Ya barbarlık! Ya uygarlık!

Demir ÇELİK yazdı —

22 Ocak 2021 Cuma - 09:00

  • Karşı olduğumuz sistemi aşmanın en kestirme ve doğru yolu onu aşmaktan geçer. Aşabilmek için onun dışına çıkmak gerekir. Ulusçuluk dininin sınırları içinde kalınarak, onun değerlerini sahiplenerek onu aşmamız ve alternatif sistemi örgütlememiz mümkün değildir.

Devletçi sistem yapısal ve tarihsel krizi, küreselleşme aşamasında yeni bir boyut kazanmıştır. Endüstriyalizm neden olduğu Covid-19 pandemisi, tüm insanlığın eş zamanlı yaşadığı kırım ve yıkımlar niteliğindedir. Bu nedenle devletçi sistem var oldukça korona ve benzeri salgınlarında yaşanacağı bilinci ile soruna yaklaşmakta yarar vardır. Sermayenin, emeğin, kârın, iktidarın, bilginin ve teknolojinin sınır tanımayan kanser hücresi gibi çeperine ve çevresine yayılmanın hastalıklı halinin yaşandığı günümüz dünyasında, benzeri salgınların, tüm insanlığı tehdit etmeye devam edeceği de kesine yakın bir durumdur. Çünkü bugün dünyada tüm inançları, tüm dinleri aşan ölçekte yaygın ve örgütlü ulusçuluk dini tek egemen gibidir.

Sınırlar üstü küresel düzeyde yaşanan ulusçuluk dini her gün savaş ve yıkıma neden olmaktadır. Ulusçuluk dini devleti ve iktidarı hem kutsayarak, hem de tek çözüm parametresi olduğu konusunda sekiz milyar insanı iknâ ettiğinden insanlık çözüm bulmakta zorlanmaktadır. Bu nedenle soruna yaklaşmada ve çözüm önerilerinde, verili sistemi esas almadan alternatif yaşamı ve hiyerarşi dışı toplumsallığı esas almak zorundayız. Devletçi sistemin palyatif çözüm önerileri yaşanan siyasal, sosyal, kültürel ve ekolojik yıkıma ve kırıma çare olamayacağını herkesten çok sistem karşıtı olan bizlerin biliyor olması gerekiyor.

Son altı bin yılı saymazsak, insanlığın demokratik, ekolojik ve ekonomik toplum olarak herhangi bir güç ve erke bağlı kalmaksızın kendi kendisini yönetmenin tarihselliğine uygun yeni sistemi örmek ve örgütlemek gerekiyor. Bilginin, teknolojinin, siyasal ve toplumsallığın olduğu kadar üretim ve tüketiminde uluslararası olmasına karşın hiyerarşikçi devletçi sistemin varlığını sürdürüyor olmasının neden olduğu çelişki, toplum lehine, insanlık lehine çözüme kavuşturulmadığı sürece siyasal ve toplumsal yıkım ve kırılmalarda yaşanmaya devam edecektir. O halde insanlık karar vermek zorundadır. Ya yaşananları kader deyip kabul edeceğiz. Bu anlamda devletli sistemin yok olması anını bekleyeceğiz. Ki o ana kadar insanlık ve doğamızdan geriye bir şey kalmışsa tabiki. Ya da bilinmez bir tarihi beklemek yerine bugünden işe soyunmak ve kolları sıvamak zorundayız.

Devletli sistemi alt edemiyorsak, kendiliğinden yok olup gitmeyecekse, biz bir yol bulmak, onurlu yaşamı yaşanılır kılmak zorundayız. Alternatif sistem önerdiklerini düşünen birçok sosyalist hareket, çıkış ve kurtuluş perspektiflerine iktidarı ve devleti aldıklarından çözümün değil, sorunun parçası olmaktan kendilerini kurtarabilmiş değillerdir. Devlete yaklaşımın bu yanlış mücadele yöntemi de yeni değildir. Tarihi sapma olan devlet ve iktidara karşı insanlık Peygamberler, evliyalar, enbiyalar ve dönemin devrimcileri hep mücadele içinde olmuşlardır.

Son üç bin yıl içinde Mezopotamya’da bu amaç doğrultusunda birçok hareket gelişmiş, önemli kazanımlarıyla birlikte devletçi sisteme hep kaybetmişlerdir. Zerdüşt, Musa, İsa, Mani, Mazdek, Muhammed, Karmati, Hürrem ve Babek ilk akla gelenleridir. Toplumun iyiliğine, güzelliğine ve daha eşit, özgür bir toplumsallık için yola çıkmış olsalar da sisteme yenilmekten ya da sistemin yedeğine düşmekten kendilerini kurtaramamışlardır. İçinden çıktıkları tarihsel hakikatin değerlerini bayraklaştırarak itiraz ve isyanları ile döneme damgasını vuran bu hareketler, kurtuluş yolunu ve çözümü iktidarlaşma da görünce bugünlere taşınmadan silinip gitmişlerdir.

1917 Rus Devrimi ile yeniden deneyimlenen devleti ele geçirme, iktidar sahibi olmanın bu ideolojik ve siyasal yaklaşımı, yetmiş yıl içinde devletçi sistem içinde elimine edilmiş, bir bütün kapitalist sisteme dönüşmüş bulunmaktadır. İlerici, devrimci ve sosyalist olmak hiyerarşi ve tahakküm karşıtı olmak demektir. Sorunun kaynağı olan erk ve iktidarı çözüm ve kurtuluş yolu diye sununca insanlık hep büyük kaybetmiştir. Halbuki devletçi sistemden çok önceden beri Mezopotamya'da yaşanan tarihsellik, binlerce yıllık hiyerarşi ve tahakküme rağmen öz gücüne dayanarak kendisini insan toplumsallığında yaşatmış, sürdürebilmiş ve bugünlere taşıyabilmiştir.

Karşı olduğumuz sistemi aşmanın en kestirme ve doğru yolu onu aşmaktan geçer. Aşabilmek için onun dışına çıkmak gerekir. Nasıl ki devlet; eşitlikçi komünal değerlerin dışına çıkılarak var olmuş, binlerce yıldır varlığını sürdürmüşse, hiyerarşik olmayan demokratik topluma giden yol; iktidar ve merkezi güç olmaktan çıkmayı gerektirir. Ulusçuluk dininin sınırları içinde kalınarak, onun değerlerini sahiplenerek onu aşmamız ve alternatif sistemi örgütlememiz mümkün değildir. Enternasyonalizmi dillendirenler bile dünya proleter devletler birliği üzerinden kendilerini tariflediklerinden, ulusçuluk dinini aşamamakta, onun kalıpları ve formasyonu ile soruna yaklaşmaktadırlar. İktidarı öngören devletçi sistemin sınırları ve değerleri üzerinden eşitlikçi ve demokratik toplum inşa edilemez. “Yol bir sürek binbir” anlayışı gereğince toplumun çoklu kültürünü ve çoklu kimliğini savunan başta Aleviler olmak üzere, Êzîdî, Yaresan, Hewraman, Enel Heq gibi inançlar iktidar ve devlet dışı kalarak, kendi öz güçleri üzerinden kendi hakikatlerini devletçi sisteme rağmen yaşamış ve sürdürmüşlerse, insan toplumsallığını esas alarak bir çıkış yolunu bulmak mümkündür. Bu yol; dikey olmayan, hiyerarşi dışı toplumun ve toplulukların kendi özgünlükleri ile kendi meclislerinde kendilerini yönetmesinin yoludur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.