elit siyasal partilerin ve siyasetçilerin bunu yapmayacakları kesindir. Geriye bir tek yol kalıyor, o da üçüncü yolu savunan demokratik siyasetin bu sürecin öncülüğüne soyunması yoludur.

Faşizmden ve faşizmin irade kıran uygulamalarından toplumun ekseriyeti zarar görmüştür. Derin ekonomik ve siyasal krizin yaşandığı Türkiye’ de nüfusun %90’ nı mutsuz, huzursuz gelecek umudunu kaybetmiş, sorunlarına radikal ve nitelikli çözüm bekler haldedir. Açıkçası yönetenlerin yönetemediği, yönetilenlerin ise yönetilmek istemedikleri bu koşullarda çıkışın paradigması, siyasal perspektifi sıradan olmamalıdır. Çöküşün ve çürümenin yaşandığı mafya-çete-devlet ilişkisinin ete kemiğe büründüğü rejimden kurtuluşun yolu; ulus devletin katı merkeziyetçi yapısını yeniden restorasyonu olmamalıdır. Çürümüş, lime lime olmuş ulus devletin enkazı üzerinden günümüz sorunlarına çözüm geliştirebilmek mümkün değildir. Gün alternatif seçeneğimizi ve siyasal sistemimizi güçlüce dillendirmenin zamanıdır. Demokratik ortak vatanda demokratik özerk bölgesel yönetimlere dayalı demokratik cumhuriyet paradigması; toplumun ekseriyetinin çıkarına olan çözüm perspektifidir. Savaşa karşı barışı, faşizme karşı demokrasiyi, inkâra ve asimilasyona karşı özgürlüğü, doğa talanına karşı ekolojik demokrasiyi, kadın kırımına karşı cins özgürlüğünü, kültürel ve inançsal kırıma karşı hak eşitliğini doğru formüle eder, topluma ve toplumsal kesimlerin birikmiş sorunlarını çözeceğinin umudunu verebilirse emek ve özgürlük ittifakı beklenmedik düzeyde bir teveccüh ile karşılaşabilir.

Bunun için faşizm’e karşı mümkün olan en geniş cepheyi örgütlemesi gerekmektedir. Çünkü devletçi iktidarcı sistemde iktidarın en yoğunlaşmış hali faşizmden, herkes kendi oranında zarar görmüş, ciddi düzeyde toplum kırım yaşanıyor. Faşizm ara rengi, farklı sesi ve farklı toplumsallığı kabul etmez. Kendisini mutlak ve tek doğru gördüğü için itiraz eden, biat etmeyen ve yönetilmeye rızalık vermeyen herkesi düşman ve hain kategorisinde görür, onlara hayat hakkı tanımaz. Ülkenin tüm kaynaklarını ve değerlerini Allah’ın kendisine lütfu görüp sonsuz harcama ve kullanma hakkını kendisinde görür. Bu hakkı kullanırken ne hesap verme, ne açıklama, ne de izah etmek zorunda görmez kendisini. Açıklama isteyen, soru soran, yaşanan kötülükleri dile getiren, sanatı ile yaşananı ifade eden, resim, müzik, tiyatro, sinema ve edebiyat aracılığıyla arayışını, alternatif yaşam seçeneğini sunan herkes onun gözünde ihanet eden, düşman görüp mümkünse ortadan kaldırmak, değilse gayri hukuki yollarla mahkûm etmek ister. Faşizmde tahakküm, hiyerarşi ve egemenlik mutlak olduğundan, neden olduğu siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel kırımdan çıkış arayışı toplumda bugün için en güçlü talep olmaktadır. Bu arayış mevcut rejimin sınırlarını zorlayan ölçekte olup, daha demokratik, daha eşitlikçi ve daha özgürlükçü bir toplumsallığa doğru hızla eviriliyor. İste üçüncü yolun siyasal öncüleri bu gerçeği görerek, toplumun tümünün kendisini içinde göreceği siyasal sistemi dillendirmelidirler.

Yoksulluğun, açlığın, yolsuzluğun, eşitsizliklerin ve savaşın yaşanmayacağı Demokratik Cumhuriyet programı ile siyaset sahnesine çıkmalı, yerel demokrasi dillendirmeli, dilsel, kimliksel, inançsal, kültürel, ekonomik ve siyasal meşru taleplerin çözüme kavuşturulacağının siyasal programını topluma sunmalıdır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.