Özgür yarınları bugünden inşa etmek!

Demir ÇELİK yazdı —

1 Ekim 2020 Perşembe - 23:00

  • Faşist AKP-MHP iktidarı toplumu siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik ve kadın kırımına uğratmakta, Kürtlere ve Alevilere soykırımı dayatmaktadır. Bunun için ne zalimin insafa gelmesini bekleyeceğiz. Ne de yılgınlığa kapılacağız. Aksine bir durumla direnenlerden aldığımız güçle daha bir öz güven ile daha bilinçli hareket etmek durumundayız.

AKP-MHP iktidarı dört bir yana saldırmanın derin yalnızlığında siyasal, ekonomik ve diplomatik kriz içinde sağa sola savrulmakta, yönetememe halinin histerisi ile hareket etmektedir. Türk ulus devletinin Müslüman ve Türklük sözleşmeleri gereğince Mezopotamya-Anadolu halkları ve inançlarını katliam ve soykırımlarla ortadan kaldırmaya kalkışması, geri kalanlarına inkarı ve asimilasyonu dayatmasından kaynaklı siyasal ve toplumsal istikrarsızlık toplum kırıma neden olmaktadır. Yüzyıldır devam eden uluslaşma serüveni otuz altı etnik kimliğin, onlarca inanç ve kültürün ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır.

Toplumsal ve siyasal istikrardan yoksunluk hali savaş ve savaşçıl politikalar iktidar için olmazsa olmaz kabilinde görülmektedir. Bunun sonucudur ki herkes ile kavgalı, herkes ile husumet içindedir. Ege Denizinde Yunanistan ile Doğu Akdeniz'de Yunanistan, Fransa, İsrail, Mısır ve İtalya ile Libya’da Mısır, Rusya ve Fransa ile Suriye’de Kürtler ve Mezopotamya halkları ve inançlarıyla, Ortadoğu'da Arap halklarıyla, Başûr’da Kürtler ile Kafkasya’da

Ermenistan ile çelişki ve çatışma içindedir. İçeride ise tüm toplum dinamikleri ile kavgalı, siyasi soykırım operasyonları ile uzatmalara oynamaktadır.

İnkar ve imhaya dayalı ulus devletin tekçi zihniyeti ile hareket eden faşist AKP-MHP iktidarı toplumu siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik ve kadın kırımına uğratmakta, Kürtlere ve Alevilere soykırımı dayatmaktadır. Özyönetim direnişlerinden bu yana toplum dinamiklerine sürekli saldıran, askeri ve siyasi soykırım operasyonlarıyla toplumu zapt u rapt altında tutmaya çalışan iktidar, yaklaşan Lozan Antlaşmasının yüzüncü yıl dönümünü fırsata dönüştürmek istiyor. Dört bir yana saldırarak Misak-ı Mili sınırlarım dediği uzak diyarlara yelken açmış, halklar kırımına kalkışmaktadır.

Lozan Antlaşmasını kabul etmemesi gereken Kürtlerin aksine itiraz eden, mevcutla yetinmeyen ve sürekli olarak Kürt’e had bildiren, Kürtlerin parçalı duruşundan azami fayda görmek isteyen Türk Devleti işgal, ganimet ve talan ile halklarımızın geleceğini karartmaya devam ediyor. Kadına taciz ve tecavüzü teşvik eden, çocuk evliliklerini savunan, inançların kutsalları ve kutsal değerleri ile oynayan, demokratik siyaseti tasfiye eden, cezaevlerini siyasi tutsaklarla dolduran faşizm, yüz binlerce muhalifi evinde, sokağında, mahallesinde denetimde tutmakta, temel hukuki normlarla oynamakta, toplum kesimlerine düşman hukukunu uygulamakta, en sıradan kazanımlarına el koymaktadır. Manipülasyon ve algı operasyonları ile her gün toplumun aklını çelen, kesimler arsına düşmanlık ve nifak tohumlarını eken bu iktidar bilerek ve isteyerek mutlak iktidarından vaz geçmeyeceğini en çok bizler bilmek durumundayız. Her seçimi kendisine meşruiyet kazandırmak için olmadık hile ve oyunlarla lehine çevirmeyi başaran bu iktidarın, varlık koşullarında çok daha örgütlü bir mücadeleye ihtiyaç olduğu kesindir.

Savaş ve savaş teskereleri arkasına sırlanan elit siyasetten beslenen partiler nezdinde bizim özgürlüklerimizin ve barışımızın hiçbir karşılığı yoktur. Irkçılığın tavan yaptığı bu süreci göz önünde bulundurduğumuzda örgütlü mücadele ile milyonlarla ilişkilenmek ve onları ayağa kaldırmak daha da önemli olmaktadır. "İşgale, Tecride ve Faşizme son! Şimdi Özgürlük Zamanı"dır hamlesinden de anlaşılacağı üzere özgür geleceğimizi ancak örgütlü, kolektif iradeyi esas alan bir mücadele hattı ile hayata geçirebileceğimizdir.

Ne zalimin insafa gelmesini bekleyeceğiz. Ne de yılgınlığa kapılacağız. Aksine bir durumla direnenlerden aldığımız güçle daha bir öz güven ile daha bilinçli hareket etmek durumundayız. Yasama, yürütme, yargı başta olmak üzere devletin tüm kurumlarının, askeri ve sivil bürokrasinin tek adam diktatörlüğüne biat edip bağlandığı siyasal sistemden hak ve adalet beklenmeyeceği gibi özgürlükte beklenemez. Faşizmin adil, şeffaf, hesap verebilir davranacağını beklemek bize büyük kaybettirir. Kendi mutlak iktidarları için yapmayacakları kötülük yoktur. Çünkü faşizm içinden geçmekte olduğumuz sürece varlık yokluk sorunu demekte, her gelişmeye bu duyarlılıkla yaklaşmaktadırlar. Bu nedenle biz ezilenler, yoksullar, emekçiler, Kürtler, Aleviler, kadınlar ve tüm ötekiler olarak kendi meşru demokratik taleplerimiz için yan yana geldiğimizde ve birlikte mücadele ettiğimizde kazanmamız mümkün olur. Zalime, egemene ve iktidar sahiplerine güvenmek yerine, kendimize ve ortak çıkar sahibi olan mazlum ve mağdurlara güvendiğimizde riskleri bertaraf etmiş, özgür geleceği ete kemiğe büründürmüş oluruz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.