Türk devleti özel savaş aygıtıdır!

Demir ÇELİK yazdı —

12 Haziran 2020 Cuma - 15:13

Ulus devletler genelde topluma, özelde ise direnen ve hak mücadelesi veren toplum dinamiklerine karşı savaşı açıktan, yani aleni bir biçimde yapamadıkları durumlarda özel savaşı devreye koyarlar. Çünkü başta Cenevre Sözleşmesi olmak üzere kendilerini bağlayan birçok uluslararası sözleşmeye imza atmışlardır. Türkiye II.Dünya Savaşına kadar halklara ve inançlara karşı savaşı aleni yürütmüştü. I.Dünya Savaşında çöken ve çözülen Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntılarından homojen ulusu yaratma arayışındaki İttihat ve Terakki zihniyeti önce Müslümanlık Sözleşmesi gereğince Ermeni, Süryani-Asuri, Rum ve Êzîdî halkları soykırımdan geçirir. Türk Ulus devlet inşası sonrasında ise Türklük Sözleşmesi gereğince genelde Kürtleri, özelde de Raya(Rae) Heqî inanç sahibi Kürtleri soykırıma tabii tutar. Qoçgîrî, Şeyh Said, Agirî, Zilan ve Dersim’de yüz binlerce Kürt soykırımdan geçirilir. Yüz binlerce Kürt sürgüne tabii tutulur, Kürdistan’da kalanlara ise yoğun baskı, asimilasyon ve katliamlar dayatılır. Herkese Türk, herkese Sünni İslam gömleği giydirmenin bu politikası, değişen hükümetlerle, devletin değişmeyen politikası olmuş. I.Dünya Savaşından başlayarak, yıllarca, Mezopotamya ve Anadolu halklarına ve inançlarına açıktan soykırım uygulayan Türk devleti, II.Dünya Savaşı sonrasında uluslararası sözleşmelere taraf olunca yeni bir örgütlenmeye giderek ince soykırım uygulaması içinde olur. Zaman zaman katliamlarla devam eden kaba fiziki soykırım, dönemin ruhuna uygun siyasal, sosyal, kültürel, dilsel ve inanç alanlarında post-modern soykırıma olarak uygulanmaya başlanır. Tek dil, tek millet, tek bayrak, tek din ve tek devlet ısrarında bulunan devlet hukuk devleti olmaktan çıkmış, özel savaş aygıtına dönüşerek toplumun üzerinde karabasan olur. Türklük Sözleşmesi gereğince ortadan kaldırmayı, yok etmeyi düşündüğü Kürtler ve Aleviler yaşamaya ve direnmeye devam edince, devlet ekonomik, siyasal, kültürel, sosyal ve diplomatik faaliyetlerinde, askeri ve sivil bürokraside bu iki toplumsal dinamik karşıtlığında pozisyon almış, herkese de bu pozisyonu dayatmıştır. II.Dünya Savaşı sonrasında TSK bünyesinde Özel Harp Dairesini kurmuş, bu daire üzerinden kirli savaşı ve savaş politikalarını üç yöntemi birden işleterek yürütmüştür.  1- Gayri Nizami Harp: Kontgerilla ve paramiliter örgütlenmelerle resmi asker ve polisine yaptıramadığı askeri operasyonlar. Maraş, Çorum; Kırıkhan, Sivas, Gazi, Suruç, Amed ve Ankara Garı katliamları. Kürdistan’da 4.500 köyün yakılıp yıkılması, 18.000 faili meçhul cinayet, 1 Mayıs 1977 katliamı gayri nizami harp uygulamalarıdır. Tedhiş, terör, yıldırma ve korku salarak toplumu sindirme, bireyin ve toplumun iradesini kırma.(Bahçeli’nin öz yönetimler direnişi sırasında “Taş taş üstünde gövde üstünde baş kalmayacak” sözü ile son siyasi soykırım operasyonu sonrasında, “Gazi Meclisi ayıklandı” demesi. Asimetrik tehditler oluşturma.(Özyönetim direnişleri esnasında onlarca Kürt kentinin karadan ve havadan bombalanması, insanların yakılması, cenazelerinin günlerce sahipsiz bırakılması) İdeolojik aygıtlar, sosyolojik ve medyatik araçlarla rıza üretme (PKK’nin ve ona sempati ile ile bakanların kötü, hain ve düşman oldukları algısını oluşturma.) 