• Türkiye’de “İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek”; İsrail’de “Türkiye İsrail için yeni İran” lakırdıları, milliyetçiliği yükselterek kitle desteği kazanmanın, ajitasyon ve analize dayanmayan lakırdısıdır.

ZİYA ULUSOY

Kapitalist emperyalizm, dünya sistemidir ve burjuvazi kendi suretinde bir dünya yaratmış durumdayken, sistemi sürdürmede sistemsel ilişkilere sahiptir. Emperyalist devletler, hakimiyetlerini ve sistemi sürdürmek için yerel kapitalizme, burjuvazilere dayanmak, hegemonya kurmak zorundadır.

ABD, Ortadoğu’da hakimiyetini yeniden rakipsiz konuma yükseltmek için İsrail’in askeri yeteneğini iki yılı aşkın süre zincirleme savaş iş birliğine koştu. İran’a savaşla süreç devam ediyor.

Daha önce de Suriye’de milliyetçi BAAS rejimini yıkan gerici savaşı başlatır ve geliştirirken Erdoğan rejimiyle askeri ve siyasi iş birliği yaptı. Trump, ABD-Erdoğan himayesinde İslamcı iş birlikçi Colani iktidarını kurdu. Bölgedeki iş birlikçi Arap devletlerini, gerek siyasi nüfuzları ve gerekse finansal olanakları nedeniyle bu himayeye ortak etti.

Irak’ta işgalci savaşla sömürge valisi altında yer verdiği Şii partiler ile Kürt partilerini, koşullar zorladığı için iş birlikçi merkez ve yerel yönetimlerde işlevli kılmıştı, devam ediyor.

Venezuela’ya giriştiği askeri saldırıyla anti ABD’ci Venezuela rejimi içinden iş birlikçi kesim oluşturmak zorunda kaldı.

Trump ABD’si, rakip Çin’i geriletmek için ilhak ya da yeniden sömürgeleştirmeyi müttefiklerinin alanları için dillendiriyor, karşısındakilere savaşla dayatıyor ama himayeci sömürgecilikte kalmak zorunda kalıyor.

Kapitalist emperyalizm ilişkileri içinde, bölgesel alanda güçlü müttefiklerine dayanmak ve güçsüz müttefiklerini işbaşında tutmak, hegemonya kurabilmesinin zorunlu gereğidir.

Şiddetlenen emperyalist rekabetin yol açacağı yerel burjuva rejimlerin saf değiştirmesi imkanı da bunu zorunlu kılıyor.

İsrail-Türkiye rekabeti ve çıkar birliği

İsrail burjuvazisi, ABD iş birlikçisi ve NATO üyesi olan Türkiye burjuvazisi ile müttefiklik politikası izleyegeldi. 1970’li yıllardaki Ecevit hükümetinden, bugünkü AKP hükümetine kadar Filistin sorununa ilişkin eleştirilere rağmen müttefiklik ilişkisi sürdürüldü.

En riskli rekabet Suriye’de yaşandı fakat ABD’nin teşvikiyle Azerbaycan ve Paris toplantılarında Türkiye-İsrail-Colani’nin  Suriye’de Kuzey-Güney himaye alanları paylaşımı mutabakatıyla rekabet yerini iş birliğine bıraktı. Nitekim İsrail, Colani ve Erdoğan’ın QSD’ye savaşına sesini çıkarmadı.

Erdoğan, İran’a savaşı rakip Molla rejiminin zayıflamasını kendi çıkarları için sevinçle karşılıyor. İran’da Kürt devletine yol açabilir kaygısıyla rejimin yıkılmasını şimdilik istemiyor.

İsrail ve Türkiye yönetimleri elbette bölgesel güç olma rekabeti içindeler. Üstte ABD emperyalizminin bölgesel rakipsiz hakimiyet/hegemonyası altında ve dayanakları olarak bu rekabeti hafifletip yükseltiyorlar. Aynı zamanda ABD hegemonyasının dayanakları oldukları için iş birliğini de sürdürüyorlar. Bu, Filistin soykırımında ticari ilişkileri zirvede sürdürmelerinde yansıdı. İran’a savaşta Kürecik'teki radar üssünün yoğun kullanımında ve Erdoğan’ın kararnameyle “yabancı savaş mühimmatının Türkiye’den transit geçişi”ni yasalaştırmasında yansıyor.

İsrail’in askeri açıdan bölgesel hakimiyet kurabilmesine rağmen siyasi ve kültürel hegemonya oluşturma koşullarına sahip olmaması, her iki gücün ekonomik hegemonya koşullarına sahip olmamaları, onları ABD hegemonyası altında rekabet ve iş birliğini iç içe yürütmeye zorunlu kılıyor.

ABD-İsrail’in İran’a savaşının hedeflenen başarıya ulaşamaması, ikilinin rakip İran’a karşı iş birliğine ağırlık vermelerini gerektiriyor.

İki dayanakla iş birliği zorunluluğu

ABD emperyalizmi, bölgede rakipsiz hegemonyasını yeniden tesis edebilmek için bölgesel düzeyde her iki güçle de iş birliğini sürdürmek zorunda. Bu nedenle her ikisinin iş birliğini sürdürmeleri sağlıyor. Arap monarşi ve diktatörlükleriyle her iki güçün iş birliğini kotarıyor. Trump, bırakalım savaş sırasını Türkiye’ye getirmeyi, çok iyi anlaştığını dile getirdiği Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesi için Batı emperyalizmi nezdinde destek ve “meşruluk” sağlıyor. Ayrıca bölgesel merkezi devletler hiyerarşisini ve iş birlikçi diktatörlükleri koruma politikası izliyor.

İsrail, iş birliği ve bölgesel rekabeti birlikte yürütürken, nüfuz alanı paylaşımı mutabakatlarıyla Türkiye ile rekabetini askeri çatışmaya vardırmıyor. Askeri güç dengesi nedeniyle de iki güç askeri çatışmadan kaçınıyor. İsrail, bırakalım Türkiye’ye savaşı ya da “parçalanması”nı kışkırtmayı, Suriye’ye savaşta rakibi BAAS rejimini yıkmada Erdoğan’la iş birliği yaptı. Paylaşım rekabeti sonrasında mutabakat sağladı. Erdoğan-Colani’nin QSD ve Rojava’ya savaşında sessiz kaldı. Bu nedenle Türkiye’de  “İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek”; İsrail’de “Türkiye İsrail için yeni İran” lakırdıları, milliyetçiliği yükselterek içte kitle desteği kazanmanın aracı olan ajitasyon ve analize dayanmayan kahve lakırdısıdır.