• Son yıllarda, intikam almak için uyuyan hücrelerin canlanmasına yol açan aktüel acil haber, "sanatçılara baskı" yapılması olarak gündemleşti.

SELİM FERAT

'Yozlaşmak', ana temalarımdan biri olmaya devam ediyor. Son olarak sanatçılar üzerinden yaygınlaşan ve yozlaşma dünyasında da viralleşen, "sanatçılara dokunmayın" başlığıyla özetleyebileceğim bir çıkışı not ediyorum.

Bir sanatçının, kendisini eleştirenlerin özgürlüğünden daha yüksek bir özgürlüğe sahip olduğu çıkışını, sosyal psikolojik cetvele havale ediyorum.

Sanatçı özgürdür.

Mücadele adamları da özgürdür.

Örgütler, özgürlüğe değer verdikleri oranda özgür bir geleceği vaat eder.

Sanatçının, mücadele insanının ve örgütlerin de eleştiri hakları var.

Eleştiriyle ilgili önermem: "Sorumluluk.”

Başkasının dünyasıyla ilgili sorumluluk taşımayan, kendinden sorumluluktan feragat eder. Kendinden sorumlu olmayan, sınırsız özgürlük yüklüdür ve başkalarının sınırlarını çiğneyecek kadar kendi özgürlüğüne esir olandır.

Yararlı olacağını düşünerek bir anektodu aktarıyorum:

Birkaç yıldır görüşmediğimiz, Kürdistan’da adı nesiller boyu bilinen bir sanatçıyla 18 yıl önce Berlin’de bir balık restoranında tesadüf eseri buluştuk. Öncesinde bu sanatçının medyaya yansıyan, sahnedeki çıkışlarıyla ilgili birkaç makale yazmıştım. El sıkıştık. Nasıl olduğunu sorduğumda, "Bir daha benimle partimin arasını bozacak yazılar yazma, seni bundan men ediyorum" dedikten sonra, beni dinleyecek kulaklarını kapattığını anladım ve kendisini rahatsız etmedim. Eleştirilerimde haksız olduğumu gerekçelendirmesini isterdim, ancak beni şaşırtan, bana karşı kendisine siper ettiği, eski partisiydi.

Çaresiz kalmıştım; duyacak kulaklarım olmasına rağmen konuşan dil yoktu. Konuşacak dilim olmasına rağmen beni duyacak kulaklar kapanmıştı. Olanları biliyor, geçmişi kurcalıyor ve özetleyerek aktarıyorum: “Egemen sınıflar güçlerini yalnızca şiddet yoluyla değil, aynı zamanda ve çok önemli olarak, kültürel liderlik ve uzlaşma yoluyla güvence altına aldıkları için sanatçılar bu yorumlama otoritesine entellektüel ve estetik olarak meydan okuma sorumluluğunu taşırlar.” (Gramsci)

Örgütlere, partilere ve kurumlara dayanan sanatçıların var olduğu bir süreçteyiz. Bir partiye sığınarak, başka bir partinin sanatçılar üzerinde baskı uyguladığını vurgulayan bir sanatçı, bir hegemonyanın yerine, başka bir hegemonya koymanın bedelinin özgürlük olmadığını bilmiyor olamaz.

Bir "sanatçı o güç tarafından baskıya uğruyor" haberini alanların, "lanetlenen o güce" karşı kahraman medya savaşçıları olarak harekete geçmelerine hiç şaşırmıyorum.

Son yıllarda, intikam almak için uyuyan hücrelerin canlanmasına yol açan aktüel acil haber, "sanatçılara baskı" yapılması olarak gündemleşti.

Eleştirilerin dayandığı zemin: “Özgürlük".

Varoluşçulara göre mi bu özgürlük?

Rosa Luxemburg’un dediği gibi "özgürlük her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür" mü? Kendi özgürlük alanımızı genişletirken, bir başkasının alanına müdahale etmemeyi başarabildiğimiz oranda özgür müyüz, yoksa Kant’ın, “bireyin özgürlüğünün diğerlerinin özgürlüğüyle sınırlı olduğu” önermesi mi doğru?

Benim gözlemim, herkes özgürlüğünün "dokunulmaz sigortalı" olmasını istiyor.

Başkasının özgürlüğünü hiçe sayan bir sanatçının, şeytanın kendisinden başkaları olduğundan emin olan bir sanatçının, özgürlüğünün sigortalı olması mümkün mü?

Gramsci'ye göre sanatçılar, eserleriyle toplumsal değişimin entelektüel ve ahlaki temellerini oluşturma konusunda özgürleştirici bir sorumluluk taşır. Sanatları yeni bir kültürün yolunu açacak kadar kudretli olan bir sanatçı, her şeye rağmen sorumlulukla yürümesini bilendir.

Eğer sanatçı kendine özgü bir alanda, sorumluluklarının farkında sanat yapmıyor, varoluşunu "bağımlı" kılıyor ve sarsıntıya uygun bu zeminde çatlaklar oluştuğunda, "bu benim kararım değildi, beni mecbur ettiler" diyorsa, bunu dememeli, çünkü bu hikayede sanatçı eyleminden, bir zamanlar bağlı olduğu yerin eyleminden sorumlu olduğu kadar sorumludur.

Sanatçı, sürekli bir seçim içinde olan ve karar verendir. Dünyayı birlikte yaratan herkesin sorumluluğu var. Kendi sorumluluklarını kabul etmeyen ve sorumluluklarının gölgesinde, başkalarının sorumluluklarına lanet okuyanlar, ne özgür ne de sağlam bir zeminde ayakta duranlardır.