26 Nisan yaklaşırken siyaset ve hukuk

Hatice ERGÜN yazdı —

19 Nisan 2021 Pazartesi - 23:00

  • Kobanê davasının ilk duruşması 26 Nisan’da. Mevcut yargı yapılanmasına başvurarak hak aramak abesle iştigal gibi görünse de hukuktan vazgeçmeden devam etmek baskıya ve sömürüye karşı mücadelenin taktik yolu. Asıl belirleyici olan siyasal alandaki mücadele.

Kobanê davasının ilk duruşması 26 Nisan’da görülüyor. AKP yönetimlerinin nicedir biriktirdikleri tutarsız, anlamsız, tanımsız, dolayısıyla aklı da vicdanı da yoran, okuyanı yoran, hazırlayanların yirmi birinci yüzyıl faşizminin yargı süreçlerindeki faillerini örnekledikleri; dil ve biçem açısından faşizm metinleri arasına giren iddianamelere eklenecek üç bin küsur sayfalık bir iddianameyle, 27’si iddianame hazırlanmadan tutuklanan 108 kişinin yargılanma süreci başlıyor.

Türkiye’de hukuksuzluk olarak adlandırılan uygulamalar yeni değil. Dolayısıyla, adaletsizliğe bakarken, hukuk sistemlerinden ziyade hak savunmasında diretenlerin kararlılığı – olağan şüphelilerin, onların avukatlarının ve destekleyen, dayanışma gösterenlerin direncinin altını çizmek gerekiyor. Yasaların neredeyse her gün yeniden yazıldığı, 2000’lere kadar ortalama 10 yılda bir tekrarlayan askerî müdahaleler/darbelerle kesintiye uğrayan hukuk sisteminin neredeyse her gün bir kez daha işlevsiz kılındığı bir ülkede inatla hak savunmak, düzene değil, hukuk sistemine değil, birlikte hak talep ederek çoğalmaya ve güçlenmeye, eşitlikçi, özgürlükçü bir hukuk sistemini hak talepleri üzerinden kurma imkânına olan güveni gösteriyor. Bu, siyasetin idareyle sıkıştırılamayacağını, hukukun siyaseten temellendiğini ve dolayısıyla kendinden menkul kökeninin ve varlığının olmadığını hatırlamamız açısından önemli.

Mevcut yargı yapılanmasına başvurarak hak aramak abesle iştigal gibi görünse de hukuktan vazgeçmeden devam etmek baskıya ve sömürüye karşı mücadelenin taktik yolu. Asıl belirleyici olan siyasal alandaki mücadele. Hukukun yapısı, işleyişi, yargı organlarının kompozisyonu, yargı bileşenleri arasındaki güç dinamikleri doğrudan ya da dolaylı yollardan siyasal alanın düzenlenme biçimiyle, siyasal öznelik tanınanlarla, özneler arası ilişkilenmeyle ve yönetimin siyasal alandaki konumuyla bağlantılıdır. Hukuk alanı siyasal alanın öncesinde değil sonrasındadır; siyasal alanın çerçevesini kurmaz; bu çerçeve içinde kurulur. Hakların tarifi siyasal alanın dışından değil içinden doğru yapılır; haklar pratiği siyasal alanda mümkündür.

Türkiye’de 1980 darbesiyle açılan neoliberal evrede siyasal alanın, yönetim erkini elinde bulunduranlarca salt devlet-toplum idaresiyle tanımlanarak daraltıldığını söylemek mümkün. Bunda 1982 Anayasası ve askerî rejim döneminin dayattığı kurallar işlevsel oldu. 1980’ler boyunca siyasal yasaklar etkin toplumsal ve siyasal muhalefeti bu dar alan dışında tutmakta etkiliydi. 1990’larda toplumsal muhalefeti bir nev’i lobiciliğe davet eden düzenlemelerle olağan şüpheliler yine marjinlerde tutuldu; yasaklandı. 2000’ler Kemal Derviş’in neoliberal reçeteyi yeniden canlandırmaya yakışan dışarıdan bakanlığıyla başladı –iddia, hukuka değil, ekonomiye siyaset karıştırmamaktı. Bu başlangıca yakışır bir şekilde AKP’yle devam etti. Bugün AKP, Erdoğan’ın şahsına erki devreden, bu erkten nemalanan, mecliste Erdoğan’ı temsil eden, türettiği DEVA ve Gelecek partileriyle ve yörüngesinde hareket ettiği MHP’den türeyen İyi Parti’yle yeni rejimin devamının temellerini neredeyse sağlama almış bir siyasal parti. 1980’lerden bildiğimiz modelle, kendi yörüngesinde seyredecek siyasal muhalefet arıyor -DEVA, Gelecek Partisi, İyi Parti ve CHP. Aşırıya kaçmayacaklar. Temsilî demokrasi için, cinsiyet kimliği eşitliği, İstanbul Sözleşmesi için seslerini yükseltirken parti kapatma söz konusu olunca, Kürt kadın politikacılar ve aktivistler mevcut hukuka bile aykırı bir şekilde gözaltına alındığında, tutuklandığında sesler kısılacak. Zira, onların da olağan şüphelileri var.

Bugün siyasal alan 1980’lerin fiziksel baskıyla, askerî darbeyle ve takip eden askerî rejimle daraltmış siyasal alanına çevriliyor. HDP’nin kapatılmasına yönelik hamleler; HDP milletvekillerinin birbiri ardı sıra dokunulmazlıklarının kaldırılması, HDP’li yöneticilere, yereldeki aktivistlere uygulanan baskılar Kobanê davasının iddianamesinde detaylanıyor. Bu resmin adı AKP’nin şahsiyetçi yasa sisteminin haksızlığı oluyor; siyasetin hukuka karışması değil, keyfî yasaların baskıcılığı oluyor; siyasal alanın şahısların kaprislerine teslimi oluyor.

***

Sahi, siyaset nedir? Türkiye’deki bir vakıf üniversitesinde Siyaset Bilimine Giriş dersindeki başlangıç sorularındandı. İşçi sınıfı kökenli, Kürt, kadın bir öğrenci, lisede okul müdürün her sabah öğrencilere attığı nutukta “bu okula siyasetin ‘s’sini sokmam” derken idarenin MHP Gençlik Kollarıyla örgütlendiğini verdiği yanıta eklemişti. İşte çelişki tam da burada: Siyaset müdürün idaresine kısıtlandığında, müdürün kasası doldukça açılan iştahı, an gelir parti teşkilatını ve müttefik sermayeyi bıktırır.

Bize düşen o anı beklemeden öğrenciliğimizi siyasetsiz kılmamak; inatla siyaseti savunmak. Bir de, adaleti hukuka bırakmamak. Zira, eşitlik ve özgürlük hukuk alanında değil birlikte sürekli olarak yeniden şekillendirdiğimiz siyasal alanda gerçekleşir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.