Savaş ve ekonomi

Cafer TAR yazdı —

30 Mayıs 2022 Pazartesi - 08:55

  • Türkiye toplumunda güçlü bir panik havası var; insanlar enflasyonun artarak devam edeceği endişesi yaşıyorlar. Erdoğan rejiminin icat ettiği “Kur Korumalı Mevduat” yaklaşımına rağmen dövizde yaşanan yukarı doğru hareket durdurulamıyor.

Erdoğan yıllarca Türkiye toplumuna büyüme ve refah atışını sattı. Gerçekten de Türkiye ekonomisi AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2012’lere kadar güçlü bir büyüme sürecine girdi.

Milli Gelir kişi başına üç bin dolardan on iki bin dolar seviyelerine kadar çıktı; bunun nedenleri konusunda çok yazıldı/çizildi, bunları burada tekrar ederek okuyucularımızı sıkmak istemiyorum.

Fakat bu nispi olumlu gelişmenin Erdoğan’ın politik hayatına muazzam bir katkısı oldu. Erdoğan karşıtı çevreler bile söz konusu dönemi AKP’nin ve dolayısıyla Erdoğan’ın bir başarı öyküsü olarak değerlendirdiler.

Özellikle söz konusu dönemde yaşanan nispi refah artışı, o yıllarda ekonomik ve sosyal yaşamda etkili olan insanların hafızasında olumlu izler bıraktı. Birçok insan o dönem küresel ekonomide yaşanan dönemsel olumluluğun insanların günlük hayatlarında neden olduğu olumlu gelişmelerin de etkisiyle AKP iktidarına ve dolayısıyla Erdoğan’a sempati ile yaklaştılar.

Fakat 2012’den itibaren işler tersine dönmeye, Milli Gelir hızla düşmeye başladı; şimdi yeniden altı bin beş yüz, yedi bin dolar düzeyinde bir seyir izliyor ve gidişat da aşağı doğru.

Başlangıçta insanlar Erdoğan’ın “Biz yapmak istiyoruz; ama bizi iç ve dış güçler engelliyorlar, biraz zaman verirseniz yeniden uçuşa geçebiliriz!” yaklaşımına olumlu baktılar; fakat artık yolun sonuna gelindi. 

Türkiye’de her geçen gün daha fazla insan yaşanan ekonomik yıkımdan artık sadece Erdoğan ve AKP’yi sorumlu görmeye başladılar. Dış güçler ve onların yerli işbirlikçileri palavrasının alıcısı her geçen gün daha da azalıyor. 
Erdoğan ve AKP Türkiye’de artık geçmişi temsil ediyorlar ve bu ülkede onların bir geleceği yok. Bunu herkesten çok Erdoğan ve partisinin kurmayları bildikleri için süreci sürekli provoke etmeye çalışıyorlar. 

Erdoğan ve çevresi hem içerde hem de dışarda muhatap oldukları bütün sorunları provokasyon ve tehditle çözmeye çalışıyorlar. İçerde Muhalifleri tehdit ve şantajla, dışarda NATO’yu genişlemeyi engellemekle, AB’yi göçmenlerle tehdit ediyorlar. 

Erdoğan hükümetinin basiretsiz yaklaşımları sonucunda enflasyon resmi ağızlardan yüzde yetmişe; realitede ise yüzde yüzlere dayanmış durumda. Her geçen gün daha az insan yaşanan bu felaketi küresel gelişmelerle ilişkilendiriyor; aksine toplumun önemli bir çoğunluğu bütün bunların sorumlusunun Erdoğan ve onun etrafında örgütlü suç şebekesi olduğunu biliyor/düşünüyor.

Türkiye toplumunda güçlü bir panik havası var; insanlar enflasyonun artarak devam edeceği endişesi yaşıyorlar. Erdoğan rejiminin icat ettiği “Kur Korumalı Mevduat” yaklaşımına rağmen dövizde yaşanan yukarı doğru hareket durdurulamıyor. 

Dış finansman ihtiyacı 2022 için 190-200 milyar dolara yakın; bunun 170 milyar doları dış borç ödemesi, geriye kalan ise cari açık. Son dönemde yaşanan gelişmeler cari açığın bu seviyelerde kalmayacağı, artmaya devam edeceği yönünde.

Erdoğan/Bahçeli ikilisinin Türkiye halklarına savaş dışında önerebilecekleri hiçbir şeyleri kalmadı; o yüzden her defasında tehdit ve savaş diline dönmek zorunda kalıyorlar. Bundan dolayı Erdoğan’ın Rojava’ya yönelik tehditlerini çok ciddiye almak lazım.

Rejim ömrünü uzatmak; sahte zaferler üzerinden oy devşirmek, hatta kaybedeceği muhtemel bir seçimi savaş bahanesiyle iptal etmek gibi birçok gerekçe ile muhtemelen içerde ve dışarda provokasyonlara baş vuracak.  Bizde buna göre tedbirlerimizi almalı; öz savunmayı güçlendirmeli, mümkün olduğu kadar toplumun geniş kesimleriyle dayanışmayı ve birlikte çalışmayı esas almalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.