2- Özel operasyonlar: Genellikle masum hedeflere karşı hızlı, şok edici, düşük profilli, amacı belli, istihbarata dayalı sansasyonel operasyonlar. Son yıllarda Roboskî, Mam Zeki, Helmet Diyar ve Kasım Engin operasyonları. Şengal, Rojava ve Medya savunma alanlarının bombalanması vb. HDP’ye dönük siyasi soykırım operasyonları, “Anayasaya aykırıda olsa milletvekili dokunulmazlıklarına evet diyeceğiz” açıklaması, milletvekili ve belediye eşbaşkanlarının tutuklanması, belediyelere kayyum atanması özel operasyonlardır. 3- Psikolojik savaş: Devlet yapacağı katliam ve soykırımlar öncesinde toplumda rıza üretmeye, toplumu uygulayacağı zulümde ikna etmeye çalışır. Bu amacı yerine getirmek için siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerini kurmuş. Eğitim, sosyal, kültürel ve aile politikalarını devletin siyaset belgesine göre belirlemiş, din, medya ve iletişim araçlarını algı oluşturmada ve yönetmede sınır tanımamıştır. Örneğin: Dersim Soykırımı öncesinde başta Aleviler olmak üzere toplumu soykırımın yapılması konusunda iknâ etmeye çalışması.Bugün bile birçok Dersimli soykırımı kabul etmediği gibi devletin Dersim’e medeniyet ve çağdaşlığı götürdüğünü söyleyebilmesi. Bırakınız diğer Alevi kesimlerini, Raya Heqî inanç sahibi Kürtler bile yoğun asimilasyonu sonucunda hem etnik kimliklerine, hem de inançsal değerlerine yabancılaşmış, kendisini Türk ve İslam diye tariflemekte, mazlumlar yerine zalimlerle birlikte olmayı kendilerine yakıştırmaktadırlar. Bazı Kürtlerin Şeyh Said’in İngiliz ajanı olduğu yönlü devletin anti-propagandasının etkisi ile idamı meşru görmesi, devletin inkar ve imha politikalarına rağmen kendisine demokrat diyen birçok çevre dili, kimliği ve kültürü için direnen ve hak talep edenleri düşman görmesi, terörist diye yaftalaması özel savaşın psikolojik boyutudur. Yoksul, eğitimsiz bıraktığı, aşiret reisine mahkum bıraktığı on binlerce korucu Kürt, özel savaş aygıtının kuşatıcılığında Kürt statüsü, dili, kimliği ve kültürü için mücadele eden kendi soydaşlarına karşı bu kirli savaşın tarafı olması özel savaş sayesinde olmaktadır. Kürdistan’da özel savaş partileri ve onların Kürt karşıtı düşman politikalarının taraftar bulması özel savaş aygıtının ekonomik ve sosyal politikalarla Kürdistan’ da yoksulluk ve sefaleti yeniden üretmesi sayesinde yaşanmaktadır. Ceza infaz yasasında uyuşturucu baronlarını tahliye ederken, onbinlerce siyasi tutsağı içerde bırakan Türk devleti çoğu zaman ‘PKK’nin uyuşturucu ticareti yapıyor’ demesi psikolojik savaşın kirli yalanı olmaktadır. Türk devleti yüzyıldır ideolojik aygıtları (din, siyaset, ekonomi, sağlık, aile, eğitim, sanat, kültür, hukuk, medya vb.) devreye koyarak, çoğu zaman korku yayarak, şiddet ve işkence uygulayarak, haklara ve özgürlüklere el koymuş, irade kırmış, kişilerin özel mülklerine talan ve ganimet kültürü ile türlü kötülükler üretmiş, halklara, inançlara, düşünceye, kadına, doğaya ve topluma kıyım yaşatmıştır. Devletin bu çirkin yüzünü deşifre etmek, karşısında durmak insanı görev olmaktadır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.