Ay dedenin de iki yüzü var biri karanlık, biri aydınlık

Veysi SARISÖZEN yazdı —

28 Ekim 2022 Cuma - 08:20

  • Diktatörlüğün “bir seçimlik canı” kaldı sanmayalım. Altılının vatanı kurtaracağını aklımızın ucundan bile geçirmeyelim. Bir günlüğüne seçim sandığına yürüme yorgunluğuyla demokrasiye ulaşılamayacağını bilelim. 

AKP öncesinde de iktidarlar seçim eşiğinde “seçim ekonomisi” icabı bol keseden ihsan dağıtmıştır. Maaşlara zam ya da vergilerde küçük indirimler v.s. bildiğimiz “seçim ekonomisi”ne özgü “ikramlardır.” Ama bu iktidarların hiç biri “seçim ekonomisi” icabı attığı adımları, AKP iktidarı gibi, ülke ekonomisini “enkaza” çevirecek düzeye getirmeye cesaret edememiştir.

Neden?
Çünkü bu iktidar partileri seçim ekonomisi yoluna seçim kazanmak için girmişlerdir. Bu yolda aşırılığın, iktidara geldiklerinde altından kalkamayacakları sonuçlar doğuracağını bildikleri için “ölçülü” bir seçim ekonomisi uygulamışlardır. Verdiklerini iktidara geldiklerinde “geri” alma imkanları sınırlıdır, çok partili parlamenter rejimde bu kolay yapılamaz, devlet aygıtında tam hakimiyetleri yoktur, mesela Demirel iktidardayken, CHP ordu ve yargıda etkilidir. Enkaz yaratacak bir “seçim ekonomisi” izlediğinde, yeniden iktidara geldiği zaman o enkazın altında ezileceğini bilir. O nedenle gözünü karartmaz.

AKP ise, öyle bir seçim ekonomisi izliyor ki, bunun sonucunda, daha şimdiden ülke ekonomisi bir enkaz haline gelmiştir. Daha da gelecektir. AKP de bunları seçim kazanmak için yapmaktadır. O halde soralım; ülke ekonomisini seçim kazanmak için enkaza dönüştürmeyi AKP nasıl oluyor da göze alabiliyor? Bu seçim ekonomisi sayesinde oy oranını daha şimdiden arttırdığına ve daha beter adımlar attığında daha da arttıracağına, muhtemelen seçimi kazanacağına göre, nasıl oluyor da ekonomiyi enkaza çevirmekten korkmuyor?

Çünkü, her ne kadar iktidara seçimle gelecek olsa da, kurulu rejim faşist bir diktatörlüktür. Seçim ekonomisiyle seçim kazanmak için verdiği bütün nimetleri, fazlasıyla bu faşist diktatörlük sayesinde geri alma imkanına sahip olduğunu bildiği için “enkazdan” korkmuyor. İktidara geldiğinde “bir” vermişse, “on” geri alacak, enkazın yükünü emekçinin sırtına yükleyecektir. İtiraz edenin kafasını kıracaktır. Bakın, daha şimdiden yeni hapisaneler inşa etmekte.

Ama evdeki hesap seçime uymayabilir. Seçimi kaybedebilir. O zaman da yarattığı enkazın altında seçimi kazanırsa Altılı Masa kalacaktır. Adı üstünde bu muhalefet “altılı” olduğu için birinin yapmak istediğini diğeri er ya da geç bozacak, şu anda ekonomik pastadan tek bir parti ve onun oligarşisi nemalanırken, bu defa altı partinin her biri kendi yandaşına pastadan pay koparmaya kalkacak. Daha beteri de var: Devlet aygıtı öylesine suça batmış ve devletin içinde öylesine suç ortaklıkları kurulmuştur ki, bunlar Altılının altını önce çaktırmadan, sonra alenen oyacak. Yok eğer Altılı koalisyon bunlarla uzlaşırsa, suç ortağı polis şefleri, çakma hakim ve savcılar, kısaca devlet mafyası suç işlemeye ve ekonominin kanını emmeye devam edecek.

