Şeriat, tarikat… Dersim!

Demir ÇELİK yazdı —

3 Aralık 2020 Perşembe - 23:00

  • Genelde Kürdistan’da özelde Dersim’de tarikat örgütlenmesi yeni değildir. Yıllardır devlet ve iktidarlar eli ile organize edilen, uygulayıcılarına büyük olanak ve imkânların sunulduğu tarikat faaliyetleri 12 Eylül sonrasında zirve yaptı.

Son günlerde birçok haber sitesinde Dersim’de çok sayıda tarikatın örgütlendiğine dair haberler paylaşıldı. Genelde Kürdistan’da özelde Dersim’de tarikat örgütlenmesi yeni değildir. Yıllardır devlet ve iktidarlar eli ile organize edilen, uygulayıcılarına büyük olanak ve imkânların sunulduğu tarikat faaliyetleri 12 Eylül sonrasında zirve yaptı. Şafii ve Sünni İslam mensubu Kürtler arasında tarikatlaşmanın yaşanması anlaşılırdır. Ancak bu tarikatlaşmada da güdülen amaç Kürtleri etnik kimliğinden, meşru temel ulusal taleplerinden uzak tutmak içindi. Bu nedenle bugün bile önemli Kürt nüfusu İslam kimliğini Kürt kimliğinden öncelemekte, devletin inkârcı siyasetine alet edilmek istenmektedir.

Genelde Raya(Rêya)Heqî inanç sahipleri içinde, özelde de Dersim’de tarikat örgütlenmesi işin doğasına aykırı görülmeli ve karşı çıkılmalıdır. İnanç sahipleri inancın ahlaki ve politik değerlerine sahip çıkmadıklarını fırsat bilen devlet, doğan boşluğu doldurduğu, asimilasyoncu politikaların sonuç vermeye başladığını gösteren gelişmeler olarak görülmelidir.

Osmanlı döneminde bir yandan ‘zındık’, ‘rafizi’, ‘sapkın’ mezhep denilerek katledilen inanç sahipleri, öte yandan da egemenin istediği olmak durumunda bırakıldılar. Osmanlı’nın desteklediği ve kolladığı Bektaşi Dergâh’ın Ser Çeşme, Hac-i Bektaşi Veli’nin de Mürşit görülmesinin geleceği nokta bu olsa gerek. Altı yüz yıl önce başlayan bu başkalaşmanın üzerine, Türkçü ulus devletin katliamcı ve asimilasyoncu zihniyeti de devreye girince Raya(Rêya) Heqî inanç sahiplerinin hakikatlerinden uzaklaşmaları, yabancılaşmaları çok hızlı olur.

1925'te Tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile yer altına itilen inanç, kendi hakikatini yaşama ve sürdürme arayışı içindeyken, çoğu zaman katliamlara uğrar. Doğrudan demokrasiyi kendi içinde yaşatan inanç sahipleri, Cem’lerini kapalı mekânlarda gizlice yapmak, gözcü bulundurmak zorunda kalırlar. Bunu bile fırsat bilen egemenlikçi anlayış, “mum söndürme” diyerek inancı ve inanç sahiplerini itibarsızlaştırmaktan geri durmaz. Şark Islahat Planı ile kuşatmaya ve denetime aldığı inanç sahiplerine bir yandan “çıbanbaşı” diyerek ortadan kaldırmaya çalıştı, öte yandan da inanca Bektaşiliği dayattı. Buna rağmen inanç sahipleri 1950’li yıllara kadar kendi hakikatini, Ocax sisteminin yatay örgütlülüğü üzerinden yaşatmayı sürdürürler.

Türkiye’de kentlere doğru yaşanan göçten en çok doğa inanç sahipleri etkilendi. Kutsal mekânlarından, Pir ve Rayberlerinden uzaklaştırılan inanç sahipleri, devletin ideolojik aygıtlarıyla her gün yeniden şekillendirilmeye uğratıldı. Okul, kışla, mahalle, siyaset, kültür, camii ve en nihayetinde medya aracılığıyla inancın değerleri unutturulmaya, yerine devlet dininin değerleri Bektaşi Dergâh’ı üzerinden aşılandı. Bu yetmezmiş gibi ulusalcı sol anlayışın inanca ve inanç değerlerine sekter yaklaşımlarının neden olduğu boşluğu, devlet doldurmayı bildi.

