• CHP’yi yaşatmanın yolu, kuruculuğa ve “baba ocağı"na tutunmaktan ziyade artık çözülen Cumhuriyet’in devletten azade demokratikleşmesinin yollarını aramak olsa mı?

HATİCE ERGÜN

CHP’yle ilgili 21 Mayıs'ta çıkan 'mutlak butlan' kararıyla birlikte ulusal ve uluslararası siyasetin iç içe geçmişliğini hep unutan büyük akıllar, yine büyük cümleler ve derin analizleriyle konuşup yazdı. Bir bakmışsınız, emperyal güçlerin oyununa gelip piyonu olan siyasetçiler, devlet mekanizmasını çökertiyormuş; bir bakmışsınız, devlet denen tanımsız ama çok güçlü şey, siyasetçileri, halkı, grupları ve memleketi harcıyormuş; bir bakmışsınız, içimizdeki hain(ler) bencilce çıkarları için devleti, toplumu yıkmakla meşgulmüş ya da hepsi birden.

Uzak ve yakın tarihe baktığımızda tutarlılık talep eden insan aklının plan peşinde koşması tuhaf değil. Kronolojik okumanın en rahat tarihçilik biçimi olması bu nedenle olsa gerek.  Ardından kişiler/liderler üzerinden aktarılan biçim geliyor. Her iki formda da fiziksel, maddi, bedensel gücün odakta durması, tarihe bakanların işini daha da kolaylaştırır. Bu bakma/okuma biçimleri, geçmişin dünyasında sıradanın, gündeliğin içindeki gücü, aktivizmi, belirleyiciliği görmemizi zorlaştırır. Öte yandan, çelişkileri, farklı öznelik hallerinin karşılaşmasını, öngörülemeyen, gerçekleştikten sonra olasılıkları açığan çıkan gelişmeleri ve fırsat alanlarını soruşturan bir başka tarih okuma/yazma biçimi, tutarlılık ile tutarsızlık arasında salınmaktan kaçınmayarak tarihsel akışı serimler. Olguları, olayları, kişileri, aktörleri ve bunlar arasındaki ilişkiselliğin taşıdığı dinamizmi ve/ya da durağanlık anlarını bir yaratıcının, ilahi bir gücün, Türkiye’de sıkça başvurulan bir üst aklın planı kapsamında değil. hareketin, insan yapıp etmelerinin, yaratıcılığın belirsizliğini de hesaba katarak anlamaya çalışır.

Bu okuma biçimi açısından örneğin, Osmanlı tarihinin renkli simalarından Deli İbrahim bir imparatorluğun düştüğü durumun kanıtıdır. Oysa, sokağa bakılacak olsa düşülen durumun kanıtları daha önceden bulunabilir. Kazıklı Voyvoda, tarihte insanlarca uygulanan şiddetin çıktığı boyutlara örnek gösterilir; aynı anlatıda savaşlarda tutulan tarafa göre kahramanlık – gaddarlık sınıflandırmasıyla devam edilir. Oysa sokağın gündeliğine bakılacak olsa vahşetin gündeliğe yayılmış halinin, uzak geçmişten içinde bulunduğumuz ana kadar farklı biçimlerde devam ettiği netleşir.

Öyleyse bildiğimiz haliyle Cumhuriyet’in çözülüş süreci yeni başlamadı. Cumhuriyet’in kurucu devlet partisinin çöküşe karşı değişim atılımları, ne Özgür Özel’le başladı ne Kemal Kılıçdaroğlu’yla… CHP’yi 1960’lardan bu yana değiştirmek için uğraşan üyeler, genel başkanlar oldu. Parti adım adım değiştirildi. Altı Ok parti amblemi olarak kaldı diye CHP Türkiye’de laikliğin savunucusu olarak devam etmedi. Seçmen kitlesine yeri geldi böyle göründü, yeri geldi hak-hukuk-adalet temsilciliğine soyundu. Özel’in genel başkanlığıyla da radikal bir dönüşüm süreci başlamadı. Partinin mal varlığı radikal dönüşümleri kaldıramayacak düzeyde; üyelerinin çeşitliliği, Türk milliyetçiliğinin parti tarihine yerleşikliği de… Dolayısıyla, Üçüncü Dünya’da seyreden bir kapitalist devletle bağlantısı da. Mutlak butlanla olan, radikal değişim öngörülerinden ziyade CHP’yi mevcut kurumsal iktidar denkleminde bulunageldiği noktaya sabitlemek: AKP’nin alter-egosu. Özel’in genel başkanlığıyla parti söyleminde, muhalefet biçiminde gözlemlenebilecek küçük değişimlerin önünü kesmek; partinin servetini iktidar mekanizması denklemine yarar halde tutmak.

Öte yandan, bunca keyfi siyasetin karşısında durmanın yolu, 24 Mayıs Pazar günü CHP Genel Merkezi polis ve mafyaca basılırken Özel’in tutunduğu devlet-aile adamı üslûbundan ziyade sokağın dinamik üslûbu olsa mı? CHP’yi yaşatmanın yolu kuruculuğa, “baba ocağına” tutunmaktan ziyade artık çözülen Cumhuriyet’in devletten azade demokratikleşmesinin yollarını aramak olsa mı? Plastik mermi atan, biber gazı sıkan, doğrudan fiziksel şiddet uygulayan, insanları, her tür canlıyı öldürmekten kaçınmayan polisi, “gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” acizliğini yükleyip sahiplenmekten uzak durmak olsa mı?

Her şeyden önce olan bitenin, adaletsizliğin, dün CHP’nin karşı karşıya kaldığı şiddetle başlamadığını kabul etmekle işe başlamak gerekmez mi?

Özgür Özel ve ekibinin salt takipçilerinin seslerini değil, sokağın yaratıcı karmaşasını oluşturan tüm sesleri dinleme zamanı gelip geçiyor olabilir. Kendilerini, sokağın tehlikeli, cilveli, neşeli ve yorgun dinamizmine davet edelim.