Yani kırk katır mı kırk satır mı hadisesiyle karşılaşılacak: Altılı seçimi kazanırsa enkazın altında pestile dönecek, kaybederse Altılı parti yöneticilerini bilmem ama, o partilerin seçmenleri Erdoğan’ın altında silindir ezmiş gibi olacak.
“Enkaz yaratan seçim ekonomisinin” sırrı budur.

Faşist diktatörlük “esnektir”. İşine gelirse “verir”, işine gelmezse verdiğini “geri alır.” Parlamenter rejimde ise böyle bir “esneklik” yoktur. Diktatörlükte söz konusu esneklik her alanda geçerlidir. Çok yazdım kestirmeden hatırlatayım. Erdoğan seçimi kazanmak için Putin’den, seçim sonrasında geri çekilmek üzere diyelim ki Minbiç’in bir iki köyünü işgal etme izni alabilir.Belki şu ara Efrîn’e giren El Nusra’yı Rojava’nın üstüne sürebilir. Bu “zaferi” medyasından pazarlayabilir ve oyunu arttırabilir. Ege’de çakma bir deniz savaşı tertipleyebilir, “kaptan-ı deryalarımızın başında Yunan’ı ezdim” deyip, biraz daha oy toplayabilir. Derken Kuzey Kıbrıs’ta Metin Feyzioğlu’na bir “referandum” düzenletip Türkiye’ye katılma kararı çıkartıp, seçim kürsüsünden “Yavru Vatan’ın katılma kararını, seçildiğim ilk gün  onaylayıp, Kuzey Kıbrıs’ı topraklarımıza katacağım” diyerek, “altın vuruşla” seçimi kazanabilir.

Sonra?
Sonra seçimin ilk haftasında, Esat’la anlaşıp, işgal ettiği yerlerden adım adım çekilebilir. Derhal Miçotakis’le masaya oturup “barış anlaşmasını” imzalayabilir. Barzani nasıl referandum sonucunu askıya aldıysa, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanma kararını tozlu raflarda kayıplara karıştırabilir.  

Ama “atı almış, Üsküdar’ı aşmıştır.” Milliyetçi seçmene soruyorum: Ne diyebilirsiniz ki?
Okurlarım, “yetti abi, içimizi karartma” diyeceklerdir. O halde “içinizi aydınlatmaya” çalışayım.
Erdoğan seçimi kazanırsa karamsar olmanız için hiçbir sebep yok. Şimdi diktatörlükle nasıl mücadele ediyorsanız yine mücadele edeceksiniz. Şu ders ışığında: Demek ki mücadelemiz Erdoğan’ı yıkmaya yetmedi, o halde daha fazla mücadele etmek gerekir. Örneğin bu defa, parlamentoya muhtemelen yüz vekille girecek olan HDP, bir yıl içinde Erdoğan’ı erken seçime zorlamak için, Altılı muhalefete “parlamentoyu boykot” baskısı yapabilir. İşte o zaman size meydanlar, sokaklar açılır. Yapın yapabileceğinizi.

Altılı kazanıp da enkaz altında debelenmeye başlayınca da yapabileceğiniz çok iş var. O durumda devlet aygıtı en az altı ay felce uğrayacaktır. Sen sokağa çıktığında polis ve jandarma şimdi olduğu gibi kitlelere saldıramayacaktır. Serhıldan serbest. Ordu bocalayacaktır, Sınır ötesindeki güçleri psikolojik çöküntüye girecektir. Barzani yönetimi yeni iktidarın ne yapacağını beklemek zorunda kalacak, Türk ordusuna yardım etmekte duraksayacaktır. Gerilla da gereğini yapacaktır.
Demek istediğim diktatörlüğün “bir seçimlik canı” kaldı sanmayalım. Altılının vatanı kurtaracağını aklımızın ucundan bile geçirmeyelim. Bir günlüğüne seçim sandığına yürüme yorgunluğuyla demokrasiye ulaşılamayacağını bilelim. Sandığa kadar yürüdükten sonra eve dönmeyip, “yola devam” etme kararlılığını gösterelim.

Öyle olursa demokrasiye de, özgürlüğe de, refaha da ulaşırsın.

Okurlarımın arasından bazı rahatına düşkünler, “yapma abi, bu çok yorucu” diyeceklerdir.

Ne diyeyim: “Demokrasi hamamına giren terler.” Hamama girmeyen “pisler”…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.