Yol’da ikrarlaşma…

Demir ÇELİK yazdı —

5 Ağustos 2022 Cuma - 08:00

  • Tüm canlarla inancımızın değerleri ile ikrarlaşmalı, meşru savunma temelinde inancımıza, inanç değerlerimize, kimliğimize, kadim kültürümüze sahip çıkmalı, Alevi hak mücadelesini iktidar dışı hakikatımızla ete kemiğe büründürmeliyiz...

30 Temmuz’ da Yası Muharrem Orucunun ilk gününde Ankara’ da Alevi kurumlarına aynı günde eş zamanlı saldırı yapıldı. Planlı ve organize olan bu eş zamanlı saldırıların ulus devletin tekçi zihniyeti ile doğrudan ilişkisi olduğu açıktır. Tekçi, inkarcı, katliamcı ve asimilasyoncu ulus devlet, yüz yıl boyunca farklı kimliklere, farklı inançlara, farklı kültürlere, farklı din ve düşünceye yaklaşımı hep inkâr, imha ve başkalaştırma temelli olmuştur. Ulus devletin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi bu zihniyetinden neredeyse Türkiye’de yaşayan farklı milliyetlerden, farklı din ve inançlardan ve farklı düşünceden insanların ekseriyeti zarar görmesine rağmen bu ırkçı zihniyettin etkisinden kendilerini kurtaramamış, kendi hakikatlerine yabancılaşmışlardır.

Topluma öncülük yapan solcu, muhafazakar ve kendisine demokratım diyen toplum kesimleride haklar konusunda milliyetçi asgari müştereğinde buluşunca ırkçı iktidardan ırkçı iktidara halklar ve inançlar mahkûm bırakılmıştır. Söylemde ve yaklaşımda anti emperyalist olduklarını dile getirenler, asla ve katiyen işgalci, sömürgeci ve soykırımcı ulus devleti görmemiş, ona tek bir söz söylememişlerdir. Türk Ulus Devleti’nin yayılmacılığını, işgalini ve soykırımını görmeyen bu çevreler, bu nedenle halklar ve inançlara karşı körüklenen ve sürdürülen düşmanlıkta pay sahibidirler. ‘Ulusların kendi kaderini belirleme hakkını’ savunan solcularla, ‘Allah birbirlerini tanısınlar diye herkesi farklı dillerden ve kültürlerden yarattı’ diyen Müslümanlarla, başkasından benim düşüncelerime saygılı olmasını istemeden önce ben ötekinin düşüncesine saygılı olmalıyım diyen demokratlar, aydınlar ve gazeteciler iş Kürtlerin, Alevilerin haklarına ve taleplerine gelince devletçi kesilmekte hiçbir beis görmemektedirler. Devlet yüzyıldır ideolojik aygıtlarıyla topluma milliyetçiliği empoze etmiş olmasındandır.

1924 Anayasası sonrasında fiilen uygulamada olan, 1937’de de devletin temel ideolojisi haline dönüştürülen milliyetçilik; farklı olanlara karşı ’Tamamlanmış Görev’, ‘Bitmemiş Suç Pratiği’ stratejisi ile kitlelerin konsolide edilmesinde devletin en güçlü aracıdır. Bu nedenle devlet asla demokratik hukuk devleti normlarına kavuşmamış, inkâr, katliam ve asimilasyonda ısrar etmiştir. Devlet iç ve dış düşman tanımlamasında bulunarak uluslararası konjonktüre ve dönemsel gelişmelere bağlı paramiliter güçleri tahkim etmiştir. MGK siyaset belgesi ve Özel Harp Dairesi’nin algı operasyonları ile toplum zapt u rapt altında tutulmak istenmiştir.