1960’lı yıllara gelinceye kadar doğa inancının hakikati ile doğal toplumun komünalitesi ile yaşam sürdüren inanç sahipleri egemenin kültürü, dini ve ideolojisine açık hale gelince, giderek kendi hakikatine yabancılaşmaya başlarlar. Canlı, cansız tüm varlıkları kendisi kadar hak sahibi gören, ‘Doğanın Adaleti’, Toprak Ananın Hakları’ savunusu ile ekolojik demokratik toplumu kendi içinde yaşayan, dikey olmayan Ocax sistemi ile iktidar ve hiyerarşi dışı olan, Kadın Ananın sevgide ve barışta buluşturan değerleri birer birer kaybolmaya yüz tutarken sessiz kaldık, değerlerimize sahip çıkamadık. Aydın, demokrat, siyasetçi ve devrimci kişiler olarak insan toplumsallığının on binlerce yıllık birikimlerine sahip çıkacağımıza burun kıvırdık, hakir gördük. Egemenin dilini, söylemini, kültürünü esas aldık. “Dört Kapı, Kırk Makam” söylemini dilimizden düşmez oldu. Devlet ve iktidar dışı insan toplumsallığına dinleşmeyi, devlet dinini dayattık. Evrensellik adına yerele, yerel değerlerimize sırtımızı döndük, ana dilimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi yadsıdık. On binlerce yıllık yapım ve yaratım faaliyetlerine yol açan anadilimizi konuşamaz, yazamaz olduk.

Doğa inancının hümanist, ekolojist, demokratik ve kadın özgürlükçü hakikatine sahip çıkmak yerine, İnsani Kamil olmayı şekle, biçime ve ritüellere indirgedik. Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarının kırkı makamı ile İnsani Kamil olunabilineceğinin resmi Alevi anlayışı giderek bizi etkisi altına almaya başladığı 1980 askeri darbesinden bu yana, ‘Yol’ kendi hakikatini arar oldu.

Şeriat kapısı ile bize İslam Şeriat’ını, Tarikat kapısı ile bize Tarikat üyesi olmakla hakikate ulaşacağımızın yanılsaması içine girdik. Hâlbuki inanç sahipleri, on binlerce yıldır doğal, ekolojik demokratik toplumsallıklarıyla bu hakikati her gün yaşıyorlardı zaten. Ekosistemin mikro kozmosu insandan bu hakikati çalan devletçi sisteme itiraz edeceğimize, Pirlerimize, dikey olmayan yatay toplumsallığımıza itiraz ettik. Süslü cümlelerle sanki inancın hakikati tarikatlaşmaktan geçiyormuş gibi dilimize dört kapı kırk makamı pelesenk yaptık. Şimdi dizimizi dövmenin kime ne faydası olacak? Hâlbuki dilimizi, kültürümüzü, inancımızı binlerce yıl devletçi sisteme rağmen sürdüren Pirlerimize, evliya, enbiya ve yol erenlerimize yüzümüz dönmüş olsaydık, bu kadar büyük yıkımı yaşamazdık. Doğa inancımıza dinleşmeyi dayatan, Sufizmi, Mistisizmi ve değerlerini inancın değerleriymiş gibi savunan zihniyete karşı çıkmak bugün yapılması gerekendir. Bunu başaramazsak Mezopotamya ve Kürdistan coğrafyasında yaşatılan paylaşma, dayanışma, ortaklaşma ahlâki değerleri ile hak, adalet, özgürlük ve barış gibi evrensel değerler yok olma ile yüz yüze kalırlar. Tarih boyunca hiyerarşiye, eril zihniyete, iktidara ve savaşa itiraz eden, sevgiyi ve barışı esas alan inancın hakikatine sahip çıkmak doğaya, canlı cansız tüm varlıklara ve insanlığa sahip çıkmaktır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.