Yoksulluk ve iç savaş

Cafer TAR yazdı —

20 Haziran 2021 Pazar - 22:35

  • Toplumsal öfke yanlış kanallara akmaya başlar. Kimse sorunun çözümüne odaklanamaz, bunu talep edenlere de kulaklarını tıkar. Bu günkü iktidar Türkiye'yi tam da böyle bir noktaya getirdi. Türkiye'de herkes birbirine kuşku ile bakıyor. Toplumun geniş bir kesimi olup bitenlerden komşularını sorumlu görmeye başladılar.

Küreselleşme tartışmalarının birçok boyutu var, insanlar yıllardır küreselleşmenin; kültürel, politik, ekonomik ve sosyal boyutlarını tartışıyorlar. Öyle görünüyor ki daha uzun bir süre de tartışmaya devam edecekler.

Dünyanın en güçlü ülkesinden en zayıfına kadar hiç bir ülke kendi; üretim, enerji, tüketim, parasal istikrar gibi temel gündemlerini dış dünyayı dikkate almadan belirleyemez. Örneğin Çin ekonomisinin performasını sadece Çin'in kendi iç pazarı belirleyemez; Çin ihracata bağımlı bir ülke olduğu için ekonomisinin performansını daha çok kendi dışındaki; özel olarak da Batı ülkelerindeki ekonomik dalgalanmalar belirler.

Aynı şey Rusya için de; Almanya için de geçerlidir; hele Türkiye gibi kendi öz kaynakları sınırlı, teknoloji üretemeyen ülkeler dış dalgalanmalardan daha fazla etkilenirler.

Küreselleşmenin dünyanın yoksulları açısından çok önemli bir yanı vardır ve bu dünya üzerinde milyonlarca insanın bütün hayatını belirler. “Günümüz küresel dünyasında insanlar ülkelerindeki koşularda ücret alır, fakat gelişmiş ülkelerin fiyatlarıyla alış veriş yaparlar!”

Üretimin temel girdileri dünyanın her yerinde aynı düzeyde fiyatlandırılır; birçok tüketim maddesi dünyanın bütün ülkelerinde neredeyse aynı fiyattan satılır. Fakat insanlar yaşadıkları ülkelere göre ücretlendirilir.

Yani siz Türkiye'de yaşıyorsanız aşağı yukarı 280 Euro civarında maaş alırsınız; fakat örneğin ilaca ve telefon gibi elektronik eşyalara Almanya'daki bir insanla aynı ödemeyi yaparsınız. Bu da insanları Türkiye gibi ülkelerde mutlak yoksulluk tehditi ile baş başa bırakır.

Tam da bu noktada ücret/fiyat dengesinde adalet, toplumsal katılımın demokratikleştirilmesi, özgür basın, cinsiyet eşitliği gibi kavramlar özel olarak önemli hale gelir. Çünkü bu tek tek sıraladığımız faktörler olmadan bir ekonomi gelişemez ve o ülkedeki refah toplumda adil dağıtılamaz.

Toplum her geçen gün daha fazla fakirleşir ve içerdeki öfke büyür. Eğer toplumda geçmişten gelen doğru bir politik öncülük varsa öfke buna sebep olan iktidar odaklarına yönelir. Yok eğer bu yapılamamışsa insanlar birbirlerine öfke duymaya, birbirlerini ötekileştirmeye, hatta düşmanlaştırmaya başlarlar.

Toplumsal öfke yanlış kanallara akmaya başlar. Kimse sorunun çözümüne odaklanamaz, bunu talep edenlere de kulaklarını tıkar. Bu günkü iktidar Türkiye'yi tam da böyle bir noktaya getirdi. Türkiye'de herkes birbirine kuşku ile bakıyor. Toplumun geniş bir kesimi olup bitenlerden komşularını sorumlu görmeye başladılar.

Toplumun azımsanmayacak bir kesimi Türkiye'de yaşanan yoksulluktan ülkeyi bu hale getiren AKP-MHP faşizmini değil de Kürtleri, Alevileri, solcuları sorumlu tutma eğiliminde. Muazzam bir bilinç sapması yaşanıyor Türkiye'de.

Türkiye'de her zaman toplumsal fay hatları vardı; fakat bu fay hatları hiç bir zaman bu kadar çok kırılmaya yaklaşmamıştı. Türkiye'yi yönetenler hem sorunları çözmeyerek, hem de buradan iktidar devşirmeye çalışarak Türkiye'yi inanılmaz tehlikeli bir noktaya getirdiler.

Buna bir de küreselleşmenin neden olduğu ücret/fiyat dengesizliği eklenince toplum tam bir sosyal felaketle karşı karşıya getirilmiş oldu. Devasa sorunlar var ve insanlar bu sorunlar karşısında kendilerini muazzam çözümsüz hissediyorlar.

Uzmanlar Türkiye'de döviz fiyatlarının TL cinsinden artmaya devam edeceğini, fakat ücretlerin aynı kalacağını düşünüyorlar. Türkiye'de muhtemelen insanlar tahammül sınırlarını aşan bir yoksullaşma ile karşı karşıya kalacaklar. Yani insanlar daha çok yoksullaşacak ve asgari ücret daha da düşecek. İnsanlar 200 Euro’ya yakın bir para alacaklar; fakat birçok tüketim maddesi için Almanya fiyatlarını ödemek zorunda kalacaklar.

Bu tabi her toplum ve birey için feci bir şey; eğer toplum bu noktada doğru bir öncülük yaşamazsa kaçınılmaz olarak bu toplumda kaos ve toplumsal patlamalar yaşanır. Veya bu durum kötü niyetli çevrelerin suistimaline uygun bir ortam hazırlar.

İşte tam da bu yüzden her zamankinden daha fazla demokrasiyi; HDP'yi savunmalı, daha fazla Deniz Poyraz olmalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.