’Yok hükmünde’ bir yazı 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

16 Mayıs 2021 Pazar - 23:00

  • Netanyahu’ya karşı Erdoğan ve Bahçeli ile birlik olduğumuzu ilan edebilir miyiz? Filistin’le dayanışacağım diye Erdoğan’la Netanyahu’ya karşı birlik olduğunu ilan ettiğin zaman, kendi şehitlerinin ruhunu muazzep edersin.

“Filistin halkının özgürlüğü için Erdoğan ve Bahçeli ile birlik olabilir miyiz?” diye sorulunca kafalar karışıyor.

Anılar akla geliyor. Deniz Gezmiş’in Filistin Kurtuluş Örgütüne üyelik kimliği hatırlanıyor. İsrail Siyonizminin katlettiği Bora Gözen ve arkadaşları gözümüzde canlanıyor. Leyla Halit’in kahramanlığını düşünüyoruz. Filistin kamplarında yaşananlar bir film şeridi gibi gözümüzün önünde akıyor. Daha radikal olanlarımız THKP-C’nin İsrailli diplomat Elrom’u öldürdükten sonra ödediği bedelleri düşünüyor.

Bu tarih bizi alıp götürüyor ve “Filistin halkının özgürlüğü elde edilecekse, bağrımıza taş basıp, Erdoğan ve Bahçeli ile tam birlik olmasa da, bir dayanışma bildirisinde birliğe hayır demeyiz” deyiveriyoruz. Ve basıyoruz “ortak bildiriye” imzayı.

Oysa bombaların konuştuğu bir savaşta “ortak bildiriyle” Filistin özgür olmaz, “ortak bildiriye” attığın imza kurbağayı ürküttüğüne değmez ve şu soruyla karşı karşıya kalırsın:

Netanyahu’ya karşı Erdoğan ve Bahçeli ile birlik olduğumuzu ilan edebilir miyiz?     

Edemezsin kardeşim. Etmemelisin. Al Netanyahu’yu vur Erdoğan’a. İsrail Siyonizmi ile Türk-İslamcı faşizminin bezi aynı iplikten dokunmuştur. Yapılması gereken İsrailli barışseverlerle Türk ve Kürt muhaliflerin hem Netanyahu’ya, hem de Erdoğan’a karşı ortak bir bildiriyle sesini yükseltmesidir.

Netanyahu Gazze’de Filistinli kadınları, çocukları, yaşlıları bombalıyor, Erdoğan aynı cinayeti Sur’da, Güney Kürdistan’da işliyor.

Filistin’le dayanışacağım diye Erdoğan’la Netanyahu’ya karşı birlik olduğunu ilan ettiğin zaman, kendi şehitlerinin ruhunu muazzep edersin. Öyle bir zamandayız ki, nezaket olsun diye Erdoğan’ın elini boş bulunup sıkmak zorunda kalsan, lavaboya koşturup, virüse karşı yirmi saniye elini yıkaman gerekiyorsa, bir saat boyunca boy abdesti alacaksın.

Eğer HDP dışındaki muhalefet partileri, CHP ve İyi Parti Netanyahu’ya karşı Erdoğan ve Bahçeli ile birleştiğini ilan etseydi, bu satırların yazarı “işte yine Yenikapı ruhu masayı tıklattı” diye yazacaktı. Bir mafya şefinin temellerini salladığı faşist rejim bir kere daha “milli beka” denilen kirli çarşafla örtüldü diye döşenecekti. Şimdi kalemimiz kırık. Ortak Bildiri’nin altında AKP ve MHP ile HDP’nin imzasını görmek bizi çaresiz bıraktı.

İmzalanan bildirinin içeriği çok iyi olabilir. Aynı bildiriyi HDP tek başına ya da CHP ve İyi Parti ile birlikte imzalasa hiç kimsenin diyeceği olmaz. Ama bu bildirinin altında uğursuz partilerin imzası var.

“Erdoğanlı erken seçimi” asla savunmasam bile, HDP’nin diğer muhalefet partileriyle “erken seçim” talep etmesini herkes gibi ben de anlarım. Muhalefet partileri TBMM’de yan gelip koltuklarında kaykılırken, HDP’nin “Mecliste bulunmaya partinin meşruiyeti için katlanmasına” diyecek sözümüz olmaz. Bu partinin tarihi ve bugünü “demokratik parlamentarizm”in ve sivil direnişin eşi görülmemiş tarihidir. Zindanlar HDP’lilerle dolup taşıyor ve rejim HDP’yi kapatmanın yollarını arıyor. Bu parti Kürt halkının ve demokrat Türklerin verdiği oyları anasının sütü gibi hakkediyor.

Bugünkü koşullarda, HDP’nin çok esnek bir politika izlemesi faşist rejime karşı mücadelenin zorunlu kıldığı bir durumdur. Demokratik bir cephe kurma çabaları her türlü eleştirinin üstündedir. Eşbaşkanlarından sıradan parti üyelerine kadar topu birden tehdit altındadır. Derin devlet güçleri rejim krizinin toplumsal bir patlamaya yol açmasından önce, kitlelerin legal, parlamenter ve barışçı öncüsü HDP’yi yok etmek ve iktidarda bir değişiklik olacaksa, bu değişikliği halk kitlelerinin rolünü yok ederek, sistem partilerinin uzlaşmasıyla gerçekleştirmeyi düşünmekte. O nedenle HDP’yi “son kavga” gününe kadar ayakta tutmak, demokratik geleceğimiz açısından vazgeçilmez bir görev olarak önümüzde duruyor.

Faşist rejim ayakta olduğu müddetçe HDP’nin TBMM’de yapabileceği biricik iş, varlığını korumaktır. HDP TBMM’deki faaliyeti ile faşist rejimi deviremez. Ama bu rejimin ayağı sürçtüğü gün HDP Türkiye demokrasisinin öncü ve kurucu öğesi olur. HDP’nin son derecede esnek, hatta “ılımlı” muhalefetine bakıp da “bütün bunlar neye yarıyor” şüphesi besleyenlere, “yumuşak atın çiftesi pek olur” özdeyişini hatırlatmak isterim. Hele bir halk alanlara akmaya başlasın, onu “kör bir kuvvet” olmaktan HDP çıkaracak, hedefe yönelmesinin yol ve yöntemlerini o gösterecek, eğer bu devrimci süreç rejimin direnişini barışçı yoldan kırmayı mümkün kılıyorsa, bilelim ki HDP halkın bilinçli çoğunluğunu kendi etrafında toplayacak. Yapılacak ilk seçimde iktidar adayı olacak.

O nedenle HDP’yi var güçle savunmalıyız.

“Ya bildirinin altındaki imza” diyeceksiniz. Hep deniyor ya, “yok hükmünde” sayın, onu yok hükmünde sayınca da bu yazıyı yazılmamış sayın. HDP’nin saflarını sıkılaştırın.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.