Kocaman adamlar

Hatice ERGÜN yazdı —

11 Ocak 2021 Pazartesi - 23:00

  • Bugünün faşist yönetimleri ve liderleri öncekinin büyüklük arzusunu benimser; geniş topraklar, büyük binalar, görkemli konutlar, sınırsız iddialar, tekelci sahiplikler, bitmeyen, yetmeyen birikimler ister. Peyami Safa’nın bahsettiği ”iştahlı milletin” vücut bulmuş halleridir.

Her istediğini, her istediğine, istediği zaman, istediği şekilde yapabileceğine inanan birisi. Yapamadığında fena oluyor. Ağzına geleni söylüyor, neredeyse küfredecek sokak ortasında, sınıfına yakışmayacak laflar çıkacak ağzından. Sınıfına yakışan hakaretleri birbiri ardı sıra dizmekten geri duymuyor. Siyahlara, solculara, demokratlara, yerli topluluklara, feministlere, farklı etnik kimliklere, kendisini eleştiren, istediklerini beğenmeyen, yaptıklarının salt belirli insanlar için değil, bulunduğu topraklarda yaşayan hemen herkes için, küçücük bir azınlık dışında herkes için zararlı olduğunu söyleyenlere çok sinirli. Diğerleri, o ve onun karşısındakiler denksizliğinde karşıdakiler olmasınlar istiyor, yok olsunlar… Ya da, sahiden bunu istiyor mu? Ne istediğini bilmiyor olabilir mi? Zıvanadan çıkmış gösteriş, gösterme, görünme, görünmeden edememe dünyasında görünürlük için bulduğu tek yol istediği olmayınca bağırması, tepinmesi bundan olabilir mi? Kocaman; bedeniyle, ağırlığıyla, parasıyla, malıyla, gücüyle, işbirlikçileriyle, esir aldıklarıyla, gerçeği tersine, karşıtına, yok olana döndüren cümleleriyle tepiniyor. 

Tepinen, kaprisli, şımarık, istediği önünde istemediği arkasında ya da iletişimsizlikten çılgına dönmüş bir çocuk değil. Koca koca adamlardan. Kadınlardan da faşist olur elbet. Ama faşist yönetim pratiğine henüz kadın lider yazılmadı. Kadınların bağırışı en fazla lidere selamda, kitlesel gövde gösterilerinde, faşist olmayanlara kustukları öfkede duyulur. Sistemlidir, düzenlidir, yettiği kadardır. 21. yüzyıl faşizmi bu; yönetimdeyken, önceki faşizmlerle benze(me)diği noktalar netleşir. Muhalefeti saymayan, muhalefete tahammül edemeyen, muhalefetin iptalini siyasal rotasının parçası kılan yönetimlerdir, bunlar.

Aslolan liderin kişisel gücüdür. Kitlelere konuşur; kitlesel hareketliliğe odaklanır; kaba gücü över; zoru ve baskıyı önceler; paramiliter hülyaları çağırır. Liderlerin kişisel dünyasında da kurumsal dünyada da böyledir. O nedenle, beyaz üstünlükçüler 5 Ocak’ta, Washington’daki Black Lives Matter Meydanında yaptıkları gövde gösterisini takiben 6 Ocak’ta Kongre binasını işgal edebildiler. O nedenle, Black Lives Matter bayrağını Siyahların gittiği bir kilisede yaktığı için bir aydır tutuklu olan beyaz üstünlükçü Proud Boys’un (Gururlu Herifler) lideri 4 Ocak gecesi kefaletsiz salıverilebildi. O nedenle Washington valisi işgale karşı Ulusal Muhafızları göreve çağırırken Trump polisle yetindi. O nedenle, Kongre binasında görevli bazı beyaz polisler işgalcilerle fotoğraf çektirdiler. O nedenle, Trump çok sonraları işgalcileri şiddete başvurmadan evlerine dönmeye çağırırken, o günü unutmamalarını söyledi. Ve nihayetinde, 7 Ocak’ta seçim sonuçlarını kabul ettiği kamuoyu açıklamasında, beyaz üstünlükçü takipçilerine yine mesaj verdi: “Bu (an) başkanlık tarihindeki eşsiz mükemmellikteki ilk dönemin sonunu temsil ediyor. Aslında Amerika’yı Yeniden Muhteşem Kılma savaşımızın başlangıcındayız.”

Bugünün faşist yönetimleri ve liderleri öncekinin büyüklük arzusunu benimser; geniş topraklar, büyük binalar, görkemli konutlar, sınırsız iddialar, tekelci sahiplikler, bitmeyen, yetmeyen birikimler ister. Peyami Safa’nın bahsettiği ”iştahlı milletin” vücut bulmuş halleridir. Zor olanı, yönetilen çoğunluğun olan biteni faşizmden ziyade geçici bir sapma, bir kişiye tahvil edilebilen bir meczupluk hali, bir geçiş süreciyle anla(t)maya meyletmeleridir. O arada, kadın cinayetleri birbirini takip eder; demokratlar, özgürlükçüler öldürülür, hapsedilir, terörize edilir; eşitsizlik derinleşir; düşünmek tedavülden kalkar; dayanışma sürülür; dostluk ezilir. Lider yükselir, palazlanır, ağırlığı artar, korkusu artar, şiddeti artar. Kocaman adamlık yayılır.

Çağımızın kocaman adamları, hakkı ihlal edilen, kapatılan, yoksullaştırılanlar olmadan adaletsizliğe, sefahate, sermaye birikimine, savaşlarına devam edemezler. Kötülükle anladığımız, bu insanlar, suçluya dönüştürdükleri, terörist olarak tanımladıkları, aşağıya daha da aşağıya itmek için uğraştıkları gruplar, ‘geriye kalanlar’, diğerleri, ‘azınlıklar’ ve toplamda çoğunluklar olmadan olamayacaklarının farkındalar. Çelişkinin böylesi karşısında daha da kötüleşirler, hiddetlenirler, şiddetlenirler. Birbirlerini besler, birbirlerinden esinlenirler. Tarih bunu gösteriyor.

Tarih şunu da gösteriyor: Ezilenler, kaybettirilenler, hakkı alınanlar bir araya geldiğinde, örgütlendiğinde güçleniyor; örgütlülük ihlâl deneyimlerini güçlendirici tecrübeye dönüştürüyor. Şiddetin göbeğinde birlikte adım attıkça mücadele örüyoruz. Dayanışarak yaşıyoruz; bugünün faşizmi gündeliğin içinden parçalı yaşıyorsa gündeliği mücadelemizle yaşanılır kılıyoruz.

Tuhaf zamanlar umutla yaşanıyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.