Sorumluluk CHP’nindir; HDP kürsüde ve sokakta

Veysi SARISÖZEN yazdı —

8 Haziran 2020 Pazartesi - 12:21

7 Haziran seçim sonuçlarına karşı yapılan faşist darbeden bu yana, (tek başına HDP’nin değil) tüm muhalefetin Meclis’den çekilmesini önerip durdum.

İki tür tepki aldığımı söyleyebilirim: Kimisi “HDP meclisten çekilsin” dediğimi iddia etti ve buna karşı da “kazanılmış mevzileri terk etmeyiz” dedi. Bu bir çarpıtma. Önerim HDP’nin kendi başına meclisten çekilmesi değil. Önerinin kendisi de zaten HDP’ye yapılmış değil. “Çekilin” önerisi CHP’ye hitap etmekte. CHP çekilirse HDP’nin de çekileceği tahminine dayanmakta. Amaç, faşist rejimi, hiçbir işe yaramayan TBMM’de kalarak meşrulaştırmaya son vermek. Halka kendi çıkarlarını “vekilleri” aracılığıyla değil, örgütlenerek bizzat elde etmeye çağırmak. “Vekalet vererek artık hiçbir kazanım elde edemezsin, kendin harekete geçmelisin, başka çare yok”…

Bu öneriye karşı şimdiye kadar tek bir itiraz gelmedi.

Açıkça itiraz edemeyenler ise “CHP çekilmez ki” gibisinden bir şeyler söyledi.

Faşizmi yıkmaktan söz edenlerin, faşizmi yıkmak için CHP yönetimini TBMM’den çekilmeye mecbur etmekten tek söz etmemesi sizce anlaşılır bir şey midir? CHP yönetimini zorlamak mümkündür. Halkın muhalif kesimlerinin çoğunluğu CHP seçmenidir. Bu seçmene “partin TBMM’de kalarak faşizme meşruiyet kazandırıyor, onu meclisten çekilmeye zorla” dediğinde kısa yoldan sonuca elbette ulaşamazsın. Ama neden denemiyoruz?

HDP’ye oy veren seçmen tabanında “parlamenter mücadeleye” olan inanç zayıflıyor. Her hangi bir seçim yapıldığında bu inanç zayıflığı HDP açısından elbette tehlikelidir.

Ancak seçimlerin meşruiyetini kaybettiği, hatta HDP’nin kapatılması ihtimali güçlendiği koşullarda, “parlamenter mücadeleye inançsızlığa” itiraz yerine, “parlamenter mücadeleden umudunu kesen kitleyi”, faşizme karşı her türlü mücadele biçim ve yöntemini kullanmaya yöneltmek gerekir.

Faşizmi yıkma bilinç ve iradesinin önündeki en büyük engel CHP yönetiminin “Ergenekonla iltisaklı” kanadıdır. Darbeci geçmişi olan bu kanadın hiçbir işe yaramayan parlamentoya dört elle sarılması, “sandıktan” hazzetmedikleri halde, “darbe” yerine hemen her hafta “erken seçim, zamanında seçim, ondan sonraki seçim” deyip durması iktidarın “gizli ortağı” olmasındandır.

Eğer varsa, HDP’nin içinde olup da “HDP meclisten çekilsin” diyen kardeşlerimize yanıt yetiştirmek yerine, meclisten çekilmeyerek faşizme meşruiyet kazandırma sorumluluğunun CHP’de olduğunu hatırlatmak isterim. Çünkü CHP “bizi sokağa çekmek istiyorlar” demekte, böylece sokağa çıkmayarak, meclis kürsüsüne çıkarak kendi seçmenini pasifleştirmekte, boş beklentilere sokmaktadır.

HDP ise her fırsatta hem sokağa, hem de kürsüye çıkmaktadır. Çünkü sokaksız kürsünün hiç bir işe yaramadığını her HDP’li ezbere bilmektedir.Kuşkusuz her geçen gün HDP’nin sokağa da kürsüye de çıkması kısıtlanmaktadır. Kürsüye çıkan da sokağa çıkan da en ağır bedelleri ödemektedir. Ama buna rağmen HDP’nin mücadelesi sürmektedir.

HDP’nin PKK’yle hiçbir “organik” bağı yoktur. Ama Kürt halkının vardır. Onun yolunun üstünde yalnız TBMM’te temsiliyet yolu durmuyor. Her Kürt ilinin, ilçesinin, köyünün bir yolu Kürdistan dağlarına uzanıyor. HDP TBMM’de tümüyle sınırlansa, hatta kapatılsa bile Kürdistan halkının tüm yolları kapanmıyor.

O nedenle HDP ile ilgili tartışan kardeşlerimiz “meclis ve sokak yolundan” bıktıysalar, “dağ yollarına” yüzlerine çevirmekte özgürdürler. Şikayetle geçirilecek zaman değil.

Bu rahatlık CHP seçmeninde var mı? Onun geleneksel olarak vaktiyle “meclis” olmuyorsa “darbe” yolu vardı. Şimdi bu yol tıkalı. Kılıçdaroğlu’nun ne Atatürk’ü var ne de Ege dağlarında zeybekleri. O çaresiz, meclis kürsüsünde kendi kendisini zincire vurmuş. CHP’yi bu zincirden, ancak CHP’nin demokrat tabanı kurtarabilir.

Sonuç: TBMM’de kalarak faşist rejime karşı mücadelenin bir tek yolu var: Hem TBMM’de kalmak, hem de faşizme karşı ittifakı adlı adınca ilan etmek. Şöyle başlıklarla:

Saray rejimi meşru değildir.

Bu rejime karşı HDP de içinde demokratik bir ittifak kurulmuştur.

Saray rejimi TBMM’de muhalefete karşı bugünkü tasfiyeci, baskıcı tutumunda ısrar ederse demokratik ittifak partileri, başta CHP ve HDP olmak üzere sine-i millete çekilecektir.

Kısaca, CHP “seçim gelirse Kürt’ün oyuyla kazanırım” dar hesaplarını bir yana bırakmalı, HDP’nin adını anarak Erdoğan rejimine karşı demokratik ittifakı savunmalı.

Berberoğlu’nun adını anıp, HDP’li vekillerin adını anmayan bir CHP’yi demokratik ittifakın bir parçasına dönüştürmek elbette zordur, deveye hendek atlatmak gibi bir şeydir. Ama sanırım faşist rejimi devirmekten kolaydır ve başarıldığında da faşizmi devirmek kolay olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.