Sömürgeci zihniyete kanmak kaybettirir!

Demir ÇELİK yazdı —

5 Kasım 2020 Perşembe - 20:10

  • Çok uzağa gitmeye gerek yok. Bağımsızlık referandumunda bir kaşık suda fırtına koparan en büyük sömürgeci güçten size dost olmaz.

Türk devlet geleneği zor aygıtlarıyla muhalif ve direnen toplum kesimlerini katliamdan geçirmenin zihniyetine sahiptir. Zor ve şiddet araçlarıyla ortadan kaldıramadığı toplum kesimlerini ise sosyal politikalarla kendi sistemine yedeklemeye bakar. Babai katliamı, Şeyh Bedrettin katliamı, Yavuz’un Raya(Rêya) Heqî inanç sahiplerine dönük onlarca yıl süren on binlerin katledildiği, yüz binlerin ise yerinden yurdundan edildiği katliamları sonrasında yaşananlar bunu bize göstermektedir. Bu katliamlardan geri kalanlarını Osmanlı ocakları, ülkü ocakları ve Alperen ocakları ile ideolojik ve siyasal kuşatmaya almış, başkalaştırmış, sosyal politikalarıyla aklını çelerek devletçi sistemine yedeklemiştir.
Osmanlı İmparatorluğu eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürüten vakıflar sistemini Anadolu Selçuklu Devletinden almıştır. Hem Anadolu Selçuklu devletinde siyasi kriz dönemlerinde, hem de Osmanlı şehzadeleri arası çelişkilerden doğan yönetim boşluğunda bile eğitim ve öğretim hayatı bu sayede aksamadan devam etmiştir. Vakıflar sayesinde bin yılı aşkın bir süre boyunca İslamlaştırma ve Türkleştirme neredeyse hiç kesintiye uğramadan, sürdürülen en temel faaliyet olmuştur. Devlet bu sayede, toplumu yönetilmeye iknâ etmekle kalmıyor, toplumu kendi işgalci ve savaşçı politikalarına razı olmaya da iknâ ediyordu. Bin yılı öncesinde başlayan bu uygulama, dini vakıfların yanında, sosyal vakıfların yaygınlaştırılmış olması sayesinde devlet, tüm toplum üzerinden dolaylı bir kontrol ve denetimi sağlıyordu. Camiler, imarethaneler, darü’l-şifalar ve kervansaraylar gibi sosyal kurumları, vakıf anlayışı ile inşa ediyor, işgal edilen ülke halklarına dönük Türk kültürünü benimsetme, militarist eğitim ve öğretim faaliyetlerinin desteklenmesini sağlıyordu. Hak talep edeni, hakkı için mücadele edeni bu sayede itibarsızlaştırıyor, kriminalize ederek yedeklediği toplum kesimlerini onların katledilmesine iknâ ediyordu. Açlığın, yoksulluğun satın alınması ve terbiyesi üzerinden yarattığı bu ilişki sayesinde mazlum ve mağdur toplum kesimlerini ayrıştırıp karşıtlaştırıyor, yönetilenlerin çelişki ve çatışmasından kendisine iktidar alanı açıyordu.  Bugün Kürtlerin topyekûn düşmanlaştırılmasında da, Kürtler arası ilişkinin ulusal asgari müştereke dönüşmemesinde de bu tarihsel geleneğin payı çok büyüktür. Koçgiri, Şeyh Said,  Ağrı- Zilan ve Dersim soykırımları öncesinde kalkışacağı soykırımın ne denli haklı ve gerekli olduğuna toplumun öteki kesimlerini ikna ederek işe başlıyordu. İtiraz edenlerin, hak talep edenlerin çağdışı, gerici, hain, şaki ve eşkıya olduğuna toplumu ideolojik aygıtları ile hazırlayarak soykırımları gerçekleştiriyordu. Bu sayede hak sahiplerini toplumun ötekilerinden yalıtmış olmakla kalmıyor, yapacağı insanlık dışı uygulamalarına toplumu ikna etmiş oluyordu. Bugünde yaşananlar farklı değildir. Anayasasızlık, hukuksuzluk bir yandan ekonomik kriz, siyasal kriz diğer yandan toplumu kuşatmışken, toplumun ekseriyetinin hiçbir şey olmamış gibi davranması, devletin bu ince politikaları sayesinde mümkün olabiliyor. Benzer durumu Kürtler arası ilişkide de görmek mümkündür. Binlerce yıldır toprağımızı işgal eden, evimizin içine yavuz hırsız misali her gün girerek canımızı, malımızı, namusumuzu kendisine hak gören saldırgana itiraz edeceğimize, kendisi kadar Kürdistan topraklarında hak sahibi Kürt’e işgalci demenin insani, vicdanı, ahlâki hiçbir yanı yoktur.
Parçaya dayalı, örgüte dayalı, aşirete ve mezhebe dayalı çıkar odaklı yaklaşım yüz yıl öncesinde bize büyük kaybettirmişken, bunda ısrar etmek egemenin algı yönetimine, manipülasyonuna ikna olmak demektir. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Bağımsızlık referandumundan bir kaşık suda fırtına koparan en büyük sömürgeci güçten size dost olmaz. Bin yıldır ülkemizi işgal altında tutanların kara kaşınız, kara gözünüz için Başûr Kürdistan'da kırkın üzerinde askeri üs kurmuş değildir. Her gün dünyanın dört bir tarafına terörizmi ihraç edenlerin sizin ‘görece statünüze’ saygılı olacağını düşünüyorsanız büyük kaybediyoruz demektir.
Vakıf ve imarethanelerde örgütlü tarikatlar üzerinden toplumun siyasi, sosyal, iktisadi ve idari yapısını bu sayede denetimde tutmuş, itiraz etmeyen, boyun eğen pozisyonda kalmasını sağlamıştır. Devleti ve onun bekasını esas alan bu katı kural, çoğu zaman oğul ve kardeş katline neden olan ağır siyasal ve sosyal travmalarla sonuçlanmışken Kürt için yapamayacağı kötülük yoktur. İslam Şeriatı hükümleri ve gelenekçi Türk Devletçi sisteminin ideolojisine göre toplumu zapturapt altında tutan bu siyasetin ayaklarından birisinin yetersiz kaldığı mekân ve zamanlarda, diğerini devreye koyarak, devlete süreklilik ve işlerlik kazandırmaya bakmış, bu konuda oldukça pragmatist davranmıştır. Sömürgeci zihniyetin bu pragmatist yaklaşımına aldanarak stratejik dostlarına sırt dönmek, Kürt ulusal birliği yerine egemenin yayılmacı, işgalci politikalarına razı olmak belki çok dar bir kesime ekonomik fayda sağlayabilir. Asla Kürt’e ve Kürdistan’a faydası yoktur. Israrınız devam ederse; hep beraber dizimizi dövmeye başladığımızda son pişmanlık fayda vermez.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.