Devletin yüksek çıkarları ve devletin bekası söylemi her zaman geçer akçe olmuştur. Bu nedenle bugün Kürtler, Aleviler, Gayri Müslüm halklar ve demokrasi güçleri karşısında Kemalizmin Türkçü çizgisi ile iktidar İslâm’ın Milli Görüşçü çizgisi “Cumhur İttifakı” nda vücut bulmuş, alternatifi olarak sunulan Millet ittifakı’ da Türkçü - Sünni İslam sentezci anlayışın güçlü savunucusu olarak toplumun hakları karşısında konumlanmıştır.

Sağ popülizm ve faşizmin zirvede olduğu günümüz dünyasında, milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik üzerinden kendisini konumlandıran Türkiye için büyük fırsat demektir.  AKP- MHP iktidarına göre Millet ittifakının görece seküler söylemi, iktidardan rahatsız toplum kesimlerini radikal arayışlardan uzak tutmak, mevcut devlet düzeni içine çekmekten ibarettir. Devletin milliyetçi ideolojisinden beslenen, millî ve yerli olma esasıyla topluma yaklaşanların toplumsal farklılıklara saygı göstermesi, toplum kesimlerinin meşru demokratik haklarını sahiplenmelerini ve savunmalarını beklemek yanlıştır. Savaşa, sömürüye, asimilasyona, soykırıma karşı çıkmak yerine iktidarın kötülüklerinin ifşası üzerinden kendilerine alan açarak yıpranan devlete toplum nezdinde itibar kazandırmaktır. Toplumun çoklu kimliğini, çoklu kültürünü, dolayısıyla ortak yaşamı savunmak gibi bir dertleri yok. AİHM’nin, ‘Alevi çocukları zorunlu din derslerine tabi tutulamazlar’ kararını uygulamayan ve Anayasayı bu karar doğrultusunda düzenlemeyen iktidara hiçbir şey söylemeyen, Alevilerin, Kürtlerin gasp edilen haklarını iade edip Anayasal güvenceye kavuşturacaklarının programına sahip olmayan siyasal parti ve ittifaklar, bu ırkçı saldırılar için gerekli olan siyasal iklimin oluşmasının müsebbibidirler.

AİHM ve AYM’nin, devlet farklı inançlara sahip vatandaşlara zorunlu din derslerinin dayatılamayacağı yönlü kararını iktidarın uygulamaması, muhalefetin ise her zamanki gibi devleti esas alan sessizliği, Alevilere dönük saldırı, hakaret, linç ve itibarsızlaştırma düşüncesine sahip kişi ve kesimleri cesaretlendirmiş, teşvik etmiştir. Yapanların cezasızlıkla taltif edileceklerine dair özgüvenlerinin yanı sıra siyasal, sosyal, ekonomik, demokratik her tür soruna çözüm bulmanın sorumluluğu ile hareket etmesi gereken siyasetin çözümsüzlükteki ısrarının sonucu olarak yaşanan siyasal ve ekonomik kriz, toplumsal alt üste gebe bir süreci işaret etmektedir. Kürt sorunu da, Alevi sorunu da siyasal, sosyal, kültürel sorun olduklarından çözümleri; askeri yol ve yöntemler yerine demokratik hukuk düzeni ile mümkündür. Bu nedenle siyaset inkâr ve imha yerine demokratik, sivil, eşitlikçi, özgürlükçü yeni bir Anayasa’yı topluma vaad etmek, gereğini de yerine getirmek zorundadır.

Örgütsüz, parçalı ve kendine göreci olan Aleviler, ulus devlet ve onun ideolojik aygıtları ile yüzleşmedikleri, inkâr, katliam ve asimilasyoncu zihniyete hesap sormadıkları sürece, siyasetin çözümü önceleyemeyeceklerini iyi bilmeliyiz. Kültürel soykırımla karşı karşıya olduğumuz bu dönemin hakikati gereğince, tüm canlarla inancımızın değerleri ile ikrarlaşmalı, meşru savunma temelinde inancımıza, inanç değerlerimize, kimliğimize, kadim kültürümüze sahip çıkmalı, Alevi hak mücadelesini iktidar dışı hakikatımızla ete kemiğe büründürmeliyiz...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.